Neden Doğrularda Birleşemiyoruz!
- Bölüm
’David Eaglemenin ‘’çok ünlü bir cümlesi vardır. ‘’Gerçek dediğimiz şey beynimizin yarattığı en iyi hikayedir. ‘’
Beynin yaptığı işlemlerin %95'ine biz erişemiyor muşuz.
“Bilincimiz sadece sonuçları görüyor”
Şöyle “beyin” kişinin oluşturduğu düşünceye göre hesaplar, düzeltir, seçer. Kişinin beyni; doğumundan / geldiği yaş aralığındaki -eğitim öğrenim çevre aile arkadaş ile - bilimselliklede ne kadar ilerleyebildiği,kendine ait sağlıklı sağlıksız donanımıdır. Kendi programındaki veri düzeyine göre düşünür. Senaryo yaratır..
Bilinç ise yalnızca ekrana yansıyan son görüntüyü izler. Bilinç hem sen, hem seyircin gibidir
Duygular yanıltıcıdır. Çünkü amaçları gerçeği vermek değil,hayatta tutmaktır. Amaç hayatta kalmak olduğu için beyin; bazı tehlikeleri abartır, bazı gerçekleri bastırır, bazı şeyleri hİç farkettirmez. Bir kamera değildir. Boşlukları tahminle doldurur, uyuşmayan bilgileri düzeltir. Sen fark etmeden binlerce şeyi atar, parçaları bütün haline getirir. Bu yüzden Iki insan aynı olayı farklı algılar.. Ve gerçeklik= doğruluk değil, işlevselliktir
Zamanı akıyormuş gibi hissetmek beynin olayları sıraya koyma biçimidir. Bu yüzden iki insanın aynı olayı bambaşka anlatması normaldir. Gerçeklik tek değildir, kişiden kişiye değişen nöro biyolojik bir deneyimdir.
Zihin evreni mi yaratır, evren mi zihni?
Evrenin yapısı ile insan algısı arasında matematiksel bir bağ var mı? insan neden gerçekliği olduğu gibi yaşayamaz. Neden çoğu insanın ayakları yere basmaz sorusu, hem nerobilimsel, hem psikolojik, hem de varoluşsal açıdan incelenebilir .
Duygular gerçekliği çarpıtarak gösterir. İnsan duygusal bir varlıktır ve duygular algıyı doğrudan değiştirir.
Kaygılı biri dünyayı tehlikeli görür, depresif biri her şeyi anlamsız görür, aşık biri her şeyi pembe görür, özgüveni düşük biri sürekli tehdit algılar. Duygular gerçekliğin filtresidir..Bu nedenle çoğu insan gerçekle değil duygularının ürettiği dünya ile yaşar. Zihin kendi içindeki yükleri temizlemedikçe anlık gerçekliği göremez. Her insanın zihninde eski korkular, çocukluk kalıpları, toplumsal baskılar, yanlış inançlar, beklentiler, travmalar gibi, arka plan programları vardır. Bu programlar çalıştığı sürece gerçekliği olduğu gibi deneyimlemek mümkün değildir. Zihin geçmişin tozuyla kaplıysa bugünü bulanık görür. Neredeyse hiç kimse şu ‘an’ da değildir. Ayağı yere basmayan insan=’’ an’’da duramayan insandır,
Bilinç uyanık değilse, gerçeklik algılanmaz ve insan çoğu zaman otomatik pilotta yaşar. Düşünceler otomatik, duygular otomatik. tepkiler otomatiktir.. Otomatik yaşayan insan uyanık değildir, uyanık olmayan gerçekliği göremez. Sadece kalıplarını tekrar eder. Günün %95'i bilinçsiz alışkanlıktır.
Her insanın hafıza belleği hızı farklı farklıdır demek geçmişinde ne kadar tembel olması ile ilintilidir..% kaç çaba ve emek tecrübe ilim değerler bileşkesidir..Hakikat gerçeğine ne kadar yakınlaşmışlığıdır..
Devamında “doğru düşünce” etkenlerinin varlığına değinelim..
Sevgilerimle..