Nedense türkülerimize konu olan Cezayir’de bir kriz patlak vereceğine dair bazı endişelerim var. Ukrayna ve İran savaşları, bu ülkenin Avrupa’nın enerji tedarikindeki rolünü daha belirginleştirdi. Sömürgeci Avrupa’nın kesik damarlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Baskı altındaki Avrupa’da, özellikle Fransa-Almanya ikilisinin Cezayir’e yönelik bir askerî harekâta kalkışması veya Cezayir’deki kullanışlı muhalif unsurlar üzerinden bir darbe girişiminde bulunma olasılığı yüksek.
Cezayir, Afrika kıtasının en kuzeyinde, Akdeniz kıyısında yer alan bir Kuzey Afrika ülkesi. Doğuda Tunus ve Libya, batıda Fas ve Batı Sahra, güneyde ise Nijer, Mali ve Moritanya ile komşu.

2.381.741 km²'lik yüzölçümü ile kıtanın en büyük ülkesi olan Cezayir, Afrika'nın Akdeniz'e açılan önemli stratejik kapısı konumuyla, kıtanın ticari kapısı ve dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz rezervleriyle öne çıkıyor.
Cezayir, Türkiye diplomatik ilişkileri ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1962 yılında tesis edildi. İki ülke arasında 2006 yılında “Dostluk ve İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Cezayir için Türkiye, İspanya, İtalya ve Portekiz’le birlikte “stratejik ortak” konumunda.
Cezayir; AB, ABD ve Rusya ile stratejik bağlarını yeniden düzenlenmesi kapsamında Batı ile ilişkilerini güçlendirirken Rusya ile olan köklü bağlarını da yeniden değerlendiriyor. ABD ile askeri işbirliğine ilişkin türünün ilk örneği olan bir Mutabakat Zaptı (MoU) imzaladı. Batılı güçler Cezayir'in tutum değişikliğini, Kuzey Afrika ülkesindeki Rus ve bir ölçüde Çin ve İran etkisini azaltmak için fırsat görüyor.
Cezayir-AB İlişkileri ve Enerji Jeopolitiği…
Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesiyle birlikte küresel enerji dinamikleri köklü bir değişime uğramıştır. Rus doğalgazına yönelik uluslararası yaptırımlar, Avrupa Birliği (AB) ve Cezayir arasındaki stratejik iş birliğini her iki taraf için de çok daha kritik bir noktaya taşımıştır.
Cezayir, AB ile ilişkilerini güçlendirmeyi kendi ekonomik ve sosyal istikrarının temel taşı olarak görmektedir. 2023 verilerine göre AB, Cezayir’in toplam ticaretinin yüzde 50’sinden fazlasını gerçekleştiren en büyük ortağı ve aynı zamanda Cezayir doğalgazının bir numaralı ithalatçısı.
Hidrokarbon ihracatının Cezayir'in döviz gelirlerinin yüzde 95'ini oluşturduğu ve ulusal ekonomik faaliyetlerin yüzde 40'ını finanse ettiği göz önüne alındığında, AB pazarının Cezayir ekonomisi için hayati önemi açıkça görülüyor.
Avrupa enerji tedarikinde Cezayir'in rolü…
Cezayir, Avrupa Birliği için kritik bir enerji ortağı. 2023 yılında boru hattı gazının yaklaşık yüzde 19'unu sağlayarak birliğin üçüncü büyük doğal gaz tedarikçisi oldu. AB, Rus gazına olan bağımlılığını azaltmaya çalışırken, Cezayir, boru hatları aracılığıyla İtalya ve İspanya'ya hayati önem taşıyan istikrarlı bir tedarik sağlıyor; ancak enerji altyapısı hem yüksek iç talebi hem de artan Avrupa talebini karşılamak için yatırıma ihtiyaç duyuyor.
Cezayir–AB İlişkilerinde tıkanma…
Güçlü ekonomik ve enerji bağlarına rağmen, Avrupa Birliği ile Cezayir arasındaki ilişkiler son dönemde belirgin biçimde gergin. Bu tıkanmanın arkasında üç temel başlık öne çıkıyor. Batı Sahra meselesinde, Fransa ve İspanya gibi bazı AB ülkelerinin Fas’a yakın durması, Cezayir’in tepkisini artıran başlıca unsurdur. Göç konusunda ise Cezayir’in AB politikalarına mesafeli yaklaşması ve geri kabul anlaşmasının imzalanamamasından dolayı düzensiz göç sorunu çözümsüz.
Ekonomik cephede de karşılıklı güvensizlik derinleşmiştir. AB’nin Cezayir’e karşı başlattığı ticari ihtilaf sürecine karşılık, Cezayir; Avrupa’nın yatırım, teknoloji transferi ve ticaret politikalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirmektedir. Buna, vize sorunları ve karşılıklı suçlamalar da eklenince ilişkiler daha kırılgan hale gelmiştir. Tüm bu gerilimlere rağmen, coğrafi yakınlık ve karşılıklı bağımlılık dikkate alındığında, ilişkilerin onarılması her iki taraf için de kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.
Cezayir nereden nereye?
2019 yılının başlarında, milyonlarca Cezayirli, dönemin Cumhurbaşkanı Abdelaziz Bouteflika’nın beşinci dönem için adaylığını protesto etmek üzere sokaklara döküldü. 22 Şubat’ta başlayan ve Hirak Protestoları olarak adlandırılan bu süreç, Cezayir’in 1962’deki bağımsızlığından bu yana en önemli siyasi kırılmalardan biri oldu. Bu eşi benzeri görülmemiş huzursuzluk, Bouteflika’nın militarist yönetiminin sivil görünümünü ortadan kaldırarak istifasına ve hükümet yetkilileri ile iş dünyası yöneticilerinden oluşan yakın çevresinin yargılanmasına yol açtı.
Ancak bu gelişmeler, rejimin yapısal dönüşümü anlamına gelmedi. Askerî liderlik, siyasi krizi anayasal çerçevede seçimlerle çözme stratejisini devreye sokarken; sistem, birden fazla güç merkezine dayanan yapısını koruyarak süreci yönetmeyi başardı. Buna rağmen, muhalif hareketlerin etkisi yalnızca ülke içiyle sınırlı kalmadı.
Hirak sonrası Cezayir’de muhalefetin kalıcı etkisi…
Paris merkezli MAK (Kabylie’nin Kendi Kaderini Tayin Hareketi), Cezayir’in kuzeyindeki Berberi ağırlıklı Kabylie bölgesinin özerkliğini—hatta zamanla bağımsızlığını—savunan bir yapılanma olarak öne çıkan hareketin liderliğini Ferhat Mehenni yürütüyor.

Ferhat Mehenni liderliğindeki MAK/Kabiliye Kendi Kaderini Tayin Hakkı Hareketi, Cezayir’in kuzeydoğusundaki Kabiliye bölgesinin bağımsızlığını savunan ayrılıkçı bir yapı. Kariyerine protest müzisyen olarak başlayan Mehenni, 2010 yılında Fransa’da "Kabiliye Geçici Hükümeti"ni kurmuş ve 2025 yılı sonunda sembolik bir bağımsızlık ilanında bulunmuştur.
Temelini Berberi milliyetçiliği ve laiklik üzerine kuran hareket, Cezayir’in merkezi yönetimini “sömürgeci” olarak nitelendirmektedir. Buna karşılık Cezayir devleti, MAK’ı 2021 yılında terör örgütü ilan ederek faaliyetlerini yasaklamıştır. Hareketin merkezinin Paris’te olması Fransa-Cezayir ilişkilerinde gerginliğe yol açarken; grubun dış politika arayışları, konuyu Mağrip bölgesindeki jeopolitik rekabetin bir parçası haline getirmiştir.
MAK, özellikle diaspora üzerinden örgütlenerek Fransa’daki Cezayirli Berberi topluluğu içinde dikkat çekici bir mobilizasyon kapasitesi geliştirmiştir. Bu durum, hareketin yalnızca yerel değil, aynı zamanda ulusötesi bir etki alanı oluşturma çabasında olduğunu da göstermektedir. Buna karşılık Cezayir yönetimi, söz konusu yapıyı “ayrılıkçı” ve “ulusal birliği tehdit eden” bir oluşum olarak tanımlamakta; nitekim 2021 yılı itibarıyla MAK’ı resmî olarak “terör örgütleri” listesine dahil ederek bu yaklaşımını kurumsal bir zemine oturtmuştur.

Hareket, uluslararası meşruiyet arayışını güçlendirmek amacıyla hukuki ve diplomatik kanalları da devreye sokmaya çalışıyor. Bu kapsamda MAK yetkilileri, İngiliz istihbaratının yönlendirmesiyle, Londra merkezli önde gelen bir uluslararası hukuk firmasından destekleyici bir hukuki görüş temin etmek üzere girişimlerde bulunmuştur. Söz konusu adım, hareketin yalnızca siyasi söylemle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda uluslararası hukuk zemininde kendisine alan açmaya çalıştığını ortaya koymaktadır.
Bu stratejik yönelimin, geçmişte Fas hükümetiyle temas kurma çabalarının devamı niteliğinde olduğu görülmektedir. Nitekim MAK, daha önce Kabile bölgesinde bağımsız bir devletin ilanı için Fas’tan açık destek talebinde bulunmuş; böylece bölgesel dengeleri de içine alan daha geniş bir diplomatik arayışa girmiştir.
Öte yandan Londra merkezli Rachad Movement, rejim değişikliği talebiyle öne çıkan ve daha çok siyasi-ideolojik muhalefet çizgisinde konumlanan bir harekettir. 1 Kasım 1954 tarihli ‘Bildirge’de belirtilen “İslami ilkeler çerçevesinde egemen, demokratik ve sosyal” bir sivil devlet inşa etme umudunu yeniden canlandırmayı amaçlıyor.
Rachad Hareketi/Rachad Movement, 2007 yılında Londra’da sürgündeki Cezayirli muhalifler tarafından kuruldu. Amacı, Cezayir'de mevcut rejimi barışçıl yöntemlerle değiştirmek, hukuk devletini kurmak ve askeri vesayete son vererek, sivil bir yönetim inşa etmektir. Kendisini ideolojiler üstü ve şiddet karşıtı olarak tanımlasa da Cezayir hükümeti tarafından eski İslami Selamet Cephesi üyelerini barındırdığı gerekçesiyle İslamcı bir yapıda olmakla suçlanmaktadır. Cezayir makamları, Mayıs 2021’de Rachad Hareketi’ni terör örgütü listesine dahil etmiştir. Hareket ise bu kararın siyasi olduğunu savunmaktadır.
Muhammed Larbi Zitout, Rachad Hareketi’nin en tanınmış kurucu üyelerinden ve sözcülerinden biridir. Eski bir diplomat olan Zitout, 1990'ların başında Cezayir'in Libya Büyükelçiliği'nde görev yaparken, iç savaş sürecindeki ordu müdahalelerine tepki göstererek 1995 yılında istifa etmiş ve İngiltere'ye sığınmıştır.

Londra'da ikamet eden Zitout, sosyal medya üzerinden yaptığı yayınlarla Cezayir yönetimine karşı sert eleştiriler getirmektedir. Cezayir mahkemeleri tarafından gıyabında yargılanmış; terör örgütü kurmak ve kamu düzenini bozmak gibi suçlamalarla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.
Rachad, özellikle dijital medya ve uydu kanalları aracılığıyla Cezayir içindeki muhalif söylemi besleyen bir etki alanı oluşturmuştur. Ancak Cezayir yönetimi, bu hareketi de “rejimi istikrarsızlaştırma” ve “yabancı bağlantılar üzerinden müdahale zemini oluşturma” iddialarıyla hedef almakta ve yine 2021’de terör örgütü olarak sınıflandırmaktadır.
Özellikle Paris ve Londra merkezli Cezayir diasporası, Hirak sürecinde önemli bir tamamlayıcı rol oynadı. Avrupa’daki bu muhalif ağlar, düzenledikleri kitlesel gösterilerle uluslararası kamuoyunun dikkatini Cezayir’e çekti; aynı zamanda sosyal medya ve uluslararası basın üzerinden hareketin görünürlüğünü artırdı. Diaspora grupları, içerideki protestoların bastırılmasına karşı dışarıdan bir baskı unsuru oluştururken, rejimin meşruiyetine yönelik eleştirilerin küresel ölçekte yayılmasına katkı sağladı.
Nitekim seçim sürecine rağmen protestoların ve gözaltıların devam ettiğini ortaya koyan hem ülke içindeki hem de yurtdışındaki muhalif dinamiklerin tamamen kontrol altına alınamadığını gösterdi. Bu çerçevede Cezayir sistemi; seçici baskı, sınırlı reformlar ve dikkatle kurgulanmış seçimlerle 2019 krizini yönetebilmiş olsa da, muhalif hareketlerin oluşturduğu toplumsal ve uluslararası basınç uzun vadeli bir etki alanı yaratmaya devam etti.
Akdeniz’de güç dengesi kapsamında Cezayir ordusu ve Avrupa ile ilişkiler…
Cezayir’in askerî yapısı, Cezayir Ulusal Halk Ordusu çatısı altında kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşan klasik bir üçlü sistem üzerine kuruludur. Kara kuvvetleri, yaklaşık 120–150 bin personeliyle ordunun omurgasını teşkil ederken; T-90 ve modernize T-72 tankları, zırhlı araçlar ve topçu sistemleriyle özellikle Sahra hattında sınır güvenliği ve terörle mücadele görevlerine odaklanır.
Hava kuvvetleri ise Su-30MKA savaş uçakları başta olmak üzere MiG-29 ve Su-24 platformlarıyla desteklenen güçlü bir vurucu kapasiteye sahiptir ve S-300 gibi hava savunma sistemleriyle ülke hava sahasının korunmasını sağlar. Deniz kuvvetleri de Kilo sınıfı denizaltılar, modern fırkateynler ve korvetlerle Akdeniz’de kıyı savunması ve enerji hatlarının güvenliğini temin etmeye yöneliktir.
Bu askerî kapasiteye rağmen Cezayir’in stratejik yaklaşımı esasen savunma ağırlıklıdır. Fransa, İspanya veya İtalya gibi Avrupa ülkelerine karşı doğrudan bir askerî karşı koyuş ya da saldırı doktrini bulunmamaktadır.
Fransa ile ilişkiler daha çok sömürge geçmişinden kaynaklanan siyasi gerilimler üzerinden şekillenirken, İspanya ile Batı Sahra meselesi, zaman zaman diplomatik krizlere yol açmakta, İtalya ile ise enerji temelli daha dengeli bir ilişki sürdürülmektedir. Bu çerçevede Cezayir ordusunun güçlendirilmesi, saldırıdan ziyade caydırıcılık, egemenlik koruması ve bölgesel istikrarsızlıklara karşı hazırlık amacı taşır.
Cezayir’in deniz gücü bağlamında sıkça gündeme gelen bir diğer mesele de Cebelitarık Boğazı üzerindeki olası etkisidir. Ancak Cezayir’in bu boğazı kontrol edebilmesi, coğrafi ve askerî gerçeklikler açısından mümkün değildir. Boğaz, İspanya ve Fas arasında yer almakta olup, aynı zamanda NATO üyesi ülkelerin yoğun gözetimi altındadır. Cezayir’in bu bölgeye doğrudan kıyısının bulunmaması ve kalıcı deniz-hava hâkimiyeti kurabilecek ileri üs imkânlarının sınırlı olması, tek başına kontrol ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.
Öte yandan Cebelitarık meselesi, sadece coğrafi değil siyasi bir tartışmayı da barındırır. Cebelitarık, bugün Birleşik Krallık yönetiminde bir denizaşırı toprak statüsündedir. Ancak İspanya, 1713 tarihli Utrecht Antlaşması ile İngiltere’ye bırakılan bu bölge üzerindeki egemenlik tartışmasını sürdürmektedir. Bu durum, iki ülke arasında zaman zaman gerilim yaratsa da mesele askerî bir çatışmadan ziyade diplomatik müzakere çerçevesinde ele alınmaktadır.
Sonuç itibarıyla Cezayir; güçlü ve dengeli bir orduya sahip olmakla birlikte, stratejik hedeflerini saldırgan yayılmadan ziyade savunma, caydırıcılık ve bölgesel istikrar üzerine kurmuş bir aktördür. Cebelitarık gibi küresel öneme sahip dar boğazlar üzerinde ise doğrudan kontrol kurabilecek kapasiteye sahip değildir.
Cezayir ya Avrupa'ya teslim olacak veya Türkiye, Libya, Mısır ve Suriye işbirliği paktına girecek!
Cezayir-Türkiye ilişkilerinde Fransa ayrıntısı…
Fransız yanlısı ve Arapça konuşan milliyetçi Osmanlı karşıtı kesimin, varlıklı sosyal sınıfın ve Cezayir ile Paris'teki Fransa yanlısı elit lobilerin inatçı direnişi, Cumhurbaşkanı Abdelmadjid Tebboune yönetiminin Cezayir ile Ankara arasındaki ilişkileri geliştirmesini engelledi. Bu arada, her iki ülkenin büyükelçileri de bu iki devlet arasındaki stratejik yakınlaşmanın başarısı için yorulmak bilmeden çaba sarf ediyorlar. Bazen başarılı da oluyorlar. Mesela Cezayir yönetiminin, Türkiye karşıtı aktivistlere açıkça ev sahipliği yaparak Türk çıkarlarını ve adalet ilkelerini göz ardı ettiği olmuştu.
Cezayir’in desteklediği Polisario Cephesi tarafından kontrol edilen Tindouf kamplarında, sözde uluslararası bir konferans düzenlenmiş, sözde konferansa, terör örgütü PKK/YPG üyeleri, Greta Thunberg ve Almanya merkezli, hem PKK/YPG’ye hem de Batı Sahra ayrılıkçılarına destek veren gruplar katılmıştı.
Cezayir'de çatışan Fransız-Türk çıkarları, tehlikeli boyutlara ulaştı. Her iki tarafın da Cezayir'in güç hiyerarşisine önemli ölçüde nüfuz ettiğine dair işaretler var. Fransızlar, Cezayir'deki etkilerini artırmak için daha geleneksel mekanizmaları tercih ederken, Türkler de kendi lobilerini kurmaya başladı ve iddialara göre Cumhurbaşkanı Abdelmajid Tebboune'nin oğlu Muhammed Tebboune'yi görevlendirdiler.
İşte tam da bu süreçte Ahmet Demirel adındaki bir Türk'ün ismi gündeme gelmişti. Tebboune ile iyi ilişkileri olan önde gelen Türk şahsiyetlerinden biridir. Cezayir'deki Türk çıkarlarını, özellikle ticaret ve yatırım alanında yönetmek ve geliştirmekten sorumlu olduğu söyleniyor.
Bu alanlar, eski Bouteflika hükümetinin son birkaç yılında önemli bir ivme kazanmıştı. Ahmet Demirel, 2016'dan beri Cezayir'in karar alma çevrelerinde güçlü ilişkiler ağı kurmayı başardı. Demirel'in mevcut Cezayir cumhurbaşkanıyla yakın ilişkisi, Tebboune'nin Bouteflika'nın Konut Bakanı olduğu 2016 yılına kadar uzanıyor.
Ahmet Demirel kimdir?

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdelmadjid Tebboune’un kızıyla evli olan ve ismi kamuoyunda, Ahmed Demirel olarak geçen Türk asıllı bir iş insanıdır. Cezayir doğumlu, Türk asıllı ve Türk vatandaşıdır. Cumhurbaşkanı Tebboune’un oğlu Mohamed Tebboune ile çok yakın bir ticari ve siyasi ortaklık içindedir.

Cezayir’deki çeşitli büyük projelerde ve ticari faaliyetlerde, Cumhurbaşkanlığı Kabine Direktörü Boualem Boualem’in nüfuzu ve koruması altında hareket ettiği iddia edilmektedir. Türk damat ve Cumhurbaşkanı’nın oğlu, Türkiye ile Cezayir arasındaki ekonomik ilişkilerde ve stratejik kararlarda “arka planda” etkili figürlerdir.

Türk medyasında 2012 yılında yer alan haberlerde, Bodrumspor Kulübü eski başkanı ve iş insanı Ahmet Demirel’in, sekiz yıl önce yerleştiği Cezayir’de yaptığı albümle ülkenin en çok konuşulan sanatçıları arasında yer almayı başardığı belirtilmektedir. Demirel’in Cezayir’de uluslararası ticaretle uğraştığı; Bodrum, Türkiye doğumlu olduğu; Bodrum Lisesi, İzmir Namık Kemal Lisesi ve Selçuk Üniversitesi’nde Fransız dili ve edebiyatı eğitimi aldığı bilinmektedir.
Fransız istihbarat servis raporlarına göre, Tebboune ailesinin varlıklarının Türkiye’de olduğu belirtilmektedir. Kızlarından biri, babasının Türk iş insanlarıyla ilişkiler kurmaya başladığı sıralarda, 2017 yılında Antalya’da bir daire satın almıştır. Son zamanlarda Türk vatandaşlığına başvurmuştur. Bu durum, Abdelmadjid Tebboune’nin “Türklerle bağları olduğu” yönündeki sürekli şüpheleri doğrulamaktadır.
Nitekim iktidara geldiğinden beri Türk şirketlerine verilen tüm sözleşmelere bakıldığında soru işaretleri ortaya çıkmaktadır. 2024 yılında Türkiye’nin Cezayir’deki doğrudan yatırımları, yaklaşık 6 milyar dolara ulaşarak Türkiye’yi Cezayir’de önde gelen petrol dışı yabancı yatırımcı konumuna getirmiştir. Şu anda Cezayir’de, inşaat sektöründe faaliyet gösteren 60 şirket de dâhil olmak üzere yaklaşık 1.500 Türk şirketi faaliyet göstermektedir.
Türkiye’ye yabancı sermayeyi teşvik için kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun yönetim kurulu üyesi Fuat Tosyalı, holding olarak Cezayir’de 2,5 milyar dolarlık yeni bir yatırımla sıvı çelik fabrikası açacaklarını duyurmuştu. TOGG’un Yönetim Kurulu Başkanı da olan Tosyalı’nın Cezayir’de halen 17 fabrikası var.
Türkiye'nin hassasiyetinin anlaşılması için Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un köyünde, imamın ricası üzerine Büyükelçi Muhammed Mücahit Küçükyılmaz’ın ikindi ezanını okuması misal gösterilebilir.

Büyükelçi, kendi sosyal medya hesabı üzerinden şu paylaşımı yaptı, “Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un köyü Boussemghoun’da İmamın daveti üzerine ikindi ezanı okuduk. Korunmuş, doğal yapısıyla dikkat çeken köy, Ticaniye tarikatının ve Mücahidlerin karargahı olarak sömürge karşıtı direnişin önemli merkezlerinden…”
Büyükelçinin mesajı, oldukça derin ve adrese teslim.
Ulusal Kurtuluş Cephesi, Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni hangi Türk komutan kurdu?
Bilmeyenler için küçük bir hatırlatma: Türkiye, Libya üzerinden Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı örgütledi.
Türkiye; Cezayir halkının sömürgeci Fransa’ya karşı verdiği özgürlük mücadelesinde de sessiz kalmadı. Türkiye, o dönem, Libya’ya gizli olarak silah ve mühimmat yolladı. Bu malzemeler karayoluyla Libya’nın iç kesimlerinden Cezayir’in ücra taraflarına ulaştırıldı. Buradaki gönüllülerin eğitilmesi için de uzmanlık alanı patlayıcı maddeler ve bombalar olan Tuğgeneral Ümran Yetişal buraya gönderildi. Bir süre buradaki milis güçleri eğitti. En yakınında, emri altında çalışanlar; Türkiye’den Libya’ya intikal ettirilen Libya, Tunus ve Cezayirli ailelerin çocuklarıydı.
Ulusal Kurtuluş Cephesi - جبهة التحرير الوطني - Jabhatu’l-Taḥrīrü’l-Vaṭanî - Front de Libération Nationale (FLN) örgütünün çekirdek kadrosunu, Ümran Yetişal komutanın gayrinizami harp eğitimi verdiği Cezayirli gençler oluşturdu. Türkiye’nin desteği net sonuç verdi; 1962’de Fransa, Cezayir’den tamamen çekildi. Öldürülen Cezayirli askerlerin cebinden Atatürk resmi çıkıyordu. Türkiye’nin desteği net sonuç verdi; 1962’de Fransa, Cezayir’den tamamen çekildi.
"Tarihte Türk'tük, halde Türk'üz, istikbalde de Türk olacağız."
