27 Yıllık Ayıptan İzmir'i Kurtarma İradesi: Gerçekler Masada
Kentin gündemini meşgul etmeye devam eden tartışmaların merkezindeki yatırımcı grup ortaklarından Fikret Mısırlı, sürece ilişkin eleştirileri, iddiaları ve gelişmeleri Egelobisi.com Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Kaplan’a anlattı.
FİKRET MISIRLI:
İZMİR'İ ÇUKURA MAHKUM EDEMEZSİNİZ
Kentleşme ve çevre sorunları, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunları arasında yer aIıyor.
Kentte yaşayanlar için gerekli sosyo-ekonomik ve sağlık hizmetlerindeki eksiklikler, altyapı problemleri ve kentte ikamet etmelerine karşı kentli olmaya yabancı kalmış insanların çokluğu büyükşehirlerde büyüyerek devam edilen sorunlardan…
Kentsel çevrenin yönetilmesi, sürdürülebilirlik, kentsel yaşamı tehdit eden birçok sorundan sadece birkaçı... Fiziksel, fonksiyonel, işlevsel ve sosyal kentleşme ülkemizin önemli problemlerinden birisi ama yaşadığımız şehrin, İzmir’in en önemli sıkıntıları arasında yer alıyor.
Türkiye’nin 3. büyük kenti İzmir’in yıllarca süren ancak bir türlü çözülemeyen ve kent içinde adeta bir kangrene dönüşen, yarım bırakılmış, çözülememiş kara delik haline gelen projeler, çukurlar, kentçilik olgusuna yakışmayan görüntüler kentin hala en önemli tartışma konuları arasında...
Bahsettiğimiz bu olgulardan birisi de kentin tam kalbinde yer alan ve her projeye dava açan, karşı çıkan istemüzkçülerin simgesel alanına dönüşen meşhur Basmane çukuru…
Tam 27 yıldır devam eden ve İzmir’in en büyük çukuru ve kara deliği haline gelen bir sorundan bahsediyoruz.
İzmir’de yıllardır “Basmane Çukuru” olarak anılan bu alan yeniden kamuoyunun gündeminde. Kentin önde gelen işadamlarından ve projenin bizzat içinde yer alan aynı zamanda da tüm süreçlere tanıklık eden Fikret Mısırlı, bu konunun kent ve kamu adına en kısa zamanda çözülmesi için mücadele veren önemli isimlerden birisi.
Kentin gündemini meşgul etmeye devam eden tartışmaların merkezindeki yatırımcı grup ortaklarından Fikret Mısırlı, sürece ilişkin eleştirileri, iddiaları ve gelişmeleri Egelobisi.com Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Kaplan’a anlattı.
Konuya ilişkin sorularımızı cevaplayan işadamı ve aynı zamanda da meclis üyesi olan Fikret Mısırlı çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte o söyleşimiz…
40 YILLIK İMAR GERÇEĞİ"
Bu tartışmalarında odağında yer alan alanın tarihi sürecinden bahseder misiniz?
Belediye otobüs garajı dönemi (1940'lar–1988): Bu alan, İzmir halkının hafızasında hiçbir zaman "yeşil alan" veya "park" olarak yer almadı. Yaklaşık 45-50 yıl boyunca ESHOT’un (İzmir Büyükşehir Belediyesi Otobüs İşletmesi) ana garajı ve bakım merkezi olarak kullanıldı. Kentin tüm otobüslerinin toplandığı, tamir edildiği ve egzoz dumanı altında kalan tamamen endüstriyel/teknik bir alandı. Kültürpark ile organik bir bağı hiçbir zaman olmadı.
Bu arsa kamusal alan olarak hatta tapusuz olduğunu iddia edenler, yüksek yapılaşmadan dolayı şikayet edenler var. Bu projenin temelindeki sorun nedir, imar ve fonksiyonel yapısını kim verdi?
Bu süreci daha iyi anlaşılması için kronolojik sıralama ile veriyorum. 1985-1986 Dönemi (İlk Büyük Karar): Bu yıllarda yapılan imar planı revizyonu ile alan "Belediye Hizmet Alanı"ndan çıkarıldı. İşte o meşhur 5 Emsal ve Serbest Yükseklik kararları bu dönemde, yani 40 yıl önce imar tarihine işlendi. 1988 ‘de otobüs garajı buradan tahliye edildi ve alan boşaltıldı.
ÇAKMUR 5 EMSAL YOĞUNLUĞUNA VE
SERBEST YÜKSEKLİK HAKKINA DOKUNMADI
1989-1991 (Çakmur Dönemi Müdahalesi): Sayın Yüksel Çakmur göreve geldiğinde bu imar hakkını kucağında buldu. 1991 yılında planı revize ederek alanı "Turizm ve Ticaret Alanı" (Otel ve Kongre Merkezi) olarak tescil etti.
Bu süreçte kritik gelişme ne oldu?
Kritik nokta Sayın Çakmur kullanım amacını değiştirdi ama 5 emsal yoğunluğuna ve serbest yükseklik hakkına dokunmadı. Yani o devasa yapılaşma hakkını aynen koruyarak geleceğe devretti.
İÇİNDE BULUNDUĞUM GRUP EN
YÜKSEK BEDELLE İHALEYİ KAZANDI
O çok şikayet edilen 5 emsallik yoğunluğa ve ucu açık yüksekliğe dokunuldu mu?
Hayır.
Peki kamusal alan olarak mı karar alındı?
Hayır. Burası planlı, belediyeye ait tapulu bir arsasıydı.
Bu açıklamada halen burası tapusuzdu, kamusal alandı diye iddia edenlere o dönemin meclis kararlarına bakmalarını tavsiye ederim.
1997’de ihale süreci oldu. Burhan Özfatura döneminde, Çakmur’un bıraktığı bu "Turizm+Ticaret" planı üzerinden ihaleye çıkıldı ve bizim de içinde olduğumuz grup en yüksek bedelle ihaleyi kazandı.
“YETKİSİ VARKEN YAPMAYANLAR,
ŞİMDİ BİZİ SUÇLUYOR!"
Sayın Çakmur o dönemde çok yüksek yapılaşmadan rahatsız olmamış ki, elinde tam yetki varken bu emsali düşürmemiş, bu sınırları çizmemiş. Şimdi çıkıp bu projeden şikayet edenler, asıl soruyu gidip o dönemin sorumlularına sormalıdır.
BELEDİYENİN HATALI RUHSATI NEDENİYLE
MİLYONLARCA DOLAR YATIRIM BOŞA GİTTİ
İhale edildiğinden bugüne yatırımcı grup olarak "peşkeş çekildi" diye iddia edenler var. Gerçekten grubunuza peşkeş mi çekildi? Bu konuda neler söyleyecekseniz?
Ahmet Bey bunu söyleyenlerde akıl tutulması var ya da demans. 1998 yılında burası ihale edildiğinde; biz grup olarak en yüksek teklifi vererek kazandığımız ihale şartı olan 11 Milyon USD nakdi ödemiş, 8,5 Milyon USD teminatını vermişiz.
Belediyenin sorumluluğu olan İnşaat Ruhsatını almış, 13 Milyon USD yatırım yaparak temeli atmışız ve Belediyenin verdiği hatalı ruhsat nedeniyle bu yatırım boşa gitmiş.
Yine ihale şartı olan, Bedelsiz yapıp teslim ettiğimiz Kahramanlar Katlı Otoparkı’na 11 Milyon Usd ödeyerek Belediye’ye 2015 yılında teslim etmişiz.İhale şartlarının tamamını yerine getirmişiz. Sadece bu otoparktan Belediye bugüne kadar yaklaşık 45 Milyon USD işletme geliri elde etmiştir!
Grubumuz, ihale şartı olan %11 olan Belediyenin payını yaklaşık üç katına, %30’a çıkardı. Biz bir yatırımcı grubuyuz.
Bizim imar planı yapma, emsal belirleme ya da yükseklik sınırlandırma gibi bir yetkimiz mi vardı da yapmadık?
Biz, belediyenin önümüze koyduğu, devletin onayladığı yasal plana göre ihaleye girdik. Planı yapan belediye, onaylayan meclis; ama suçlanan yatırımcı! Bu nasıl bir mantıktır?
"TAZMİNAT VARSA HAK DA VARDIR
HUKUKİ BİR TRAJİKOMEDİ"
Fikret Bey, Baro ve Gaze-Temiz bir yandan "ihale ve mülkiyet geçersizdir" diyor, diğer yandan da bilirkişinin mahkemeye sunduğu rapora göre "4-5 milyon dolar tazminat ödeyip tapuyu geri alalım" diyor. Bu bir çelişki değil mi?
Ahmet Bey, bu tam bir hukuki trajikomedidir. Baro ve bu çevreler kendi iddialarıyla kendilerini yalanlıyorlar.
Eğer bir yerin mülkiyeti "geçersiz" ise, belediye orayı neden tazminat ödeyerek geri alsın? Hukukta tazminat, bir hakkın el değiştirmesi ya da bir zararın giderilmesi için ödenir.
BİZİ ÇIRAK ÇIKARMAK İSTİYORLAR,
BARO GASP PEŞİNDE
Baro "tazminat ödeyelim" dediği an, aslında mülkiyetin, emeğin ve yatırımın resmen yatırımcı grupta olduğunu kendi ağzıyla itiraf etmiş oluyor. Hak sahibi olmayan birine neden milyonlarca dolar ödeyeceksiniz?
Baronun bu yaklaşımı bir "Gasp" hayalidir. Bir yandan "burası kamu malıdır" diyorlar, diğer yandan "komik bir rakam verip tapuyu ellerinden alalım" diyorlar.
Tapusu bizde olan, yatırımını yaptığımız, ruhsatını aldığımız bir yeri böyle bir rakamla zorla almaya çalışmanın adı kamulaştırma değil, "gasptır".
Hiçbir mahkeme bu "çırak çıkarma" hayaline izin vermez. Meseleyi sadece "rant" parantezine alıp gerçeklerden kopardığınızda, ortada sadece bir algı operasyonu kalır.
Bilirkişi raporunu kesinleşmiş bir mahkeme kararı gibi sunup halka hayal satmak, ne hukukla ne de devlet ciddiyetiyle bağdaşır.
Bu teklif, İzmir halkını korumak değil; Belediyeyi milyarlarca liralık bir tazminat felaketine sürüklemektir.
"SAYIŞTAY RAPORUYLA DÜĞÜMÜN ÇÖZÜMÜ BELGELENDİ"
Gaze-temiz’in "Fikret Mısırlı’ya cevabımız" diye yöneltilen açıklamasında, sizin yaptığınız basın açıklamanızın Sayıştay tespitleriyle çeliştiğini iddia ediyor. Sizce burada bir kamu zararı yok mu?
Ahmet Bey, son Sayıştay Raporu ne diyor yorum katmadan okuyorum: Sayfa 53: "Yatırımcı grup, ihale şartnamesinde yer alan ana yükümlülüklerinden biri olan devasa Kahramanlar Katlı Otoparkı’nı bedelsiz olarak inşa edip belediyeye teslim etmiştir.
Ayrıca sözleşme gereği yapması gereken nakit ödemeleri gerçekleştirmiş ve belediyenin kendisine sunduğu resmi yapı ruhsatına dayanarak inşaat faaliyetlerine başlamıştır. Bu durum, yatırımcının üzerine düşen hukuki ve mali sorumlulukları eksiksiz yerine getirdiğini göstermektedir."
Yine sayfa 54’te (Belediyenin 'Tapu iptal davası açtım, yargı sürecini bekliyorum' şeklindeki savunmasına karşılık) "İlgili alanın 27 yıldır atıl bırakılması, kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açmaktadır. 'Dava açtım' gerekçesiyle sürecin sürüncemede bırakılması kabul edilemez. Bu alanın bir an önce ekonomiye ve kamuya kazandırılması için gerekli adımların atılması ve sürecin ivedilikle sonuçlandırılması gerekmektedir."
Size özetle rapordaki durumu aktarayım. Bu resmi belgedir. 53. sayfada devlet (Sayıştay), yatırımcının otoparkı bitirdiğinizi ve borcu ödediğimizi onaylıyor. 54. sayfada belediye meclis üyelerine ve yönetimine; "Dava açtım diyerek kazanacağının garantisi olmayan bir davada tazminat yükünü göz ardı ediyorsun, kısacası kamu zararını büyütme, çöz" diyor.
"MECLİS İRADESİNE SAYGISIZLIK:
İZMİR'İ ÇUKURA MAHKÛM EDEMEZSİNİZ"
2016 yılında neden ruhsat alınmadı sorularına ne diyeceksiniz?
Bu sorunun muhatabı o dönemin Belediye Başkanı, ancak yatırımcı grup olarak cevabım: 2016 yılındaki imar planı notlarında, projenin "Kültürpark ile bütünleşmesi" ve "sosyal donatı alanları" konusunda mahkemelerin getirdiği iptal gerekçeleri vardı. Belediye, bu gerekçeleri aşacak cesur bir imar plan düzenlemesi yapmak yerine, dosyayı tozlu raflarda bekletmeyi tercih etti.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve meclisi neden bu kararı aldı diye çok eleştiriliyor? Bu eleştirilere katılıyor musunuz? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz.?
Ahmet Bey, Sayıştay’ın bu uyarısını ve imar planlarını dikkate alan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, 40 yıl önceki o ucu açık, eksik planı düzeltti; kat yüksekliğine sınır getirdi ve projeyi Anıtlar Kurulu kararlarıyla uyumlu, kurulun denetimine ve hukuki bir zemine oturttu.
Burada asıl üzücü olan şudur: Kendini seçilmiş meclis iradesinin üzerinde konumlandıranlar, İzmir halkının tamamının oyunu almış o iradeye saygı duymuyor. Kendi zihnindeki kararın, tüm partilerin ortak kararı olan 'meclis iradesinden' üstün olduğunu sanıyorlar.
"İSTANBUL 18 AYDA BİTİRDİ,
İZMİR 27 YILDIR BEKLİYOR"
Bu düğüm neden 27 yıldır çözülemedi?
Bir kıyas yapalım: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM). Sayın Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde, tam 200 bin metrekarelik alanı sadece 18 ayda tamamlayıp ekonomiye kazandırdık.
Biz o projeyi bitirdik, İstanbul o tarihten beri teknolojisi yüksek bir iş merkezi olarak hizmet veriyor. Sorunun cevabı burada yatıyor. Biz İzmirli iş insanı olarak bölgemize yatırım yaptık, başımıza gelenler bunun nedenini açıklıyor.
TEMEL BİR KAVRAM HATASI VAR
Şehir Plancıları Odası “kamuya ait olandan feragat ediliyor” diyor…
Burada temel bir kavram hatası var. Kamu alanı; park, yeşil alan, meydan gibi doğrudan kamusal kullanıma ayrılmış alanlardır. Basmane parseli ise tapulu, imarlı, Merkezi İş Alanı (MİA) statüsünde ticari bir alandır. Dolayısıyla bu alanı “zaten kamu alanıydı” şeklinde tanımlamak teknik olarak doğru değildir.
SORUMLULUK ALMADAN SLOGAN ATANLAR
ARALARINDA PARA TOPLAYIP SATIN ALSINLAR
“Bedelsiz kamuya geçmeli” diyenlere cevabınız nedir?
Sorumluluk almadan slogan atanlar eğer gerçekten kamu alanı yapılmak isteniyorsa, bunun yolu bellidir. 27 yıldır yatırım tutarımızı aralarında toplasınlar, burayı satın alsınlar, Belediye’ye "Kamusal Alan" olarak şartlı bağışlasınlar.
BİR KONUNUN ADINI RANT KOYARSANIZ
ARTIK HUKUKU KONUŞAMAZSINIZ
Tapu tamamen geri alınırsa ne olur?
O zaman yalnız mülkiyet değişmez. Yapılan yatırımlar, geçen süre, oluşan zararlar tazminat konusu olur. Bu yük belediyeye, yani İzmir halkına yansır.
Baro ve Şehir Plancıları Odası “Basmane’den elinizi çekin, bu bir ranttır” diyor. Ne diyorsunuz?
Bir konunun adını baştan “rant” koyarsanız, artık hukuku konuşamazsınız. O noktadan sonra gerçekler değil algılar tartışılır. Burada mesele rant değil; 27 yıllık bir yönetim sorunu ve yatırımcı ihale ve yatırım bedeli olarak 44.5 Milyon USD ödemiş, devredilen otoparktan yaklaşık 45 Milyon USD gelir elde eden bir Belediye var.
Bugüne kadar yatırdığımız paranın maliyeti var, rant varsa kamunun adına rant var. Yatırımcı Grup olarak da bizim geçen yıllarımız ve mağduriyetimiz var
Son olarak ne söylemek istersiniz?
İzmir’in önündeki asıl engel artık çok net: Her şeye refleks olarak “hayır” diyen, sorumluluk almadan engellemeyi marifet sanan bu vizyonsuz zihniyet. 27 yıldır ortada duran çukurun adı yatırımcı değil, karar veremeyenlerdir.
Bu şehir ideolojik takıntılarla değil, cesaret ve akılla büyür. İzmir ya bu köhne anlayışı aşacak ya da daha yıllarca yerinde saymaya mahkûm kalacak.