İran’ın asimetrik sürprizi ve ABD uçak gemilerine karşı Avrasya’nın akıllı füzeleri!
Çin ve Rusya, sarı öküzü ABD’ye vermezse İran savaşta sürpriz yapabilir mi? Avrasya jeopolitiğinde dengelerin yeniden kurulduğu bir döneme girildi. Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’nun, ABD’nin İran’a yönelik savaş tehdidine karşı Tahran yönetimine açık destek vermesi, stratejik müttefikliğin artık söylem düzeyini aşıp, fiilî bir Avrasya merkezli stratejik dayanışma eksenine dönüştüğünü gösteriyor. Bu gelişme, uluslararası siyasetin kadim ibretlerinden biri olan meşhur “sarı öküz” hikâyesini hatırlatmaktadır:
Geniş düzlüklerde yaşayan büyük bir öküz sürüsü, birlik oldukları için aslanlara karşı kendilerini hep korurmuş. Bir gün, yaşlı bir aslan barış teklifiyle gelmiş: "Şu sarı öküzün rengi bizi tahrik ediyor, onu bize verin bir daha size saldırmayalım" demiş. Sürü, yaşlı bir öküzün “Yapmayın!” uyarısına rağmen huzur bulacaklarını sanarak sarı öküzü feda etmiş.
Ardından aslanlar her seferinde farklı bir bahaneyle (kuyruğu kısa olan, rengi kara olan diyerek) sürüden birilerini istemeye devam etmiş. Her taviz, öküz sürüsünü biraz daha eksiltmiş ve zayıflatmış; aslanları ise daha da güçlendirmiş.
Nihayetinde aslanlar artık bahane bile üretmeden saldırıp, sürüyü yok etmeye başladığında, öküzler hatayı nerede yaptıklarını tartışmışlar. İçlerinden biri acı gerçeği söylemiş: “Biz bu savaşı, sarı öküzü verdiğimiz gün kaybettik!”
Kıssadan hisse; Çin ve Rusya tarafından anlaşılmış olmalı ki; Moskova, Pekin ve Tahran yönetimlerinin Avrasya’daki bu dayanışma refleksi, yalnızca İran’ın savunulması değil, aynı zamanda tek kutuplu düzenin dayattığı kuşatma stratejisine karşı kolektif bir direnç hattının inşa edilmesi anlamına gelmektedir.
Attan büyük deve, deveden büyük fil varsa?
ABD'nin İran ve Küba'yı cezalandırma ve tecrit etme amaçlı önlemlerine karşı Rusya ve Çin'in koordineli eylemleri ne anlama geliyor? Kısaca söz edelim; Rusya ve Çin, İran ve Küba'ya yönelik Amerikan baskısına karşı koymak için birleşti. Geleneksel olarak İran'ın rakibi olan Suudi Arabistan, bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracak bir tırmanmadan korkarak itidal çağrısında bulundu.
Tahran'ın müttefikleri olan Çin ve Rusya, herhangi bir askeri müdahaleye karşı olduklarını ifade ederek, böyle bir eylemin küresel güvenlik üzerindeki sonuçları konusunda uyardılar. Moskova ve Pekin, diplomatik çözüme ve İran nükleer anlaşmasına bağlılığa desteklerini yinelediler.
Rusya ve Çin sadece açıklamalarla yetinmiyor; bunları somut ekonomik, diplomatik ve askeri önlemlerle destekliyorlar. Amerikan hegemonyasının temelleri çökmeye başlıyor. ABD'nin İran ve Küba'yı cezalandırma ve tecrit etme amaçlı önlemlerine karşı Rusya ve Çin'in koordineli eylemlerini anlamak önemlidir.
Çin ve Rusya; İran’ı silah manyağı mı yaptı?
Haziran 2025'te İran ile İsrail arasında yaşanan ve 24 Haziran'da ABD arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesle sona eren on iki günlük savaştan bu yana, Rusya ve Çin, İran'a diplomatik, ekonomik, askeri ve stratejik destek sağladı. Bu, Tahran'ın nükleer tesislerine, hava savunmasına ve füze altyapısına yönelik saldırılardan toparlanmasına ve aynı zamanda Batı baskısına karşı Moskova ve Pekin ile ortak "eksenini" güçlendirmesine olanak tanıdı.
Bu destek koşulsuz olmaktan ziyade pragmatikti; iki ülke de çatışma sırasında doğrudan müdahale etmedi, bu da İran'da bir miktar hayal kırıklığına neden oldu; ancak yine de o zamandan beri geçen aylarda önemli ölçüde arttı. Tahran, Pekin ve Moskova'da eş zamanlı olarak gerçekleştirilen, en önemli gelişme, 29 Ocak 2026'da Üçlü Stratejik Paktı'nın imzalanmasıdır. Bu pakt, diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında iş birliği için kapsamlı bir çerçeve sunarken; egemenlik, yaptırımlara direnç ve çok kutupluluğu öne çıkarmaktadır.

Bu anlaşma, üç gücü ortak bir stratejik çerçeve içinde birbirine bağlayan üçlü bir koordinasyon mekanizmasını ilk kez resmileştiriyor. İran'ın Rusya ve Çin ile daha önce imzaladığı ikili anlaşmalara dayanıyor. Hem Rusya hem de Çin, İran'a önemli miktarda askeri yardım sağlıyor, ancak Çin'in ekipman tedarikinde daha belirgin bir rol oynadığı, Rusya'nın ise İran'a kritik istihbarat sağladığı görülüyor.
Rusya ve Çin'den İran'a son aylarda büyük askeri sevkiyatlar yapıldığı ortaya çıktı. Askeri uçaklarla taşınan silah ve teçhizatlar, Tahran'ın savunma ve saldırı kapasitesini belirgin biçimde artırırken, bölgedeki güç dengelerine dair güçlü mesajlar içeriyor.
Rusya Mi-28NE saldırı helikopterleri (teyit 2026 başlarında bekleniyor) ve muhtemelen MIG-29 savaş uçakları teslim etti. Rusya ayrıca İran'a çok sayıda askeri nakliye uçuşu gerçekleştirdi, Çin, İran'ın hava savunma sistemini modernize etmeye odaklanarak, Rus S-300'e benzer uzun menzilli karadan havaya füze sistemleri olan HQ-9B karadan havaya füze sistemleri tedarik etti.
Teslimatlar Temmuz 2025 gibi erken bir tarihte bildirildi ve İranlı yetkililer, İsrail saldırıları sonucu oluşan kayıpları telafi etmek için bu sistemlerin konuşlandırıldığını doğruladı. Ayrıca, F-35 gibi hayalet uçakları tespit etmek için YLC-8B uzun menzilli gözetleme radarları konuşlandırdı ve savaş sırasında hasar gören balistik füze üretim hatlarını yeniden inşa etmek için füze bileşenleri (katı yakıtlı itici sistemler ve güdüm sistemleri dahil) gönderdi. İran, İsrail'in sürpriz saldırısını başlattığı 13 Haziran 2025'e kıyasla önemli ölçüde daha güçlü bir askeri konumda bulunuyor.
ABD İran'a saldıracak mı?
ABD ordusu, bölgenin İslam'ın kutsal ayı Ramazan'a girmesiyle birlikte İran'a yakın bir mesafede muazzam bir uçak ve savaş gemisi filosu yığıyor. ABD'nin Orta Doğu'ya gönderdiği son askeri teçhizat, sürdürülebilir bir hava harekatı için gerekli olan eksik yeteneklerin çoğunu içeriyor.
Ocak ayının sonlarından beri bölgede bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisi, yaklaşık 40-45 adet F-35C ve F/A-18 savaş uçağı, Growler elektronik savaş jetleri, erken uyarı radar uçakları ve MH-60 saldırı helikopterleri de dahil olmak üzere yaklaşık 60-70 savaş uçağından oluşan bir hava filosunu da taşıyor.
Ortadoğu'da toplanan güç, İsrail Hava Kuvvetleri'nin yüzlerce savaş uçağı da dahil olmak üzere yetenekleri ve ABD Hava Kuvvetleri'nin “küresel hava gücü” bombardıman uçaklarıyla birleştiğinde, günler değil haftalar sürebilecek büyük bir operasyon için yeterli olup olmadığı ilerleyen süreçte görülecek.
Diplomatik görüşmelerin daralması ve askeri hazırlıkların yoğunlaşmasıyla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri ve İran son yıllarda hiç olmadığı kadar potansiyel bir askeri çatışmaya yakın görünüyor. Gözlemcilere göre savaşın eli kulağında. ABD'nin birkaç hafta içinde saldırı düzenleme olasılığını yüzde 80-90 olarak değerlendiriliyor.
İran ABD ile savaşa nasıl hazırlanıyor?
ABD'nin askeri varlıklarını artırmasıyla birlikte, İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nı gerçek mühimmatlı bir tatbikat için trafiğe kapattı. Ocak ayında Trump'ın askeri müdahale tehdidinde bulunmasından bu yana boğazın bazı bölümleri ilk kez kapandı. "Hürmüz Boğazı'nın Akıllı Kontrolü" adı verilen tatbikatlar, Pazartesi günü başladı. Hedeflere gemisavar seyir füzeleri ateşleniyor. İran Devrim Muhafızları'na ait insansız hava araçları ve denizaltı birimleri üç İran adasından hareketle operasyonlar yürütüyor. Tatbikat kapsamında Rus, Çin ve İran deniz kuvvetlerin Hürmüz Boğazı'nda koordinasyon, taktiksel hazırlık ve hızlı müdahale prosedürlerini test ediyorlar.

İran, Çin ve Rusya’nın, Hürmüz Boğazı'nda düzenli olarak 2026 Deniz Güvenlik Kuşağı deniz tatbikatı yapması, Beyaz Saray ile Pentagon'un bunu dikkate alması için önemli nedenleri var. ABD'nin İran'a yönelik bir saldırısı sırasında bu sularda Rus veya Çin savaş gemilerinin bulunması, planlamacıların ele alması gereken askeri ve siyasi sonuçlar doğurabilir. Aynı zamanda, devam eden ABD askeri yığılması ve tatbikatın zamanlaması, bunun operasyonel bir etkiden ziyade bir mesaj verme etkisi yaratacağına işaret ediyor. İran, ültimatomlara rağmen meydan okumaya devam ediyor ve herhangi bir saldırıya eşi benzeri görülmemiş bir misilleme sözü veriyor.
İran'ın elinde ABD ordusunu imha edecek kıyamet silahı var mı
Trump'ın bölgeye göndermekle övündüğü "muhteşem donanma" İran liderliğini korkutmamış olmalı ki; İran'ın Türk asıllı dini lideri Hamaney, “Amerikalılar sürekli olarak İran'a bir savaş gemisi gönderdiklerini söylüyorlar. Elbette, bir savaş gemisi tehlikeli bir askeri teçhizattır. Ancak, o savaş gemisinden daha tehlikeli olan, o savaş gemisini denizin dibine gönderebilecek silahtır.” dedi.
Hamaney’in bu sözleri, klasik askeri güçten ziyade stratejik ve asimetrik üstünlüğe vurgu yapan siyasi bir mesaj içeriyor. Nasıl mı? İran, devasa uçak gemileriyle açık denizde rekabet edemeyeceğinin farkında. Bu yüzden “asimetrik savaş” stratejisini benimsemiş durumda.
Hamaney bu sözü ile muhtemelen İran’ın geliştirdiği gemi savar balistik füzelerini ve kamikaze insansız hava araçlarını kastediyor. Özellikle “Basra Körfezi” gibi dar sularda, milyarlarca dolarlık bir uçak gemisinin, çok daha ucuz ama etkili bir füze yağmuruyla saf dışı bırakılabileceği mesajını veriyor.
Bu açıklama aynı zamanda bir psikolojik harp taktiğidir. Kendi halkına ve müttefiklerine “korkmayın, devasa gemileri olsa da bizim onları durduracak gizli/etkili yöntemlerimiz var” güvenini vermeye çalışıyor. Kastedilen "silah" tek bir fiziksel objeden ziyade, gemiyi hedef alabilecek hassas füzeler, intihar botları ve bunları kullanacak olan ideolojik kararlılığın birleşimidir. İran'ın füze ucuna takılabilecek modern, gelişmiş bir savaş başlığı üretmesine gerek yok. 80 yıl önce ABD'nin Hiroşima'yı yerle bir etmek için kullandığı bombaya benzeyen ilkel bir cihazı deneyebilir.
Çin ve Rusya, İran’a lojistik destek verir ama ABD’ye karşı yanında savaşmaz!..

Öncelikle, savaşın çok düşük bir ihtimal gibi göründüğü söylenebilir. İran işgal edilemeyecek kadar büyük, Trump'ın dış politikası çok tartışmalı ve ABD'nin de uluslararası destekle bu savaşı başlatmak için yeterli bir gerekçesi/anlatı yok. İran'a saldırı olması durumunda Rusya ve Çin'in çatışmaya katılacağını kimse beklemesin. Ancak İran'ın kendisini etkili bir şekilde savunabilmesini ve ABD'nin rejim değişikliği girişimlerine karşı koyabilmesini sağlamak için koordineli ve önemli adımlar atıyorlar.
ABD, Körfez’de yaşayacağı bir yenilgiyi geri çekilmesine gerekçe gösterebilir!..

ABD savaş filosunun İran’ın verebileceği hasar ve tahribatla karşılaşması, Pentagon’un yenilenen savunma doktrininde yer alan “Homeland Defense / Anavatan Savunması” yaklaşımını uygulaması için önemli bir gerekçe oluşturacaktır. Askerî perspektiften bakıldığında bu değişim; Çin ve Rusya gibi rakiplerin hipersonik füzeler ve uzay tabanlı silahlarla Amerikan topraklarını doğrudan tehdit edebilir hâle gelmesine karşı, “Golden Dome” gibi yeni nesil hava savunma sistemlerini önceliklendiren stratejik bir yanıt niteliği taşımaktadır.
Aktif tarafsızlık stratejisi ekseninde Türkiye'nin rolü…
Çin ve Rusya'nın İran'ı "sarı öküz" olarak feda etmeyeceği, 2026 başında imzalanan Üçlü Stratejik Pakt ile artık bir varsayımdan öte fiilî bir savunma hattına dönüşmüştür. İran'ın bu savaşta yapacağı asıl sürpriz, elindeki tek bir "kıyamet silahı”ndan ziyade, Rus istihbarat desteği ve Çin’in yüksek teknolojili savunma sistemleriyle tahkim edilmiş asimetrik vuruş gücüdür. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi dar bir alanda, ABD uçak gemilerini hedef alabilecek bu kolektif direnç, Washington’un askeri maliyetlerini göze alınamaz seviyelere çekebilir.
Bu noktada Türkiye, jeopolitik bir sıkışmışlık ile tarihi bir fırsat arasında durmaktadır. Ankara bir yandan NATO müttefiki olarak baskı görse de İran’ın istikrarsızlaşmasının yaratacağı mülteci krizi ve bölgesel boşluktan terör örgütlerinin faydalanma riski nedeniyle savaşa mesafeli duracaktır. Türkiye'nin buradaki asıl rolü, Batı ile Avrasya bloğu arasında bir “diplomatik emniyet supabı” görevi görerek çatışmanın bölgeye yayılmasını engellemek ve enerji koridorlarının güvenliğini sağlamak üzerine kurulu bir aktif tarafsızlık stratejisidir.
