Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 104 ve 106’ncı maddeleri uyarınca, Adalet Bakanlığı görevine Akın Gürlek’in, İçişleri Bakanlığı’na ise Mustafa Çiftçi’nin atanmasının ardından başkentte yeni bir tartışma dalgası başladı. Bazı sosyal medya hesapları üzerinden her iki ismin önceki görevlerindeki söylem ve icraatları yeniden dolaşıma sokuldu.
Sorunlu hoş geldin veya itibasızlaştımaya hayır!
Akın Gürlek hakkında, CHP lideri Özgür Özel’in sert biçimde eleştirdiği konuşmaları üzerinden eleştiriler gündeme getirildi. Sanki Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik adli soruşturma ve operasyonların haksız ve durduk yere yapıldığı gibi bir hava estirilmeye çalışıldı.
Özel, Gürlek’e İstanbul Boğazı manzaralı bir villa tahsis edildiğini ve sadece tadilatına 40 milyon lira harcandığını; Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı’na atandıktan sonra hem savcı maaşı aldığını hem de Eti Maden’in Lüksemburg’daki şirketinin yönetim Kurulu üyeliği maaşını almaya devam ettiğini öne sürmüştü.
Önceki özgürlüğe gidiyorsa yerine gelen esir mi, bu ne biçim mantık?
Öncelikle haber ve sosyal medya paylaşımlarındaki irrite edici üslup ve içeriklerin, her iki bakana yönelik düşük profil oluşturma gayretini öne çıkardığı görüldü. Bakanlıklardaki Devir Teslim törenleri de sanki sosyal medyadaki paylaşımları pekiştirici nitelikteydi. İçişleri Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde, eski bakan Yerlikaya’nın “Bir sorumuz olabilir mi?” diye soran muhabire, “Ben özgürlüğe gidiyorum artık. Bu saatten sonra Sayın Bakanımız yanıtlar” karşılığını vermesi, kafaları karıştırdı.

Asıl itibarsızlaştırma olarak nitelendirilebilecek olay, Adalet Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde yaşandı. Yılmaz Tunç’un görevi Akın Gürlek’e teslim ettiği törene “alçak koltuk” krizi damga vurdu. Akın Gürlek’in oturduğu koltuğun, Yılmaz Tunç’un koltuğundan daha alçak olduğu dikkat çekti. Tunç’un konuşması boyunca Gürlek’in rahatsızlığı yüzüne yansıdı.

Bir süre sonra görevliler koltuğu yükseltmek için hamle yaptı ancak başarılı olamadı. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görevden ayrılan Yılmaz Tunç’un oturduğu koltukların eşit seviyede olmaması danışmanların da dikkatini çekti. Gürlek’in daha alçak bir koltukta oturması üzerine koltuğu yükselterek duruma müdahale edilmeye çalışıldı; ancak tüm çabalara rağmen koltuk, Tunç’un seviyesine getirilemedi.
Furkan Torlak da nereden çıktı?
Gürlek’in arkasında bulunan Furkan Torlak’ın da koltuğu düzeltmeye çalıştığı görüldü. Torlak’ın, daha önce Mehmet Akif Ersoy soruşturmasında adının geçmesi üzerine Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörlüğü görevinden istifa ettiği biliniyor. Bu nedenle bu görüntü, bazı istifhamlara yol açtı; “Bu ne perhiz, bu ne turşu?” yorumları yapıldı.

Torlak’ın o törene hangi sıfatla katıldığı, kim tarafından davet edildiği şimdilik bilinmiyor. Ayrıca Torlak’ın, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in basın danışmanı olmasının beklendiği yönünde haberler yapıldı.
Eski Bakan Yılmaz Tunç’un devir teslim törenindeki konuşması, İcraatın İçinden programını aratmadı. Giderayak adeta bir brifing verdi. Konuşma süresi, bu törenlerde alışıldık kısa ve sembolik ifadelerden oluşmadığı için teamülün ötesine geçti. Yeni bakana “Sen de bunları dikkate al, bu çerçevenin dışına çıkma.” mesajı verir gibiydi.
Akın Gürlek kimleri rahatsız etti ?
Şimdi geriye dönüp bakıldığında, Özgür Özel’in gündeme taşıdığı iddialara konu olan bilgilerin, iktidara yakın çevreler ya da kadrolar tarafından CHP Genel Başkanı’na iletildiği anlaşılıyor. Bu şaşırtıcı iş birliğinin, Bakanlık devir teslim ve TBMM’deki yemin törenlerindeki yaşananlara bakıldığında hâlen sürdürüldüğü görülüyor.

Ne yazık ki Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde; uyuşturucu baronlarına, yasaklı madde kullanımı ve temini iddialarıyla gündeme gelen isimlere, finans çevrelerine ve Türk futboluna adeta kene gibi yapışan, sülük gibi emen yasa dışı bahis çetelerine karşı İstanbul merkezli yürüttüğü operasyonlar, büyük ölçüde göz ardı edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmalar arasında, son dönemde kamuoyunda geniş yankı uyandıran ünlülere yönelik uyuşturucu dosyaları da yer aldı. Sosyal medya fenomenleri, müzisyenler ve eğlence dünyasından bazı isimlerin gözaltına alındığı ya da ifadeye çağrıldığı bu süreç, soruşturmaların kapsamı ve yöntemi üzerine tartışmaları beraberinde getirdi. Kolluk güçleriyle koordineli yürütülen operasyonlarda çok sayıda adrese baskın düzenlendi; bazı şüpheliler tutuklanırken, bazıları ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Kamuoyunda oluşturulan algıda ise Gürlek, sanki başka hiçbir dosyayla ilgilenmemiş gibi, yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine kayyum atanması süreçlerinde rol alan bir adli personelmiş gibi takdim edildi.
Bu çerçeve, yürütülen geniş kapsamlı adli operasyonları gölgede bırakırken, tartışmayı tek bir siyasi başlığa indirgedi. Oysa bir başsavcının görev alanı ve yürüttüğü soruşturmalar, kamuoyuna yansıyan birkaç dosyadan ibaret değildir; özellikle organizesuç ve yasa dışı bahis yapılanmalarına karşı atılan adımlar, devletin güvenlik refleksi açısından ayrı bir değerlendirmeyi hak eder.
Mustafa Çiftçi portresi…
Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na atanması da ana akım ve sosyal medyayı köpürttü. Sanki Cumhuriyet karşıtı bir bakan imajı oluşturulmaya çalışıldı.
“İskilipli Atıf’tan Erzurum Kongre binasının yıkım planına: Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi kimdir?”, “Hafız vali olarak bilinen Mustafa Çiftçi kimdir?” başlıkları atıldı.

İçişleri Bakanlığı’na atanan Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin “portresi” gündem oldu. İskilipli Atıf anmasına katılması ve oğluna ait olduğu iddia edilen “çakarlı araç” paylaşımları yapıldı. Çiftçi, 2024 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği “Hafız Ol Hafız Kal” yarışmasında Türkiye birincisi olmuştu. Kur’an’ı baştan sona ezbere bilmesi sebebiyle Çiftçi’nin “Hafız Vali” olarak anıldığı kaydedildi.
TBMM’deki CHP protestosunun iktidar bileşenlerinden ortağı var mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Adalet Bakanlığı'na Akın Gürlek'i ataması TBMM'de gerilime yol açtı. CHP, Gürlek'in başsavcılık görevinden istifa etmediği gerekçesiyle yemin edemeyeceğini savundu. AK Parti ise prosedürün Anayasa’ya uygun olduğunu belirterek itiraz etti. Muhalefetin yemin törenini engelleme girişimi yumruklu kavgaya dönüşürken, oturuma ara verildi. CHP’li milletvekillerinin Meclis'te düzenlediği protesto nedeniyle Akın Gürlek, yeminini ancak AK Partili milletvekillerinin korumasıyla tamamlayabildi.
Boşuna dememişler; “Şecaat arz ederken merd-i Kıpti sirkatin söyler” yani “Kıpti’nin mert olanı, yiğitliğini, kahramanlığını anlatırken hırsızlığını söyler” diye. Bu da nereden çıktı demeyin?
TBMM İdari Amiri Hasan Turan’ın açıklamasına göre; CHP Grup Başkanvekilleri Murat Emir ile Ali Mahir Başarır, Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi'nin ellerini sıkarak tebrik etmişti. Olaylı yeminTöreni sonrasında Ali Mahir Başarır da katıldığı CNN Türk yayınında, "Herkes ayağa kalktı, birbiri ile el sıkıştı. Hatta ben Bakan'a (Akın Gürlek) dedim ki, 'Sizin için zor bir gün olacak' dedim" sözleriyle doğrulamıştı.
İktidar kanadında kimler neden yeni bakan atamalarından rahatsız?
CHP grubundaki bu ani değişimin nedenleri üzerinde durulmalı. “Yok ama daha neler, bu kadar da olmaz” dedirten Ankara kulislerinde dolaşan bazı iddialara göre, Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanmasından rahatsız olan bazı iktidar bileşenlerinin, CHP’den TBMM’de skandal kaosa yol açan protesto için yardım talep ettiği söylentisi var.
Çünkü Gürlek’in önceki görevindeki adli soruşturma ve kovuşturma dosyalarında, iktidar partisinin içindeki ve iktidar partisine yakın bazı isimlerin yer aldığı biliniyor.
Hatta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "suç örgütü lideri" olarak tanımladığı patron Aziz İhsan Aktaş’ın "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlandığı ve anlattıklarının operasyona gerekçe olarak gösterildiği, bazı AKP’li belediyelerinde rüşvet sarmalına karıştığı bilgisi yer almıştı.
Tüm bunlara bakıldığında Meclis'in arka tarafında başka, ön tarafında başka, kameralar önünde daha başkalaşan bir yapının mevcut olduğu anlaşılmıyor mu?
Korkunun ecele faydası yoksa bu telaş niye?

Dikkat çeken husus ise bu atamaların yalnızca başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere Muhalefet cephesinde değil, iktidar bileşenleri içinde de belirli rahatsızlıklara yol açmış olması.
Muhalefetin, Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve İçişleri bakanlıklarında atama yoluyla gerçekleştirdiği idari tasarrufa karşı çıkmasının anlaşılır bir yönü bulunuyor. Ancak iktidar kanadındaki bazı çevrelerin de neredeyse muhalefetle aynı çizgide pozisyon alacak şekilde memnuniyetsizliklerini ortaya koymaları, meselenin yalnızca siyasi rekabetle açıklanamayacağını gösteriyor.
Bu tablo, söz konusu atamaların bürokratik dengeler, güç dağılımı ve yaklaşan politik süreçler bağlamında daha derin etkiler doğurabileceğine işaret ediyor. Gerçek rahatsızlığın kaynağı ise, görünen tartışmanın ötesinde, devlet içi pozisyon kaymaları ve yeni dönemin önceliklerinde aranmalıdır.
İtibarsızlaştırma var mı?
Dediğim gibi; atamaların Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından kamuoyunu yanıltmak amacıyla kasıtlı olarak üretilen ve yayılan yanlış ya da çarpıtılmış bilgiler ortaya saçıldı.
Özellikle bakanlıklardaki devir teslim törenlerinde yaşananlar ve TBMM’deki yumruklaşmaya varan protestonun öncesinde ve sonrasında gerçekleşen bazı görüşmeler, iktidar ve muhalefet arasında açık tutulan arka kapı siyaseti, iki yeni bakana yönelik kasıtlı bir itibarsızlaştırma görüntüsü veriyor olabilir mi?

Çünkü bazı sosyal medya hesaplarında Akın Gürlek'in AKP’ye operasyon çekmek için Adalet Bakanı yapıldığı iddiası gündeme getirildi. Kimileri için “deli saçması” nitelendirilecek bu iddialar, insana “acaba” dedirtmez mi?
Bu korkunun arkasında ne var? Özellikle yargı bağımsızlığı, güvenlik politikaları ve bürokratik kadrolaşma başlıkları etrafında yapılan paylaşımlar, atamaların yalnızca rutin bir görev değişimi olmadığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Ankara kulislerinde bu tasarrufların, önümüzdeki dönemde gündeme gelmesi beklenen yasal düzenlemeler ve güvenlik eksenli politikalarla bağlantılı olduğu konuşuluyor. Bu çerçevede atamalar hem yürütmenin yeni dönemdeki önceliklerini hem de devlet mekanizması içindeki güç dengesinin nasıl şekilleneceğini göstermesi bakımından dikkatle izleniyor.
Kulislerde dile getirilen iddialara göre, bu atamalar yalnızca bir görev değişikliği olarak değerlendirilmiyor. CHP içinde bazı üst düzey yöneticilere yönelik siyasi yasak sürecinin gündeme gelebileceği konuşuluyor. Daha da dikkat çekici olan ise bazı çevrelerde, doğrudan CHP’nin tüzel kişiliğine ilişkin kayyum atanması ihtimalinin dillendirilmesi.
Gazeteci Nedim Şener’in, önceki bakan döneminde FETÖ ile mücadele eden personele karşı adeta bir tasfiye sürecinin işletildiğini ima eden sözleri, İçişleri bürokrasisinde yeni bir dönemin kapısının aralandığına işaret ediyor. Bu değerlendirme, yalnızca geçmişe dönük bir eleştiri değil; aynı zamanda kurumsal hafızanın yeniden şekilleneceğine, kadro tercihleri ve güvenlik politikalarında farklı bir yaklaşımın benimseneceğine dair güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.
Şener’in kullandığı çerçeve, “FETÖ ile mücadele edenlerin hedef alındığı” iddiası üzerinden, devlet içindeki güç dengelerinin yeniden kurulabileceği bir sürece işaret ediyor. Bu durum, İçişleri’nde hem kadrolaşma anlayışında hem de söylem düzeyinde belirgin bir değişim yaşanabileceği şeklinde okunabilir. Bürokratik reflekslerin, önceliklerin ve güvenlik paradigmasının yeniden tanımlanması ihtimali, önümüzdeki dönemde atılacak adımlarla daha somut biçimde görülecektir.
Gazeteci Aytunç Erkin, “Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığına ve Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na atanmasına yalnızca ‘iki bakanlıkta da sıkıntı vardı ve bu nedenle değişim gerçekleşti’ şeklinde bakmak eksik olur. Önümüzdeki günlerde ‘Terörsüz Türkiye’ süreci kapsamında bir geçiş süreci kanunu gündeme gelecek. Bu süreçte her iki bakanlığa da kritik görevler düşüyor. Dolayısıyla Gürlek ve Çiftçi atamaları stratejik bir anlam taşıyor.” değerlendirmesini paylaştı.
Erkin’in işaret ettiği çerçeve, söz konusu atamaların salt idari bir tasarruf değil, yaklaşan yasal ve siyasi sürece hazırlık niteliği taşıdığına işaret ediyor. “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülmesi planlanan geçiş süreci kanununun; güvenlik, yargı ve idari mekanizmalar arasında güçlü bir koordinasyon gerektireceği anlaşılıyor. Bu bağlamda Adalet ve İçişleri bakanlıklarında yapılan tercihler, önümüzdeki dönemin hukuki Altyapısını ve uygulama pratiğini şekillendirecek bir hamle olarak okunabilir.
Bir bildiği var: MHP lideri Bahçeli’den tam destek !..
Meclis'te çıkan kavganın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Gürlek ve Çiftçi'ye destek mesajı paylaştı. Sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada Bahçeli şunları yazdı: "Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdir ve tasavvurlarının yanı sıra, ataması yapılan yeni bakanlarımızın sonuna kadar arkasında ve yanındadır."
Akın Gürlek’in Adalet Bakanı yapılmasının ardından asıl dikkatlerin Emniyet Teşkilatına çevrilmesi bekleniyor. Uzun süredir bazı savcıların, polise duydukları güven sorunu nedeniyle kritik operasyonlarda kolluk görevini jandarmaya verme eğiliminde oldukları biliniyordu. Bu yaklaşımın öne çıkan isimlerinden birinin de Akın Gürlek olduğu ifade ediliyordu.
Yeni İçişleri Bakanı ile bu konuda yakın bir iş birliği zemini oluşabileceği ve Gürlek’in rahatsızlık duyduğu emniyet içindeki bazı ekiplerin idari tasarruflarla görev yerlerinin değiştirilebileceği ya da pasif görevlere çekilebileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Olası bir yeniden yapılanma sürecinin, emniyet içinde farklı güç dengelerini etkilemesi ve siyasi yansımalar doğurması da ihtimal dahilinde görülüyor.
Özellikle emniyet bürokrasisinde geçmişten bu yana etkili olduğu konuşulan farklı yapı ve gruplar açısından, Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasındaki koordinasyonun nasıl şekilleneceği, önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.
Devletin kararlılığı ve adaletin kaçınılmaz hamlesi…
Bakanlıklara çeki düzen geliyor. Uyuşturucu baronlarının uykusunu kaçıracak daha büyük operasyonların kapıda olduğu anlaşılıyor. Haksız kazanç temin eden, suçtan beslenen ve kamu düzenini tehdit eden kim varsa adaletin pençesinden kurtulamayacak.
Devletin güvenliğini ve anayasal düzeni hedef alan, FETÖ benzeri yapılanmalar ile devlet ve Cumhuriyet karşıtı odaklar da kendilerine yönelik sürecin ciddiyetinin farkında. Bu nedenle yeni bakanlara yönelik yürütülen sistematik itibarsızlaştırma girişimleri, yalnızca şahısları değil, aynı zamanda devletin hukuk düzenini ve kurumsal otoritesini hedef alan bir mahiyet taşımaktadır.
Önümüzdeki dönemde, adalet ve güvenlik bürokrasisi arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, suç ve suç örgütleriyle mücadelede daha kapsamlı ve sonuç alıcı operasyonların yürütülmesine zemin hazırlayacaktır. Kamu otoritesinin kararlılığı hem organize suç yapıları hem de devlet içinde yuvalanmaya çalışan illegal oluşumlar açısından caydırıcı bir etki doğuracaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan işini biliyor.
