Ateş 33 Yıldır Sönmedi
BU BİR MADIMAK YAZISI DEĞİLDİR.
Bu bir mezhep yazısı da değildir.
Bu, insanın insana bunu neden yapabildiğini sorgulama yazısıdır.
Bu, öfkenin ne zaman insanlığı yaktığını hatırlama yazısıdır.
Bu, acılar arasında ayrım yapıldığında aslında hepimizin biraz daha eksildiğini hatırlatma yazısıdır.
Otuz üç yıl geçti.
Takvimler değişti.
Kuşaklar değişti.
Ama 2 Temmuz 1993'te yükselen ateş, bu ülkenin hafızasında hâlâ sönmedi.

O gün yalnızca bir otel yanmadı.
İnsanlar; düşünceleri, inançları, sanatları ve umutlarıyla birlikte yakıldı.
Aralarında ozanlar vardı.
Yazarlar vardı.
Sanatçılar vardı.
Gençler vardı.
Öğrenciler vardı.
Ama hepsinden önce...
İnsandılar.
Aradan geçen yıllar, kaybedilen canları geri getirmedi.
Acıyı da tamamen dindirmedi.
Çünkü bazı acılar yalnızca ailelerin değil, toplumların hafızasına yazılır.
Bugün hâlâ aynı soruyu sormak zorundayız.
Bir insan, başka bir insanı yakabilecek noktaya nasıl gelir?
Nefret hangi sözlerle büyür?
Hangi sessizliklerle cesaret bulur?
Hangi ihmallerle felakete dönüşür?
Bu soruların cevabını vermeden, yalnızca yıldönümlerinde yas tutmak yetmez.
Madımak'ı anmak, sadece geçmişi hatırlamak değildir.
Geleceğe karşı sorumluluk almaktır.
Çünkü nefret beslendiğinde yeniden büyür.
Vicdan ise ancak hakikatle yüzleşildiğinde güçlenir.
Bu ülkenin ihtiyacı acıları yarıştırmak değildir.
Hiçbir annenin gözyaşını diğerinden daha değersiz görmemektir.
Hiçbir insanın inancı, düşüncesi ya da kimliği nedeniyle hedef alınmadığı bir ülkeyi birlikte kurabilmektir.
Otuz üç yıl sonra hâlâ aynı acıyı konuşuyorsak, yalnızca geçmişi değil, geleceği de sorgulamak zorundayız.
Çünkü Madımak'ta ateş yıllar önce söndü.
Asıl soru şu: Vicdanlarımız o günden beri gerçekten uyandı mı?
2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyorum.
Unutmamak, benzer acıların bir daha yaşanmaması için hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ateş 33 yıl önce söndü. Sönmemesi gereken tek şey, vicdandır.