Günlük hayatta farkında olmadan kurduğumuz cümleler, kelimeler düşündüğümüzden daha fazla hızlı ve derin etkiler bırakabilir. Şaka yada iltifat gibi algılanabilecek bu sözcükler toplumda özellikle ergen dönemi çocuklar üzerinde olumlu yada olumsuz etkiler meydana getirebiliyor.Antik çağlarda özellikle Bermadaki Sağlık merkezlerinde kullanılan telkin yönteminin sıkça kullanıldığını hepimiz hatırlıyoruz. Ayrıca günümüzde hepimizin yoğun şekilde kullandığı sosyal medya hepimiz üzerinde bir etki oluşturabiliyor. Çocuk ve ergen yaş gurubu gerek sosyal çevre gerekse sosyal medyadaki uslub ve sözlerden daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz. Bilim adamlarının çoğu mikroagresyon tanımını tam burada kullanmayı uygun görüyorlar. Yani çocukların ve gençlerin küçük birikmiş travmalara karşi daha açık olmaları etkilenmeleri normal görülmektedir. Çocukların dünyası yetişkinlere göre daha küçüktür olaylardan ve sözcüklerden çok daha fazla etkilenmektedirler. Bir takım sözcükler etkilendikleri için onların kimliklerinin yapı taşlarına yazılabilir. Mesela çocuklar sözler karşısında "Ben yeterli değilim" "Benim neyim var" gibi sorularının arasında kalabilir.
Okullarda arkadaşlar arası bazı çatışmalar sözcüklere döndüğü zaman sistematik dışlanmaya dönebilir. Bu tip olaylar zorbalığın erken habercisidir diyebiliriz. Okulda çocuklar birbirlerine şaka takılma yada arkadaşça konuşma gibi yöntemlerle basittir daha büyük mikro değersizleştirme durumuna doğru gidebilir.Şaka içinde saklanmış mikro aşağılama "Sen zaten bilmezsin" "Bu soru sana zor gelebilir" gibi ifadeler gülme ile geliştirilebilir. Çocukta ise bunun karşılığı "Sen yeterli değilsin" olabilir. Kişinin fiziksel yapısı kilosu saçı boyu gibi ifadeler beden algısı ile çocukta kalıcı izler bırakabilmektedir. Ayrıca "Sen aslında başka bölümde daha iyi yapabilirsin" Yada "Burası sana göre değil" gibi sözcükler kişinin kimliğini belli bir alanda olmasını sağlayabilir.
Sosyoekonomik mikro aşağılanmalar mesela "Çakma elbisemi giyiyorsun" "Hala modası geçmiş pantolon mu giyiyorsun" gibi sözcükler özellikle çocuklardaki sosyal yaşamda mikroagresyonlar olarak tanımlanabilir. Ayrıca etnik ve kültürel konularda konuşulan dil, yemek, hareket tarzları "Sen buralı değilsin galiba" gibi sözcükler mikroagresyonlar aidiyet duygusunu hedef alabilir. Şiddet saldırganlık dışlamak, fiziksel saldırılar zorbalıkla eşdeğerdir diyebiliriz. Bu ise toplumda kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdur. Mikroagresyonlar sessizdir zorbalık, şiddet ise gürültülüdür .O yüzden mikroagresyonlar küçük ve büyümeden etkin eğitim, kültürel yanında sosyal çalışmalarla kontrol altına alınmalıdır.
Toplumların daha fazla Spor, kültür ve sanata yoğunlaşmasıyla birlikte insanın doğallığını disipline etmesi mümkündür ayrıca toplumsal hassasiyetler açısından da çok önemlidir. Okulda, evde ve sokakta olabilecek mikroagresyonları ciddiye almalı zorbalık aşamalarına gelmeden önlenmeliyiz.