İzmir'in Tarihi Kemeraltı Camisi Bugün İbadete Açılıyor
Tarihi İzmir Kemeraltı Camisi bugün Cuma namazı ile birlikte ibadete açılıyor. Kemeraltı Çarşısında bulunan Kemeraltı Camisi 1671 yılında Yusuf Çamazade Ahmet Ağa tarafından yaptırılmış İzmir'in en eski ve tarihi yapılarından biri idi. Tadilatın bitmesi ile birlikte bugün ibadete açılacak.

Tarihi İzmir Kemeraltı Camisi bugün Cuma namazı ile birlikte ibadete açılıyor.
Kemeraltı Çarşısında bulunan Kemeraltı Camisi 1671 yılında Yusuf Çamazade Ahmet Ağa tarafından yaptırılmış İzmir'in en eski ve tarihi yapılarından biri idi.
Tarihi Cami'nin tadilat görmesi için uzun uğraşlar veren tanınmış hukukçularından Kemeraltı Camisi Derneği Başkanı Reşat Yazak açılış nedeniyle bir yazı kaleme aldı.
İşte Avukat Reşat Yazak'ın kaleminden İzmir'in tarihi Kemeraltı Camisi...
Allah nasip ederse 9 Mayıs Cuma günü, uzun süreden beri restorasyonda olan yıllarca hatim ile teravih ve vakit namazları kıldığımız tarihi Kemeraltı Camii ibadete açılıyor. Devlet erkanının da hazır bulunacağı bu açılışta caminin Kıble tarafında çarşının üç yol ağzındaki köşesinden halkımıza sebil olarak kullanılan bölümden şerbet ikram edilecek. Takriben 400 yıllık yapı olan ve çeşitli zelzelelere rağmen ayakta duran Kemeraltı Camisi ve diğer camilerimizin temel sistemi o günün tekniklerine göre öylesine sağlam atılmış ki hala ayaktalar. 2010-2011 yıllarında Hisar caminde uzun süren bir restorasyondan sonra dönemin Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı sayın Bülent Arınç tarafından hizmete açılmıştı.
Açılış sırasında caminin önündeki taş oyma büyük bir küp dikkatimizi çekmişti. Ecdat o küpten cemaate bal şerbeti ikram edermiş. Osmanlı’dan kalan bütün camilerin etrafında caminin hizmetlerini görmeye yönelik akar temin edici alışveriş mekanları kurulduğu gibi fakir fukaranın, ihtiyaç sahiplerinin karınlarını doyurmak için aş evleri ve imarethaneler de kurulmuş. Mesela İstanbul’daki Süleymaniye camiinin bahçesindeki imarethaneden 2000 ailenin günlük iaşesi karşılanırmış. Ne yazık ki zamanımızda inşa edilen camiler bu tür insani ve İslami hizmetlerden uzak inşa ediliyor.
Ecdat bir eser meydana getirirken insanların sadece maddi, bedeni ihtiyaçlarını düşünmemiş manevi ve ruhi ihtiyaçlarını giderecek tesisler de meydana getirmiştir. Çeşitli ilimlerin, tasavvufun, Kur’an ilimlerinin tahsil edildiği ilim yuvaları bu camilerin etrafında yer almış.
İnsanın sadece maddeden, bedenden ibaret olmadığı, manevi ve ruhani bir iç dünyasının olduğu gerçek. Örneklemek gerekirse insan bedenini meydana getiren topraktan imal edilen toprak testiler içinde barındırdığı maddeye göre önem arz eder. Bazı toprak küpler vardır ki parmağınız ile tıklattığınızda tın tın öter. İçinin boş olduğunu anlarsınız. Bu boş testiler mana ve duygu yönünden nasipsiz insanlar gibidir. Onların tek gayesi hayvanlar gibi yemek içmek, hayvani bir hayat yaşamaktır. Bazı küpler içinde sirke yapılır, turşu kurulur. Çocukluğumuzda rahmetli annem kışın toprak küpte lahana turşusu yapar, bir süre sonra mayalanan lahana yaprakları ve suyu bir şifa kaynağı olarak tüketilirdi. Keza rahmetli babam da elma ve armutların olgunlarını toprak küpe koyar fermente olduktan sonra şifa kaynağı olan doğal sirke elde edilirdi. Peygamberimiz (sav) “Sirke ne güzel katıktır.” Buyurmuştur. Her ne kadar turşu ve sirke ekşi ise de onu ikram edenler tatlı yüzlü oldukları için o ekşilik manevi yönden şifa kaynağı haline gelirdi. Ekşi satmamak üzerine durulması gereken bir konudur. Zaman gelmiş peygamberler bile yüzlerini ekşitmişlerdir. Ancak hemen akabinde ilahi ikaz ile ikaz edilmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in Abese suresinde şöyle buyurulmaktadır;
1,2. Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
3. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
4. Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
5. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
6. Sen, ona yöneliyorsun.
7. (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
8,9,10. Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
11. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.
12. Dileyen ondan öğüt alır.
Aslında Peygamberimiz (sav) ömrü boyunca güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğinden dolayı her hareketi ve sözü ile gönlündeki bal şerbetini etrafındakilerin gönüllerine akıtmış ve onların da ilahi aşk ateşi ile beslenmesine yardımcı olmuştur. Onun yolundan giden büyüklerimiz de eserleri ile sohbetleri ile gönül dünyasındaki küplerinden etrafındaki insanlara bal şerbetleri akıtmışlardır. Şems’in ikazı üzerine “biliyorum ki dünyada çok üşüyen var, benim ısınmaya hakkım yok.” Diyen Mevlana hazretleri Şems’in ikazı ile bir volkan gibi yanmaya başlamış, gönül dünyasından etrafa saçtığı lavlar ile üşüyen gönülleri ısıtmıştır.
Bazı küpler de vardır ki içlerindeki sıvı ya acı sudur ya da zehirli sudur. Bu acı veya zehirli suyu faydalı hale getirebilmek için o destiler ile meşgul olmak gerekir. Genellikle akılları gözlerinde olan fen ilimleri ile uğraşıp mana ilimleri ile uğraşmayan ve medeni geçinen bu insanlara galebe çalmak ikna ile mümkündür. İnsan fikir ve düşüncesi ile insandır. Dinde zorlama olmadığı gibi fikir ve düşünceleri zorla kabul ettirmek de mümkün değildir. Ancak tefekküre dayanan ilmi ve mantıki deliller ile bazı insanlar yanlış inançlarından veya inançsızlıklarından kurtulabilir. Bu ise sabrı, hoşgörüyü, şefkat ve merhameti gerektirir. Şefkat ve merhamet deyince de akla hastalar, yardıma muhtaç insanlar gelir. Bir hastaya, bir yoksula, bir düşküne şefkat ve merhamet ile mütebessim bir çehre ile muamele eden bir Müslüman, bir hekim, bir sağlık çalışanı o hasta veya yoksulun, düşkünün gönül derinliklerinden gelen “Allah razı olsun” duasını alsa bu dua dünya ve içindekilerinden çok kıymetli olur. Avuçlarımızın içindeki akıllı telefonlar “filan kişiyi ara” dediğimizde arıyorsa, evimizin, iş yerimizin, arabamızın kapısı uzaktan “açıl susam açıl” dediğimizde açılıyorsa bütün bunlar sesin bir yaptırım gücü olduğunu gösterir. İşte bunun gibi bir hastanın, bir yoksulun Allah razı olsun duası, anında arşı âlâya yükselir ve o hayır sahibinin affına medar olabilir.
Allah (c.c.) sizleri ve bizi hakka hukuka riayet eden, Allah’ın bütün yarattıklarına şefkat ve merhamet nazarı ile bakan ve muamele eden kullarından eylesin. Allah’a emanet olun.