Eğitim hakkından yaşam hakkına ne zaman geçtik?
Geçen hafta iki gün üst üste yaşanan okul katliamları, yıllardır ara ara okullarda yaşanan silahlı saldırıları yeniden gündeme getirdi. Bugüne kadar kin beslediği öğretmene saldıran öğrenci eylemi olarak görüldüğü için ciddi bir sorun olarak görülmeyen bu saldırıların aslında içten içe büyüyen, önlem alınmadığı için besili canavara dönüşen derin bir yara olduğunu anlamış olduk.
Eğitim konusu zaten ülkemizin giderek derinleşen bir yarası. Müfredatların her yıl yap boz tahtasına dönmesi, sık sık bakan değişmesi, her bakanın kendine göre yeni düzenlemeler yapması, eğitimde dinsel öğelerin artması, laik eğitim sisteminden giderek uzaklaşılması, tarikatların bakanlık eliyle okullara girmesi, hijyen, temizlik güvenlik sorunu eğitimde acil çözüm bekleyen sorunlar olarak eğitimciler ve veliler tarafından sürekli gündeme taşınıyordu.
Son yaşanan olaylar hepsinin önüne geçti. Eğitimciler ve veliler Okullarda yaşam hakkını korumak için mücadele vermeye başladı. Ne ara yaşam hakkı eğitim hakkının önüne geçecek hale geldi?
Aslında konu tam da yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan ikileminde saklı. Özgüvenli, başarılı çocuk yetiştirme hedefiyle, bencil, şımarık çocuklar yetiştiren okumuş cahil ebeveynler, bir yandan kontrolsüz üreyip bir yandan geçim derdiyle bu çocukları kendi haline bırakan cahil anne babalar, kendi hayallerinin yükünü çocuklarına atan baskıcı, bilinçsiz aileler.
Zaten kontrolsüz, amaçsız, kalitesiz hale gelmiş eğitim sistemi, tarafsızlığı tartışmalı KPSS sınavıyla oluşturulan eksik kadrolar, sözleşmeli öğretmenler.
Daha dört işlemi tam öğrenemeden ilkokuldan mezun olan, pislik yüzünden okulda tuvalete giremeyen, parasızlık yüzünden aç kalan öğrenciler. Evinde de okulda da beslenemeyen, hak ettiği hayatı hiçbir konuda yaşayamayan çocuklar. Daha küçücük yaşında gelecek umudunu kaybetmiş, sohbet konuları geçim sıkıntısı olan çocuklar.
İşte bu çocuklar ya akranlarını zorbalıyor ya mafyatik eylemlere karışıyor ya da ağır psikolojik sorunların etkisiyle silaha sarılıp katliam yapıyorlar. Yaşananların mağdurları yine çocuklar, eğitimciler. Sorunlara neden olanlar, eylemlerinin, icraatlarının sorumluluğunu asla kabul etmiyorlar. Bakanlara, bürokratlara gelene kadar, Kahramanmaraş katliamını yapan gencin babası bile oğluna davranış modelini sonuçlarına rağmen savunur durumda. Baba bile ‘ben ne yaptım? Oğlumu ne hale getirdim?’ özeleştirisi yapmazken, eğitim politikalarına yön verenlerden bunu yapmalarını beklemek fazla iyiniyetli bir bakış gibi geliyor bana.
Sonuç olarak, adım adım birkaç nesli kaybediyoruz. Göz göre göre onları uçurumdan aşağı itiyoruz. Bugün hatalardan dönülse bile ne kadarını kurtarabiliriz. Ortada bir başarı varsa; Başarılan şey kindar birkaç nesil yetiştirilmiş olması. Bu başarıda emeği geçenlere son sözüm: Tebrikler.
Sevgilerimle…