Mustafa Balbay’ı üniversite yıllarından tanırım.
Okuduğumuz Basın Yayın Yüksek Okulu, Halkın Kurtuluşu ve Devrimci Yolcuların etkisi altındaydı. Balbay ise İGD’liydi. Sınavlara girerken bile tedirgin olurdu. Çoğu zaman arkadaşları ikna eder, sınava güvenli biçimde girmesini sağlardık.
Yıllar sonra yollarımız Milliyet ve Güneş gazetelerinde yeniden kesişti. Kısa süre aynı çatı altında çalıştık.
Önce o gözaltına alındı, ardından ben…
Sonra o Cumhuriyet gazetesinin İzmir Bürosu’nda, ben Güneş gazetesinde görev yaptım.
Okul yıllarından, mesleğe adım attığımız günlerden bugüne tanıyorum kendisini…
1978’lerden günümüze…
Ergenekon sürecini uzun uzun anlatmayacağım. Bilen biliyor.
Mustafa Balbay’ı ve cezaevindeki diğer meslektaşlarımızı hiç yalnız bırakmadık. Silivri yolları yolumuz oldu. Duruşmaları izledik, dayanışma gösterdik, haksızlığa karşı sesimizi yükselttik.
Tahliye edildiği gün de yanındaydım.
Ankara’dan Sincan Cezaevi’nden tahliye edildikten sonra kalabalık bir grupla evine kadar geldik. Çocuklarıyla, ailesiyle rahatça kucaklaşabilsin diye içeri girmeden Batıkent’te yaşayan annemle kız kardeşimin evine döndüm.
Sonradan öğrendim ki ev ana baba günüymüş.
Yıllar geçti, 2015 yılında CHP önseçiminde İzmir 2. Bölgede bu kez birlikte yarıştık.
Kemal Kılıçdaroğlu, Balbay’ı 24. Dönem’de milletvekili yapmıştı. Milletvekilliğinin önemli bir bölümünü cezaevinde geçirmişti. Mağdurdu, kamuoyunda tanınıyordu.
Sonradan öğrendim ki Kılıçdaroğlu, Balbay’ı dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na da emanet etmişti.
Ben maddi imkansızlıklar içinde, fedakar arkadaşlarımızla birkaç pankart asabilmek için çabalarken Balbay’ın afişleri İzmir’in en uzak köylerine kadar ulaşmıştı. Yerel yönetimin olanakları onun arkasındaydı.
Sonuçta ikimiz de milletvekili seçildik.
İlk kurultayda Mustafa Balbay genel başkanlığa heveslendi. Ne birlikte siyaset yaptığı arkadaşlarının görüşünü aldı ne de kendisini milletvekili seçen İzmir üyelerine danıştı.
Gerekli imzayı toplayamadı, aday bile olamadı.
Bugün CHP sayesinde milletvekili olan, en zor günlerinde CHP’nin ve CHP’lilerin desteğini gören Mustafa Balbay televizyon ekranlarında partiye verip veriştiriyor.
CHP eleştirilemez bir parti değildir. Yanlışları da eksikleri de elbette konuşulmalıdır.
Ancak eleştiri başka, insanın kendisine sahip çıkan çatının kapatılmasını önermek başkadır.
Mustafa Balbay, TV100’de aynen şöyle diyor:
“CHP kapatılsa herkes oturacaktı, herkes yepyeni bir yol tutacaktı. Orada bir akıl birliği oluşacaktı.”
Mustafa Balbay’a sormak gerekir:
Sizi milletvekili yapan CHP değil miydi?
Cezaevindeyken size sahip çıkanlar CHP’liler değil miydi?
Silivri yollarına düşenler, duruşmalarınıza gelenler, özgürlüğünüz için mücadele edenler bu partinin yöneticileri, milletvekilleri, üyeleri ve seçmenleri değil miydi?
CHP herhangi bir siyasi tabela partisi değildir.
CHP, savaş meydanlarında kurulmuş, Cumhuriyeti kurmuş bir partidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetidir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin devamıdır.
CHP’nin kapatılmasından söz etmek, yalnızca bir siyasi parti hakkında görüş açıklamak değildir. Bu söz, o partinin geçmişine, örgütüne ve milyonlarca seçmenine karşı büyük bir vefasızlıktır.
İktidarın bile söylemeye çekineceği bir cümleyi, yıllarca CHP milletvekilliği yapmış birinin kurması acıdır.
İnsan, kendisine uzatılan eli unutabilir.
Cezaevi kapısında bekleyenleri de unutabilir.
Kendisini milletvekili yapanları, afişini köylere kadar taşıyanları, arkasında duran örgütü de yok sayabilir.
Ama CHP’yi kapatmayı önermek için unutmak yetmez.
İnsanın geçmişini tümüyle inkar etmesi gerekir.
Mustafa Balbay’ın sözlerini üzüntüyle dinledim.
Benim tanıdığım Balbay bunu söylememeliydi.
CHP’nin kapatılması değil, demokratikleşmesi gerekir.
CHP’nin yok edilmesi değil, güçlendirilmesi gerekir.
Ortak akıl, bir asırlık çınarı keserek değil; onun gölgesinde birbirimizi dinleyerek oluşturulur.
Baltanın sapı ağaçtan olabilir.
Ama ağaç, kendisini kesmek isteyen baltayı unutmaz.
Balbay'a bir tepki de CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç'tan
Mustafa Balbay’ın, “CHP kapatılsa herkes oturacaktı, herkes yepyeni bir yol tutacaktı. Orada bir akıl birliği oluşacaktı” sözleri sıradan bir siyasi değerlendirme olarak geçiştirilemez. Çünkü burada yalnızca CHP’nin geleceğine ilişkin bir yorum yapılmıyor. CHP’nin kapatılması ihtimali dahi, yeni bir siyasi yolun ve yeni bir “akıl birliğinin” başlangıç noktası olarak tarif ediliyor. Bu nedenle kamuoyunun sorması gereken çok açık sorular vardır: CHP kapatılsaydı oluşacağı söylenen bu “akıl birliği” kimler arasında kurulacaktı? “Yeni yol” denilen yol nereye çıkacaktı? Ve o yolun sonunda CHP’ye, CHP’nin tarihsel kimliğine ve Cumhuriyet’in kurucu çizgisine ne olacaktı? 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından CHP’de yaşanan tartışmalar, “değişim” adı altında yürütülen süreç ve 38. Olağan Kurultay sonrasında ortaya çıkan tablo da bu soruları daha önemli hale getirmektedir. Eğer amaç gerçekten CHP’yi güçlendirmek olsaydı, tartışmanın merkezinde CHP’nin kurumsal hafızasını, örgüt yapısını, kadrolarını ve tarihsel çizgisini aşındıran bir anlayış neden yer aldı? Eğer mesele yalnızca yenilenmek olsaydı, neden CHP’nin kimliği, kökleri ve tarihsel misyonu tartışmanın konusu haline getirildi? Ve en önemlisi; CHP’nin zayıflaması, etkisizleşmesi veya bambaşka bir siyasi hatta sürüklenmesi kimlerin işine yarayacaktı? Bizim itirazımız tam da buradadır. CHP’de değişim başka şeydir, CHP’nin tasfiyesi başka şeydir. Eksikleri gidermek başka şeydir, partiyi köklerinden koparmak başka şeydir. Partiyi büyütmek başka şeydir, onu bambaşka bir siyasi hatta sürüklemek başka şeydir. Biz değişime karşı değiliz. Ama “değişim” kavramının CHP’nin kimliğini, hafızasını ve tarihsel sorumluluğunu ortadan kaldırmanın aracı haline getirilmesine karşıyız. CHP sıradan bir siyasi parti değildir. CHP, Cumhuriyet’in kuruluş iradesinin siyasal alandaki taşıyıcısıdır. Milli Mücadele’nin, bağımsızlık düşüncesinin, halk egemenliğinin ve laik Cumhuriyet idealinin tarihsel mirasını taşımaktadır. Bu partinin tarihi, kişilerin kariyer hesaplarından da dönemsel siyasi projelerden de büyüktür. CHP’yi kendi siyasi hesabına göre yeniden biçimlendirmek isteyen herkes şunu bilmelidir: Karşısında yalnızca bir parti yönetimi yoktur. Karşısında yüz yılı aşan bir Cumhuriyet geleneği, mücadele birikimi ve milyonlar vardır. CHP birkaç kişinin kapalı kapılar ardında vereceği kararla yön değiştirecek bir tabela partisi değildir. CHP’yi siyasi mühendislik projelerinin nesnesi haline getirmeyeceğiz. CHP’yi kişisel ikbal hesaplarına, makam mücadelelerine veya günübirlik siyasi projelere teslim etmeyeceğiz. CHP’nin zayıflatılmasını, parçalanmasını, etkisizleştirilmesini veya tarihsel çizgisinden koparılmasını hedefleyen hiçbir senaryonun figüranı olmayacağız. Bu parti değişebilir. Yenilenebilir. Kendisini eleştirebilir. Ama Cumhuriyet’ten, bağımsızlıktan, halk egemenliğinden, laiklikten ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu iradesinden vazgeçemez. Bizim çizgimiz nettir: CHP’de değişime değil, tasfiyeye karşıyız. CHP’yi başkalarının siyasi laboratuvarı haline getirmeyeceğiz. “Yeni yol” denilerek önümüze konulan hiçbir yolun CHP’nin sonuna çıkmasına izin vermeyeceğiz. Kim hangi hesabı yaparsa yapsın, kim hangi kapalı kapılar ardında yan yana gelirse gelsin, kim hangi ittifakı kurarsa kursun, kim hangi “değişim” ambalajıyla hangi projeyi önümüze getirirse getirsin; CHP’yi teslim etmeyeceğiz. CHP’yi yıkma, parçalama ve tarihsel kimliğinden koparma hayallerini kursaklarında bırakacağız. Çünkü CHP sahipsiz değildir. Biz buradayız. CHP burada. Cumhuriyet burada. Ve bu mücadele bitmedi.