İlişki Rutini
Biz ne sevmeyi ne de sevilmeyi öğrenemedik milletçe.
Annelerimizden, babalarımızdan gördüklerimizi doğru kabul ederek evlilikte ya da sevgililikte birbirimizi diğerinin kullanıma verilmiş mal zannetmeyi sevmek bilmemiz ne kötü.
Nikah defterine atılan imzalar ile özgürlüğün kilidi eşin eline teslim edilmişçesine, eşin üzerine kurulan tahakküm bir süre sonra nefes borusunu tıkayan bir taşa dönüşüyor.
Çok yakın zamanda nikahına katıldığım iki gencin ta o gün ayrılacağını anlamıştım. Kızın takındığı lütufkar, sürekli her şeyden şikayetçi tavırlar, eşinin ailesi ile daha en baştan yaşanılan gerginlikleri görünce o işin başlamadan bittiği gün gibi ortadaydı.
Bazen sadece bakmak yeterli oluyor işte.
Ailesinde yaşadığı kavgaları ve travmaları evliliğin gereği gören bir anlayıştan sağlıklı bir ilişki ve evlilik kurması da beklenemeyecektir yazık ki.
Eğitim seviyemiz ve şark kültürü etkisindeki gelenek ve göreneklerimiz ile kadının bir çok bölgede ikinci sınıf insan görüldüğü bu topraklarda sağlıklı evliliklerin rutinimiz olduğu söylemeyecektir. Bu tür ailelerde yetişen bireylerin de yetiştikleri ortamdan farklı birer insan olmaları müthiş bir eğitim ile olacaktır ki maalesef o da bizde yok.
Çiftlerin nikahtan önce psikoterapiye alınarak, verilecek gerçek ve sağlam bir doktor raporu ile evlenmelerine izin verilmesi bir devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini düşünelerdenim.
Sağlıksız ilişkilerin, daha başlamadan önlenmesinde, açılacak davaların , kadın cinayetlerinin önüne geçilmesinde büyük toplumsal fayda olacaktır.
Kendi kişisel gelişimini tamamlayamamış insanların aile kurmalarına, çocuk dünyaya getirmelerine de izin verilmememiş olacaktır. Bir anlık şehvetler için Çocuk Esirgeme Kurumuna terk edilen çocuklara bakınca ne demek istediğim anlaşılacaktır.
O çocuklar mı istediği gerçekten doğmayı? Yoksa onları terk edenlerin umarsızca, salt hayvani iç güdüleriyle mi dünyaya geldi o yavrular?
Sorumluluk almayı, fedakarlık etmeyi, sevmeyi, sevilmeyi bilmeyen insancıkların evlenmesi yasaklanmalı ya da terapi sonrası durumlarına karar verilmesi gerekmektedir.
Şirket kurmak için istenen bir sürü prosedür varken, aile kurumu kurulurken ki bu ihtiyatsızlıklık aile vergisi olmamasından mıdır? Devlet, toplumsal düzen ve bireylerin mutluluğu için kurulan bir oluşum olduğuna göre, devletlerin kanayan bu toplumsal yaraya kayıtsız kalmaları açıklaması gereken bir soru zihinlerde maalesef.
Gündüz kuşaklarında şaşırmaktan yorulduğumuz girift ilişkiler toplumun büyük bir kesiminin ahlaki durumunu da yansıtmaktadır yazık ki. Bu tür programlar ile normalleştirilen ahlaksızlıklar ile bireysel ve toplumsal çöküşün hızı artırılmaya çalışılmaktadır.
Savaşlar artık tankla tüfekle değil, kültürel ve toplumsal erezyonlar ile de yapılmaktadır. Her zamankinden uyanık ve bilgili olunması gereken bir yüzyılda, televizyon ve sosyal medya organları ile yürütülen kültürel erezyonun farkında bile değiliz.
Bencilliklerin, egonun, gösterişin, cahilliğin yüceltildiği vasat altı programlar tesadüfen mi seçiliyor zannediyorsunuz?
Eskiden bize paylaşmayı, yardımlaşmayı öğreten, iyilerin hep mutlu ve kazançlı olduğu filmler ve dizilerle büyümüş bir neslin bireyi olarak şunu söyleyebilirim ki bunlar ciddi, kasti ve kötü niyetli uzun vadeli yıkıcı projelerin eseridir. O yayın kuruluşlarının sahiplerine bakın yeter.
Mevzu sevgi, ilişki olunca o kadar çok dala, kola ayrılıyor ki, konuyu dağıtmadan ilerlemekte fayda var. Sevmeyi, sevilmeyi bilmiyoruz demiştim ya, sevilen, sevenin sevgisini de toleransını da sonsuz zannederek istediği hoyratlıkta davranmayı bir süre sonra kendine hak görmeye başlıyor.
Emirler, talimatlar, sorgular alıyor sevginin yerini. Gücünü sevgiden ya da nikahtan alan anlayış, malı olarak gördüğüne istediği gibi davranmayı hak buluyor kendinde. Ve bir süre sonra iş mecburiyete dönüşüyor. Kiminde bıçak kemiğe dayanıyor gördüğü şiddet ve aşağılamalarla. Çok insan boşadım çeyrek asırlık meslek hayatımda. Boşanmak isteyenlerin gözünde gördüğüm değersizlik hissi insan olmaktan utandırdı beni. Bir insan başka bir insana sırf onu sevdi ya da hayat yoldaşı olur diye hak eder miydi bu derece aşağılanıp yok sayılmayı?
İnsan farkında olmasa da her şeyden vazgeçebilir. Yardan geçilir, evlattan geçilir, mevki makamdan geçilir. Öyle olmasa candan vazgeçilmezdi, intihar diye bir şey olmazdı yeryüzünde değil mi?
Hastalıklar biter derman derdiyle gelir. Borç biter, insan ödemek isteyip azmetsin yeter. Aşk, sevgi de biter her şey gibi. Hiç bir kredi sonsuz değil, tıpkı fani insan ömrü gibi. Sevenlerinizi pişman etmeyin sevdiğine bu yüzden.
Allah Resulü’ne imanınız varsa sözünü dinleyin ne demiş? Her kimse sevdiğiniz bu bir eş, bu bir sevgili, bu bir evlat, bu bir arkadaş, dost ya da her ne ise;
"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!’’