Organik Tarım Duayeni Recep Çöpten: Organik Tarım Bir Yaşam Felsefesidir
Tardaş Egenin markasıyla dünyaya organik ürünler ihraç eden Dr. Recep Çöpten, idealizmin ve toprağa duyulan aşkın en somut örneği olarak geçmişte tarımda yaşanan acı gerçeklere karşı verdiği savaşı ve organik tarım serüvenini anlattı.
ORGANİK TARIMIN DUAYENİ RECEP ÇÖPTEN:
"ORGANİK TARIM PARA KAZANMAKTAN ÖTE BİR HAYAT FELSEFESİDİR"
AHMET KAPLAN
Mardin’den Seferihisar’a uzanan 40 yıllık ekolojik mücadele. Türkiye’de tarımın ve hayvancılığın çehresini değiştiren, ömrünü toprağa ve sağlığa adamış bir isim Dr. Recep Çöpten, Mardin’in meralarından Nevşehir’in patates tarlalarına, Seferihisar’ın enginar bahçelerinden Karaburun’un zeytinliklerine kadar bastığı her yerde silinmez izler bırakmış bir ziraat yüksek mühendisi. Onun hikayesi, sadece bir bürokratın ya da girişimcinin başarı öyküsü değil; aynı zamanda halk sağlığını korumak adına makamını feda etmeyi göze alan bir aydının davası. Nevşehir Derinkuyu'da kanser vakalarının izini sürerek toprağın zehirlendiğini haykıran ve bu uğurda görevden alınan Çöpten, pes etmek yerine organik tarımı Türkiye’de kurumsallaştıran öncülerden biri oldu. Bugün Tardaş Egenin markasıyla dünyaya organik ürünler ihraç eden Dr. Recep Çöpten, idealizmin ve toprağa duyulan aşkın en somut örneği olarak geçmişte tarımda yaşanan acı gerçeklere karşı verdiği savaşı ve organik tarım serüvenini Gazeteci Ahmet Kaplan'a anlattı.

KANSER RAPORUNUN DEĞİŞTİRDİĞİ HAYAT
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Dr. Recep Çöpten, Ziraat yüksek mühendisiyim. 1982 yılı Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunuyum. 1986'da yüksek lisansımı, 2002 yılında ise doktora çalışmamı tamamladım. Tarım Bakanlığı'nda burslu okudum ve ilk görev yerim olan Mardin'de 5 yıl kaldım; hayvancılık projeleri üzerine çalıştım. Ardından Nevşehir bölgesinde görev yaptım. Toplamda Tarım Bakanlığı bünyesinde 27 yıl kamuda hizmet verdim. Kamudan emekli olduktan sonra da organik tarım sektöründe danışmanlık ve girişimcilik faaliyetlerime devam ettim.
BİLİNÇSİZ GÜBRE KULLANIMI KANSER EDİYOR
Nevşehir Derinkuyu'daki görev sürenizde çok çarpıcı bir kanser gerçeğiyle karşılaşmışsınız. Bu süreç nasıl gelişti?
Derinkuyu’da Tarım İlçe Müdürü olarak göreve başladığımda, aynı zamanda yaklaşık 5 yıl kesintisiz kaymakam vekilliği görevini de yürüttüm. Mülki idareyle tarım müdürlüğünü birleştirmek büyük bir avantajdı. Her yıl kurumlardan kaymakamın önüne raporlar gelir. Sağlık Grup Başkanlığı'ndan gelen raporda, ilçede kanser hastalarının ve buna bağlı ölümlerin çok fazla olduğunu gördüm. Neredeyse her ailede bir kanser vakası vardı. Önce taş evler veya pomza taşından kaynaklı hava faktörleri mi diye düşündüm. Ancak ilçede 300 bin dekar patates ekimi vardı ve aşırı kumluk olan bu topraklarda amonyum nitrat, amonyum sülfat gibi kimyasal gübreler çok yoğun kullanılıyordu. Normalde atılması gereken gübre 10 kiloysa, 50 kilo atılıyordu. Toprak kimyasala boğulmuştu.
ÖNCE TOPRAĞI SONRA MEYVE SEBZE EKMEĞİMİZİ ZEHİRLİYORUZ
Bu aşırı gübrelemenin insan sağlığına etkisini nasıl tespit ettiniz?
Zehirlemenin topraktan ve ürünlerden geldiğini tahmin ettim. Çünkü bölgede patates çok yoğun tüketiliyordu, hatta patates ekmeği yapılıp yeniyordu. Artan patatesleri de hayvanlar yiyordu. Yaptığımız araştırmalarda yeraltı suyunda, patateste, patates ekmeğinde ve sütte nitrat çıktı. Dönemin Valisi Aykut Ozan'a durumu arz ettim. Atom Enerjisi Kurumu ve Toprak Araştırma Enstitüsü gibi kurumlarla yazışarak orada bir laboratuvar kurduk. 4 ay süren gece gündüz ölçümler yaptık. Bölgede boşu boşuna, fazladan atılan kimyasal gübre miktarını hesapladım. İleride bu rakam ekonomik değişimlerden dolayı küçük kalmasın, hafızalarda yer etsin diye bunu paraya değil, traktöre çevirdim: Boşu boşuna atılan gübre miktarını halk daha iyi anlasın diye rakama değil, traktöre çevirdim: Tam 25.000 traktör karşılığı bedel boşuna toprağa atılmıştı. Tam 25 bin traktör römorku karşılığı fazla gübre toprağa dökülüyordu! Bunun üzerine çok radikal bir rapor hazırladım. Raporda; bölgede patates ekiminin 5 yıl süreyle tamamen yasaklanması gerektiğini, toprağın kendini yenileyebilmesi için yeşil gübre olarak fiğ ve baklagil ekilmesi gerektiğini belirttim. Çünkü baklagiller köklerindeki nodüller vasıtasıyla havadaki azotu bağlar ve toprağa doğal azot olarak gömer, toprağı temizler.
DOĞRULARI SÖYLEMENİN BEDELİ: GÖREVDEN ALINMA
Bu araştırmanın ardından nasıl bir rapor hazırladınız ve tepki ne oldu?
Bölgede 5 yıl boyunca patates ekilmemesi gerektiğine dair bir rapor hazırladım. Toprağın kendini yenilemesi için yeşil gübre olarak fiğ ve baklagiller ekilmesini önerdim. Çünkü baklagiller havadaki azotu köklerindeki nodüller vasıtasıyla toprağa doğal olarak gömer. Ancak bu raporum üzerine ben orada görevden alındım. Benim Viranşehir'e tayinim çıktı. Fakat sağ olsun, o dönem Işılay Saygın bana sahip çıktı. Beni o kargaşanın içinden çekip alarak Seferihisar’a Tarım İlçe Müdürü olarak atanmamı sağladı.
MARDİN OVALARINDA İLK TARIMSAL DEVRİMLER
Peki Seferihisar öncesinde, mesleğinizin ilk yıllarında Mardin'de neler yapmıştınız?
Mardin’e ayak basan üçüncü ziraat mühendisiyim. O bölgede hayvancılık verimini artırmak için yerli kara sığırlarını, yüksek verimli Holstein melezlerine çevirdik. Yani bölgeyi suni tohumlamaya geçiren kişi bendim. Ayrıca Mazıdağı ve Savur gibi yeşilliği bol olan bölgelerde arıcılık çalışmaları başlattık. Yaklaşık 100 bin kovanlık bir çalışmaydı. Yıllar sonra bir tarım dergisinde orada bal yarışması düzenlendiğini görünce, o topraklara yaptığım katkı aklıma gelip duygulanmıştım. Daha sonra kırsal kalkınma projelerinde uzman olarak çalıştım.
“AGRO-EKOTURİZM” PROJESİ İSTANBUL
ÜNİVERSİTESİ TARAFINDAN ÖRNEK PROJE SEÇİLDİ
Karaburun’da ekolojik tarıma dayalı turizm projeniz İstanbul Üniversitesi tarafından örnek proje seçildi. Bu proje nasıl doğdu?
Seferihisar’da görev sürem dolunca Karaburun’a tayin oldum. Karaburun, coğrafi olarak izole, harika bir doğaya ve bakir tarım alanlarına sahipti. Orada hemen "Agro-Ekoturizm" (ekolojik tarıma dayalı turizm) projesini başlattım. Hazırladığım bu proje, İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi tarafından örnek proje seçildi ve beni seminer vermeye davet ettiler. Karaburun’un her köyünde, her mahallesinde 300’ün üzerinde çiftçi toplantısı düzenledik. Köylere Hizmet Götürme Birliği adına Eğlenhoca Köyü’nde organik zeytinyağı fabrikası kurduk; projesini bizzat ben çizdim. O fabrikada üretilen organik zeytinyağlarını daha o yıllarda Japonya’ya ihraç etmeye başlamıştık.
İZMİR’DE ORGANİK TARIMIN TEMELLERİNİN ATILMASI
İzmir’de organik tarım fikrini nasıl hayata geçirdiniz? Organik tarıma yönelmenize vesile olan hikaye nedir?
Derinkuyu’daki felaketi gördükten sonra Türkiye'nin mutlaka organik tarıma geçmesi gerektiğine inandım. Çünkü orada üretilen 300 bin ton patates Türkiye'nin her yerine dağılıyordu; yani zehri her tarafa yayıyorduk. Derinkuyu’da kanser vakalarının ve buna bağlı ölümlerin inanılmaz boyutta yüksek olduğunu gördüm. Neredeyse her ailede bir kanser hastası vardı. İlk başta bölgedeki pomza taşından, taş evlerin yapısal özelliklerinden mi kaynaklanıyor diye düşündüm. Ancak ilçede 300 bin dekar alanda çok yoğun bir patates üretimi yapılıyordu ve aşırı miktarda amonyum nitrat, amonyum sülfat gibi kimyasal gübreler kullanılıyordu. Topraklar ise aşırı kumluydu. Normalde atılması gereken gübre miktarı 10 kiloysa, çiftçimiz 50 kilo atıyordu. Toprak adeta kimyasala boğuluyordu. İzmir'e gelir gelmez organik tarım için kolları sıvadım. Seferihisar’da Akdeniz meyve sineğine karşı ilaçlı değil, tuzaklı mücadeleyi başlattık. Karaburun’a tayinim çıktığında ise orada 'Agro-Ekoturizm' yani ekolojik tarıma dayalı turizm projesini başlattım. Bu projem İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi tarafından örnek proje seçildi. Karaburun'un her köyünde 300'ün üzerinde çiftçiyle organik tarım toplantıları yaptım. Köylere Hizmet Götürme Birliği adına Eğlenhoca'da bir zeytinyağı fabrikası kurduk ve o dönem Japonya’ya ilk organik zeytinyağı ihracatını gerçekleştirmek için adım attık.
BİR MODEL OLUŞTURMAK İSTEDİM
Organik tarıma girmeye karar verdiğinizde nasıl bir yol izlediniz?
Emekli olunca Narlıdere’de 30 metrekarelik bir büro tutup danışmanlığa başladım. Ülker grubunun Olivin firmasına 4 yıl danışmanlık yaptım ve Karaburun’da 1500 dekarlık bir organik tarım alanı oluşturduk. Yaklaşık 600 çiftçiyi organik tarıma yönlendirdim. Küçükbahçe'de benim dönemimde başlayan organik mandalina bahçeleri hala İstanbul pazarlarında satılır. Muhtarlıklara ait boş arazileri değerlendirip otomatik damlama sistemli 5 bin ağaçlık örnek mandalina bahçeleri kurduk. 1989 yılından beri bu işin içindeyim. Ben başladığımda Türkiye'de 5 sertifikasyon kuruluşu vardı, şimdi 40 küsur tane var. Sektördeki ziraat mühendislerinin yüzde 90'ını biz eğittik, yetiştirdik. Bu deneyim ve tecrübeleri artık kendim için değerlendirmem gerektiğine ülkemizde bir model oluşturmak adına bu yola çıkmaya karar verdim.
HEM İÇ PİYASAYA VERİYORUZ HEM İHRACAT YAPIYORUZ
Tardaş Egenin markasının kuruluşu ve bugünkü konumu nedir?
Üç ortaklı bir yapımız var; pazarlama operasyonlarımızı İstanbul ağını yöneten ortağımız yürütüyor. Kendi markamızı oluşturmaya karar verdik ve 2006 yılında şirketin adı olan Tardaş yola çıkarak "Tardaş Egenin" markasını oluşturduk. İlk başladığımızda 500 litrelik bir zeytinyağı tankımız vardı. Filtre makinesi alacak paramız olmadığından yağı bayan çorabıyla süzüp dolduruyorduk. Bugün ise Buca'daki tesislerimizde 100’ün üzerinde paketli organik ürün çeşidiyle hem iç piyasaya hem de yurt dışına ihracat yapıyoruz.
ORGANİK TARIM BİZİM İÇİN SADECE PARA KAZANILACAK
SEKTÖR DEĞİL, BİR HAYAT FELSEFESİ YAŞAMA BAKIŞTIR
Hammadde teminini ve ürün güvenliğini nasıl sağlıyorsunuz?
Hammaddeyi hem sözleşmeli çiftçilerimizden hem de dut pekmezinde olduğu gibi Malatya veya Akdeniz’deki sertifikalı üreticilerden temin ediyoruz. Sözleşmeli çalıştığımız çiftçilerimiz de var, hammadde temin ettiğimiz onaylı firmalar da var.
Başta yeşil ve siyah zeytin çeşitleri, zeytinyağı ve hem yurt içinde hem yurt dışında çok talep gören zeytin ezmelerimiz olmak üzere geniş bir ürün ağını yönetiyoruz.
Bizim tesislerimize hiçbir ürün analiz edilmeden giremez. Gelen her hammaddeyi çok sıkı laboratuvar testlerine tabi tutuyor, kalıntı analizi ve Türk Gıda Kodeksi’ne uygunluk denetimi yapıyoruz. Bugüne kadar piyasada tek bir ürünümüz bile denetimlere takılmadı, hiçbir olumsuzluk yaşanmadı. Bu başarı, tamamen işimize olan inancımızın, titizliğimizin ve yılların getirdiği tecrübenin bir sonucudur. Çünkü organik tarım bizim için sadece para kazanılacak bir sektör değil; bir inanmışlık, bir hayat felsefesi ve yaşama bakış şeklidir. Organik tarım para kazanmaktan öte bir inanmışlık ve hayat felsefesidir.