Sosyal Medya kirliliği normalleştiriliyor mu?
27 Eyl 2026 - 14:58
YAYINLANMA
Elimizden gelse 24 saat Sosyal Medya’yı kullanmak, Bilgisayar, Tablet, Telefonlarımızı elimizden bırakmamak gibi bir alışkanlık edinmeye başladık. Gençlerimizin, Çocuklarımızın çoğunluğu okullar kapandıktan sonra gezip, tozmak yerine evlerinde odalarına kapanıp günün 18 saati bilgisayar, tablet, telefonlarına kapanarak Sosyal Medya Bağımlısı oldular…
Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri iletişim kolaylaştı, bilgiye ulaşmak hızlandı, herkesin düşüncesini söyleyebileceği büyük bir alan oluştu ama zamanla bu alan başka bir tarafa evirilmeye başladı. Yön değiştirdi, amacından sapmaya başladı…
Özellikle siyaset tarafında ve ne olduğunun anlaşılmadığı, henüz ortaya çıkmadığı, netleşmenin olmadığı birçok olayda yargı mekanizması haline gelmeye başladı. Fikirlerin tartışıldığı, konuşulduğu bir ortam yerine küfürlerin, hakaretlerin, aşağılamaların ve bel altı saldırıların merkezine dönüştü. Dolandırıcıların cirit oynadığı, insanları kandırıp ağlarına düşürdüğü bir mecra alanına döndü…
Artık hayat sosyal medyada, bir elin parmağını geçmeyen oluşumlar, sosyal medyada, yüz binlerce insanı temsil ediyormuş gibi bir hava yaratabiliyor…
Algı ve manipülasyon, kaynağı, yöneticisi belirsiz hesaplardan yayılan haberler, daha çok dedikodu niteliği olan, bilgi kirliliği insanları etkiliyor. Bir siyasetçinin yaptığı açıklamayı eleştirmek başka, kişiliğine saldırmak başkadır. Bir siyasi partinin politikalarını yanlış bulmak, bu politika yerine başka politikaları savunmak demokratik bir haktır. Bir milletvekilinin kararını sorgulamak, bir bakanın icraatını eleştirmek, söylemlerine itiraz etmek siyasetin doğasındadır. Ancak bütün bunların bir sınırı olmalıdır. O sınır da, her insanın bir ailesi ve özel hayatının olduğunun unutulmamalıdır…
Bugün baktığımız, sosyal medyada bir siyasetçi hakkında yapılan bazı yorumlara göz atığınızda, ortada ne fikir var, ne eleştiri, ne de tartışma. Genellikle, öfke, küfür, aile üzerinden saldırı var. Özel hayat üzerinden imalar var. Ve en kötüsü, bütün bunların “eleştiri” adı altında normalleşmeye başlaması. Oysa hakaret etmek, eleştirmek değildir. Siyasetçiler kamuya mal olmuş kişilerdir. Elbette her hareketleri göz önündedir ve yaptıkları her zaman tartışılmalıdır.
Ve tabi ki eleştiriye açık olmak zorundadırlar. Ama kamu görevi yapmak, bir insanın ailesini, çocuklarını, özel hayatını ve kişilik haklarını hedef haline getirmemelidir. Eleştiri ile özel hayat ayrı tutulmalıdır… Bir başka konu ise, bu ayırım yapılırken, bizden olan, bizden olmayan ayırımının da yapılmaması gerekiyor…
Bu anlattıklarım, siyasi görüşü, duruşu, makamı, siyasi partisi gözetmeksizin her siyasi için geçerli olmalıdır. Sosyal medyada sınırsız fikir belirtmenin sebebi, karşı tarafta birinin olmaması olarak gösteriliyor. Oysa ekranın diğer tarafında da bir insan ama onun yakınları, ailesi var orada…
Son zamanlarda insanların birbirine tahammül edememesi gibi bir sorun görülüyor. Bu ciddi bir sorun ve adeta bir zehirdir. Tek sorumlu, sosyal medya kullanıcılıları mı?
Elbette öyle değil, siyasetçi de sorumlu bir dil kullanmalı.
Bu nedenle siyasetçiler de söyledikleri her sözün toplumdaki karşılığını düşünmelidir. Çünkü siyasette kullanılan dil, zamanla toplumun dili haline gelir. Siyasetçi seviyeyi düşürürse, toplum da düşürür. Bugün ihtiyacımız olan şey daha az eleştiri değil, daha kaliteli eleştiridir. Sosyal medya özgürlük alanıdır.
Ama özgürlük, sınırsız hakaret etme özgürlüğü değildir…
Bu noktada bazen sınır aşılıyor. Hele ki seçim sürecinde olduğumuz bu zamanlarda, herkese düşen daha olumlu bir dil kullanmaktır. Çünkü siyaset değişir, iktidarlar değişir, partiler değişir, geriye toplumun birbirine karşı kullandığı ağır dil kalır…