Şeyh Muaz el-Hîn: Davetçiler dönemin şartlarını ve toplumun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı
Alimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) tarafından düzenlenen 11'inci Alimler Buluşması'nda konuşan Şeyh Muaz el-Hîn, "Davetçiler olarak yaşadığımız dönemin şartlarını ve toplumumuzun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıyız. İslami çalışmaların önceliklerini doğru belirlemeli, birbirimizi tamamlamalı ve ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeliyiz." dedi.
İTTİHADUL ULEMA'nın geleneksel hale getirdiği Alimler Buluşmasının bu yıl 11'ncisi düzenledi.
Program, Diyarbakır'ın merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu'nda başladı. İki gün sürecek programda davet çalışmaları, İslam ümmetinin birliği ve davette yeni yöntem ve arayışlar ele alınıyor.
11’inci Âlimler Buluşması’nın Birinci Oturumu Suriye'den Muhammed Veli'nin moderatörlüğünde başladı.
Programın ilk oturumunda Şeyh Muaz el-Hîn “Toplumsal İhtiyaçlar Karşısında Davetçinin Sorumlulukları” konulu konuşmasını yaptı.
Hasan-ı Basrî'nin sohbetlerine çok sayıda insanın katıldığını gören birine, bu insanların neden onun etrafında toplandığının sorulduğunu aktaran El Hin, "Verilen cevapta, insanların onun ilmine ihtiyaç duyduğu, onun ise insanların elindeki dünyalıklara ihtiyaç duymadığı ifade edilmiştir. İnsanları bir araya getiren, onun ilmi ve insanlara sunduğu manevi katkıydı." dedi.
El Hin, "Türkiye'de Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin davet çalışmalarını biliyoruz. İslam dünyasında da toplumları üzerinde etkili olmuş, insanların hayatında iz bırakmış birçok davetçi ve ıslahçı yetişmiştir. Hasan el-Bennâ gibi isimler de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu insanların toplumları üzerindeki etkileri tesadüf değildi. Bu etki, iman ve amelin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyordu." diye konuştu.
Bu âlimlerin insanları etkilemesinin önemli sebeplerinden birinin, söylediklerini kendi hayatlarında da yaşamaları olduğunu söyleyen El Hin, "İnsanlara sünnetten, ahlaktan ve dinin gereklerinden söz ettiklerinde, bu sözler insanların hayatında karşılık buluyordu. Davetçinin etkisi yalnızca sözlerinin güzelliğiyle ölçülmez. İhlası, ibadeti, ameli ve Allah ile kurduğu bağ da davetinin etkisinde belirleyicidir." ifadelerini kullandı.
"Davetçin toplumun ihtiyaçlarını ve hastalıklarını doğru tespit etmeli"
El Hin, "Peygamberlerin davetlerine baktığımızda, hepsinin toplumlarını tevhid inancına çağırdığını görürüz. Kur'an'da peygamberlerin kavimlerine, 'Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur' diye seslendikleri bildirilir. Ancak peygamberler yalnızca genel ifadelerle konuşmadılar. Toplumlarının içinde bulunduğu sorunları dikkate aldılar ve insanları karşı karşıya oldukları yanlışlardan uzaklaştırmaya çalıştılar. Örneğin Hz. Hûd, Âd kavmine hitap ederken onların güçleriyle övünmelerini ve kibirlerini gündeme getirdi. Onların sahip oldukları kuvveti nasıl kullandıklarına dikkat çekti. Bu bize, davetçinin toplumun ihtiyaçlarını ve hastalıklarını doğru tespit etmesi gerektiğini gösterir." şeklinde konuştu.
Bir davetçinin, insanların ihtiyaç duymadığı konulara ağırlık vermek yerine onların yaşadığı sorunları anlaması ve bu sorunlara çözüm sunması gerektiğini ifade eden El Hin, "İslam dünyasında toplumları değiştiren ıslahçıların çalışmalarına baktığımızda, aralarında ortak noktalar bulunduğunu görürüz. Bunların başında ihlas gelir. Bunun yanında, toplumlarının karşı karşıya olduğu sorunları doğru teşhis etmeleri ve bu sorunlara yönelik çalışmalar yürütmeleri de önemli bir etkendir. Abdülkerim er-Rifâî gibi âlimler de gençlerle ilgilenmenin önemini vurgulamıştır. Gençler toplumun geleceğidir. Onların yetişmesi, ahlaki gelişimi ve İslam'ı doğru anlaması üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Gençlerle ilgilenmek, yalnızca onlara nasihat etmekten ibaret değildir. Onlara zaman ayırmak, sorunlarını anlamak, ihtiyaçlarına cevap vermek ve kendilerini geliştirebilecekleri ortamlar hazırlamak gerekir." dedi.
"Davetçiler olarak yaşadığımız dönemin şartlarını ve toplumumuzun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıyız"
El Hin, şöyle devam etti.
"Bu nedenle davetçiler olarak yaşadığımız dönemin şartlarını ve toplumumuzun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıyız. İslami çalışmaların önceliklerini doğru belirlemeli, birbirimizi tamamlamalı ve ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeliyiz.
Bazı çalışmalar manevi ve ahlaki eğitime ağırlık verirken bazıları farklı alanlarda faaliyet yürütmektedir. Bu çalışmalar birbirine rakip olarak görülmemeli; aksine birbirini tamamlamalıdır. Özellikle gençleri bir araya getirmek, onların enerjilerini hayırlı işlere yönlendirmek büyük önem taşımaktadır.
İslami çalışmaların yalnızca belirli bir alana sıkışıp kalması doğru değildir. Âlimlerin ve davetçilerin toplumsal meselelerle ilgilenmesi, toplumun ihtiyaçlarına göre sorumluluk üstlenmesi gerekir. Siyaset ve toplumsal hayat gibi alanlar da bu sorumluluğun dışında düşünülemez.
Davetin bir yönü, toplumun genelinin bilmesi gereken temel dini bilgileri insanlara ulaştırmaktır. İbadetin esasları ve ahlaki ilkeler gibi konuların toplumda yaygınlaşması gerekir. Diğer yönü ise davetçilerin düşünsel, kültürel, bilimsel ve mesleki açıdan kendilerini geliştirmeleridir.
Ancak toplumumuzun sorunları yalnızca bilgi eksikliğiyle sınırlı değildir. Ekonomik sorunlar, ailevi problemler ve davranışlarla ilgili meseleler de insanları etkilemektedir.
Özellikle aile kurumunun korunması büyük önem taşımaktadır. Müslüman toplumların en önemli dayanaklarından biri ailedir. Aile yapısının zayıflaması, toplumun da zayıflamasına yol açar. Bu nedenle ailelerin karşılaştığı sorunları görmezden gelmemeli, aileyi koruyacak ve güçlendirecek çalışmalar yürütmeliyiz.
İnsanların sorunlarını yalnızca eleştirmek yeterli değildir. Onlara meşru ve uygulanabilir alternatifler sunmak gerekir."
Resulullah'ın, insanların elindeki imkânları daha faydalı biçimde değerlendirmelerine yardımcı olduğunu, ihtiyaçlarına uygun çözümler gösterdiğini aktaran El Hin, davetçinin görevi de insanlara yalnızca neyin yanlış olduğunu söylemek değil, doğru olanı nasıl hayata geçirebileceklerini göstermek olduğunu kaydetti.
El Hin, "İnsanların dinî konularda bilgi sahibi olmayan kişilerin yönlendirmelerine maruz kalması ciddi bir sorundur. Bu nedenle âlimlerin ve davetçilerin toplumu doğru bilgiyle buluşturması, insanların zihinlerindeki şüphelere cevap vermesi gerekir. İbn Kayyim el-Cevziyye'nin de dikkat çektiği üzere, insanı saptırmaya yönelik çabalar şüpheler ve arzular üzerinden yürüyebilir. Bir taraftan insanların inançları hakkında şüpheler oluşturulurken diğer taraftan nefsani arzular öne çıkarılabilir. Bu nedenle davetçiler hem bilgi hem de ahlak alanında güçlü olmalıdır. İnsanların sorularına cevap verebilmeli, karşılaştıkları şüpheleri giderebilmeli ve onları doğru bir anlayışla buluşturabilmelidir." şeklinde konuştu.
Şeyh Muaz el-Hîn, "Âlim ve davetçilerin önemli görevlerinden biri de insanları bir araya getirmek ve sorunların çözümünde olumlu bir rol üstlenmektir. Resulullah'ın hayatına baktığımızda, toplumun içinde bulunduğunu, insanlarla doğrudan ilgilendiğini ve onların sorunlarına çözüm aradığını görürüz. Davet, insanlardan uzak durarak yürütülecek bir faaliyet değildir. İnsanların arasına girmek, onların hayatını anlamak, ihtiyaçlarını görmek ve sorunlarına çözüm üretmek gerekir. Toplumun içinde olmak, başarılı bir davet çalışmasının temel unsurlarındandır. Bunun yanında, bireysel sorumluluklarla toplumsal ve kamusal sorumlulukların birbirinden ayrılması gerektiğini de unutmamalıyız. Hayır faaliyetleri, vakıflar ve toplumsal dayanışma çalışmaları, insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir yere sahiptir." değerlendirmesinde bulundu.
Bugün de özellikle gençler arasında amaçsızlık ve boşluk duygusu yaşayanların bulunduğunu aktaran El Hin, "Gençlerin zamanlarını faydalı faaliyetlerle değerlendirebilecekleri ortamlar oluşturmak gerekir. Bireysel çabaların yanında toplumsal kurumların ve devletin de bu konuda sorumlulukları vardır." dedi.