Vicdanlarımız mı kayboluyor kalabalıklarda?

30 Haz 2026 - 20:21 YAYINLANMA
Geçtiğimiz günlerde “Toplumsal Çürümeye mi adım adım gidiyoruz?” başlıklı bir köşe yazısı yazmıştım. Bu köşe yazıma onlarca olumlu geriye dönüşler oldu. Tebrikler geldi. Gerçekten insanları yazdıklarım karşısında daha az bile bahsetmişsiniz. Yapılanları gördüğümde, izlediğimde, et veya balık kokarsa ne yaparsınız “tuzlarsınız” Fakat “tuz kokmuş” Kokan ‘Tuzu’ ne yaparsınız. Ne Kanunlar, ne Polis, ne Adalet yetersiz mi kalıyor? Demeye de dilim varmıyor ama tuzu bile kokutan bu insanları “Allah ıslah etsin.”
Büyükşehirlerde yaşayanlar. Küçük şehirlerden Büyükşehirlere göç edenler ve insanların yarattığı kalabalıklar arasında sona gelinen vicdanlarımız, merhametlerimiz daha doğrusu insanlıklarımızı mı kaybetmeye başladık?
Kalabalıklar ilk bakışta güven verir. İnsan kendini yalnız hissetmez, korunmuş gibi algılar. Aynı duyguyu paylaşanlar, aynı cümleleri kuranlar, aynı yönde hareket edenler vardır. Ancak kalabalıklar büyüdükçe vicdanın sesi çoğu zaman incelir. Bu incelme bir yok oluş değildir ama çok duyulması zorlaşan bir fısıltıya dönüşür. Vicdan hiç kaybolmaz, yalnızca hatırlanmayı bekler.
Kalabalıkların içinde vicdanın zorlanmasının temel nedeni sorumluluğun dağılmasıdır. “Herkes böyle yapıyor” cümlesi, bireysel muhasebeyi askıya alır… İnsan tek başınayken durup düşünür, tereddüt eder, sınırlarını yoklar. Kalabalığın içindeyken ise kararlar hızlanır. Hızlandıkça derinlik azalır. Ama bu, geri dönüşü olmayan bir süreç değildir…
Pozitif olan şudur: Kalabalıklar vicdanı bastırsa da onu tamamen susturamaz. Çünkü vicdan, bireyseldir. Toplulukların içinde bile tek tek insanlarda varlığını sürdürür. Bazen küçük bir itirazda, bazen sessiz bir geri çekilmede, bazen de “ben buna katılmıyorum” deme cesaretinde ortaya çıkar. Büyük dönüşümler çoğu zaman böyle küçük vicdan anlarıyla başlar. Kalabalıklar insanı görünür kılar ama benzer. Bu anonimlik, hatayı kolaylaştırır…
Çünkü kimse kendini doğrudan sorumlu hissetmez. Ancak tam da burada vicdan devreye girebilir. “Herkes” yerine “ben” demeyi seçen her insan, kalabalığın yönünü az da olsa değiştirir.
Vicdanın kalabalıklar arasında kaybolmaması için yüksek sesle konuşması gerekmez. Aksine, çoğu zaman sakin ve kararlı bir duruş yeterlidir. Herkesin aynı tepkiyi verdiği yerde bir adım geri durabilmek, herkesin bağırdığı yerde sakin kalabilmek, herkesin acele ettiği yerde düşünmeyi seçebilmek… Bunlar sessiz ama güçlü vicdan eylemleridir…
Bu çağda kalabalıklar çoğu zaman hızlıdır. Hızlı karar alır, hızlı yargılar, hızlı tüketir. Vicdan ise yavaş çalışır. Yavaşlık burada bir zayıflık değil, bir denge unsurudur. Kalabalığın hızını kesen her içsel duraksama, insanı kendine geri çağırır. Bu çağrı duyulduğunda vicdan yeniden merkezine yerleşebilir. Kalabalıkların tamamen kötü olduğu düşüncesi de yanılıştır. Kalabalıklar dayanışma üretebilir, iyiliği büyütebilir, adaleti talep edebilir. Vicdan, kalabalıkla çatışmak zorunda değildir. Onu yönlendirebilir. Yeter ki bireyler, kendi iç seslerini kalabalığa feda etmesinler…
Büyükşehirler de vicdanlarını koruyabilen insan, yalnız kalmaz; aksine başkalarına yol açar. Çünkü vicdan bulaşıcıdır. Cesaret de öyledir. Bir kişinin duruşu, bir başkasına alan açar. Bu alan genişledikçe kalabalık da değişmek zorunda kalır…
Belki de umut tam buradadır. Vicdan kalabalıklarda kaybolmaz; kalabalıkların içinde yeniden öğrenilir. İnsan, “herkes” olmayı değil “insan” olmayı seçtiği her an, vicdanını bulunduğu yerden alır ve yeniden hayata katar. Fakat baktığımızda son yıllarda bazı insanların vicdanlarıyla cüzdanları arasında sıkı bağ kuruluyor. İşte tam burada vicdansızlıklar başlayınca insanların zarar görmesi de kaçınılmaz oluyor…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: