Çığırından çıkan sosyal medyayı mı, gerçeklere mi?

25 Eki 2026 - 20:06 YAYINLANMA
İnternetin hayatımıza girmesiyle birden biranda yaygınlaşan ve özellikle gençlerin, sahtekâr ve Dolandırıcıların soysal medya ki artık hayat orada yaşanıyor sloganıyla adeta bir curcuna yaşanmaya başlandı. Neyin doğru, neyin yanlış, neyin gerçek veya sahte olduğunu anlayamıyorsunuz...
Tam bir algı merkezi, manipülasyon odağı!
       Doğru ile yanlış arasında bir yönlendirme aracı olmaya başladı. Bir başka taraf ise insanlar kendilerine göre bir doğruya inandılar mı, aynı konuya kolay kolay başka açılardan bakmıyorlar. Oysa değişmeyen bir kuraldır “Gerçekler acıdır ve er geç ortaya çıkar.” Belki de bu yüzden insanlar çoğu zaman gerçeği değil, duymak istediklerini tercih eder, öyle mutlu olur, gerçeklerden kolaya kaçar. Bugün her türlü imkân var, bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay oldu ama gerçeklere çok az insan ulaşıyor...
       İlginç olan şu ki doğruyu, yanlışı görmek, araştırmak, kolayken herkesin kendi doğrusuna, gerçeğine inanmayı tercih etmesi, bunu daha kolay bulması ve kendini bu şekilde mutlu hissetmeye başlaması. Artık insanlar bir olayın doğruluğunu araştırmaktan çok, kendi düşüncelerini destekleyenlere inanmayı tercih ediyor, böyle olunca da kandırılmak, olmayan yanlışlara, sahteciliğe olmuş gibi sahip çıkmak, hatta savunmak durumunda oluyorlar. Bir haber, bir paylaşım ya da bir yorum, eğer mevcut düşünceyi, inancı, inanmak istenileni destekliyorsa, sorgulamadan kabul ediliyor…
       Aksi durumda ise en güvenilir kaynak bile olsa şüpheyle bakılıyor, inanmak istenilmiyor. Çünkü mesele çoğu zaman gerçek değil, inanmak istenilen şeydir. En başta söylediğim gibi sosyal medya bu eğilimi daha da güçlendiriyor. Yanılsamalar, görseller, aramalar, inanmak istenilenler bize sürekli hoşumuza giden, sorgulamadan inandıklarımızı gösteriyor…
       Farklı görüşlere kesin karşıtlıkla yaklaşılması da işin bir başka tarafı, herkes genel olarak kendi düşüncesinin tek doğru olduğuna inanıyor. Ortak bir noktada üstelik iyi veya kötü zamanlarda bile bu nedenlerle gelmek zor oluyor. Böylece aynı olay hakkında birbirinden tamamen farklı gerçeklikler oluşuyor. En kötüsü de bunlara inanların çok olması, tahammülsüzlük, saygı düzeyinin ve tartışma kalitesinin düşmeye başlamasıdır. Sosyal Medyanın etkisi yalnızca siyasette değil, sağlıkta, ekonomide spor takımlarını desteklemede yani taraftarlıkta ve günlük hayatın her alanında karşımıza çıkıyor…
Dedikodu, yalan, gerçekten daha hızlı yayılıyor!
       Görüyoruz ki insanlar çoğu zaman araştırmıyor, gerçeği öğrendikten sonra tepki göstermeyi beklemiyor, korku, öfke ya da nefret gibi duygularına yenik düşüyor ve insanlar çok çabuk sinirleniyor. Maalesef ki algının, duyguların yönettiği bir ortamda gerçekler sessizlikte kalıyor…
       Pek çok alanda yaşanıyor bunlar, en görünür ise siyaset alanı. Olmayanı, yapılmayanı, yapılıyor gibi gösterme becerisi, gerçekten başlı başına bir sanat haline getirildi. Oysa gerçek olan her ne varsa gün gibi ortada. İnanacak bir kesim hâlihazırda varken, çok bir çaba göstermeye de gerek yok. Oysa sağlıklı bir toplumun temelinde sorgulamak var. O zaman yapacak bir şey yok, her tercihin bir sonucu var, hak edilen ne ise karşılığı da odur…
       En doğrusu, önyargıları bırakarak, mantığı ve farklı görüşleri değerlendirebilmeye fırsat vermektir. Hoş sözler, hareketler sadece günü kurtarır, gerçeklerle yüzleşmek, takım tutar gibi körü körüne inanmak ve gerçeğin yeri almaz. Özellikle siyaset alanında, gördüğünüze ve gerçeklere inanın, size söylenenlere değil…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: