Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı Paşa’ya itirazım var!
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı Paşa’ya itirazım var!
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı’nın Millî Gazete’de yayımlanan “Suriye'de devletin içine giren Terör: 30 Ocak Mutabakatı, fiili özerkliğin kalıcılaşması ve Türkiye'ye taşınmak istenen model” başlıklı, kıymetli analizini okudum.
Cihat Paşa yazısında; Suriye’de 30 Ocak’ta ilan edilen mutabakatın kamuoyuna “entegrasyon”, “merkezî yönetime dönüş” ve “ülke bütünlüğü” söylemleriyle sunulduğunu, oysa sahadaki gerçekliğin bu anlatıyla örtüşmediğini belirtmişti.
Terör örgütü YPG/PKK’nın tasfiye edilmediğini, silahsızlandırılmadığını ve dağıtılmadığını vurgulayan Yaycı; aksine örgütün devlet yapısının içine alınarak, kamufle edilerek kalıcılaştırıldığını ifade etmişti. Tüm bunların, terörü bitiren bir çözüm değil; terörü devlet zırhına sokan stratejik bir hata olduğunu, sahadan örneklerle altını çizmişti.
Reddiye değil itiraz!..
Evet, görünürde Paşa’nın belirttiği hususlar aynısıyla vakidir. Ancak yazmadığı bir nokta var: Türkiye'nin 30 Ocak Mutabakatına düştüğü şerh. Ankara, "Arap kartı”na karşı "Kürt kartı”nı elinde tutmayı sürdürmektedir.
Bölgedeki Arap milliyetçiliğinin veya muhtemel bir Arap bloğunun Türkiye'nin nüfuz alanını daraltma riskine karşı Ankara, elindeki Kürt kartını bir sigorta olarak görmektedir.
Bu strateji, Kürt siyasi hareketini tamamen tasfiye etmekten ziyade; onu kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir bir düzlemde tutarak bölgesel rakiplerine karşı bir koz olarak kullanma amacı taşımaktadır.
Türkiye; bir yandan sınır güvenliğini tahkim ederken, diğer yandan Suriye ve Irak’ın kuzeyini tek bir blok hâlinde değil, birbirini dengeleyen ve Ankara’ya mecbur kalan parçalı bir yapı olarak dizayn etme peşindedir.
30 Ocak Mutabakatı’ndaki "sessiz şerh", aslında bu uzun vadeli kompartımanizasyon
stratejisinin yani sorunları ve aktörleri birbirinden ayırarak yönetme doktrininin bir yansımasıdır.
Ayrıca Ankara, Kuzeydoğu Suriye'deki PKK odaklı Kürt yapısını;
Irak'ın kuzeyindeki Erbil ve Duhok merkezli Kürt yapılanmasına karşı
bir baskı ve denge unsuru olarak kullanmayı da hesaplamaktadır.
Ankara, ABD ve Rus askeri gücünü Suriye'de etkisizleştirdi…
ABD, Suriye’de SDG/PKK/PYD/YPG güçlerine verdiği askerî desteği sonlandırdı.
Uluslararası kamuoyunda şaşkınlıkla karşılanan bir kararla, bu yapılara
merkezi yönetimle entegrasyon çağrısında bulundu.
ABD güçleri; Suriye'nin doğusunda, Suriye-Ürdün-Irak sınırlarının kesiştiği
stratejik bir noktada yer alan El-Tanf askerî üssünü boşalttı ve orada
konuşlanmış birliklerini Ürdün'e nakletti. Daha önce de Rusya;
Suriye'deki Kamışlı Havaalanı’ndan personel ve askerî teçhizatını çekmişti.
Evet PYD/YPG imha edilmedi çünkü?
Kuzeydoğu Suriye'deki bölgesel yapının bütünüyle tasfiye edilmek yerine Şam yönetimine eklemlenmesi sürecinde; MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin deyimiyle “PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın" etkisi, Türk kamuoyunda genişçe tartışılmıştır.
Bu süreçte Türkiye’nin “yumuşak güç” (soft power) stratejisi, sahadaki dinamiklerin dönüştürülmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Suriye’de Ocak 2026 boyunca yaşanan şiddetli çatışmaların ardından, Ankara’nın gözetiminde Şam yönetimi ile SDG (PKK/PYD/YPG) arasında askerî ve idari entegrasyonu öngören kritik bir mutabakata varılmıştır.
30 Ocak 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan bu mutabakat, kapsamlı askerî düzenlemeler ile idari ve sivil birleşme adımlarını içermektedir. Bu doğrultuda, Halep vilayeti sınırları içerisinde Suriye ordusuna bağlı yeni bir askerî tümen kurulması ve bu tümen bünyesinde SDG birimlerinden müteşekkil üç tugayın görev yapması kararlaştırılmıştır.
Ayrıca, sadece Ayn el-Arab/Kobani’deki güçlerden oluşan özel bir tugayın teşkil edilmesi ve bu yapının SDG, YPG ile YPJ unsurlarından meydana getirilerek asker mevcudunun 1.500 ile 3.000 arasında sınırlandırılması üzerinde durulmuştur.
Kurumsal birleşme ekseninde ise mevcut "özerk yönetim" bünyesindeki sivil kurumların kademeli olarak Suriye devlet kurumlarına devredilmesi, bu geçiş sürecinde mevcut sivil çalışanların kadroları ile kazanılmış özlük haklarının Suriye Arap Cumhuriyeti'nin güvencesi altına alınması öngörülmüştür.
Suriyeli olmayan PKK’lılar Irak’a gidiyor…
Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.
Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer almıştı.
Arap Ligi'nde Suriye Arap Cumhuriyeti…
Orta Doğu, cihanşümul kadim Türk devlet geleneğinin Küresel hâkimiyet vizyonunda stratejik bir ağırlık merkezidir. Türkiye, her geçen gün Arap Ligi’ndeki özgül ağırlığını artırmayı sürdürmektedir. Sudan ve Somali’nin yanı sıra Libya ile kurulan derin ilişkilerin ardından; Suriye Arap Cumhuriyeti de Türkiye ile birlikte yeni bir dönemin stratejik müttefiki olarak tarih sahnesindeki yerini almaktadır.
Bu hamlelerle Türkiye, Arap Ligi içerisindeki muarızlarına karşı önemli müttefikler kazanmış ve bölgesel nüfuzunu tahkim etmiştir.
Hülasa; Ankara'nın, Suriye'de PKK/PYD/YPG/ SDG’ye yönelik izlediği strateji son tahlilde başarılıdır.