“Hava kirliliği artık bir insan hakları krizidir”
Yeni yayımlanan bir rapora göre, Türkiye’de yasal olarak izin verilen kirlilik düzeyleri Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği limit değerlerin çok üstünde.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir bir Çevre Hakkı Özel Raportörü Astrid Puentes Riaño tarafından hazırlanan “Temiz hava solumak, halk sağlığını korumak ve sağlıklı bir çevreyi güvence altına almak için öncelikli adımlar” başlıklı rapor 6 Mart 2026 tarihinde yayımlandı.
Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ise raporu Türkçeye kazandırdı.
Rapor, hava kirliliğinin yalnızca bir çevre sorunu değil; aynı zamanda küresel bir insan hakları krizi olduğunu ortaya koyuyor. Temiz hava uluslararası hukuk kapsamında sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilirken, bugün dünya genelinde milyarlarca insan bu haktan yararlanamıyor. Hava kirliliği, her yıl yaklaşık 8 milyon erken ölüme yol açıyor.
Rapora göre hava kirliliğiyle mücadele hem mümkün hem de ekonomik açıdan rasyonel. Hava kirliliğinin yol açtığı sağlık ve üretkenlik kayıplarının küresel maliyeti 2019 yılında 8,1 trilyon dolara ulaştı.
Devletlerin ve şirketlerin yükümlülüğü
BM Özel Raportörü Puentes Riaño, hava kirliliğinin önlenebilir ve çözülebilir bir kriz olduğunu vurguluyor. Bunun için başta fosil yakıtların terk edilmesi olmak üzere bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış çözümler zaten var. Bu çözümleri hayata geçirmek ise devletlerin ve şirketlerin sorumluluğunda.
Raporda devletlerin, hava kirliliğini önlemek ve insan ve çevre sağlığını korumak konusunda uluslararası hukuk kapsamında yükümlü olduklarının altı çiziliyor. Şirketler ise emisyonlarını azaltmak, insan haklarına saygı göstermek, neden oldukları kirliliği açıklamak ve yanlış bilgilendirmeyi durdurmaktan sorumlular.
Puentes Riaño’ya göre, harekete geçmemek artık bir politika tercihi değil, insan haklarının ihlali anlamına geliyor.
En çok etkilenenler, kırılgan gruplar
BM Özel Raportörü’nün raporu, hava kirliliğinin etkilerinin toplumda eşit dağılmadığını da ortaya koyuyor.
Özellikle sağlık açısından daha kırılgan olan çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar ile yapısal eşitsizliklere maruz kalan ve yoksulluk içinde yaşayan gruplar (emekçiler, göçmenler, işsizler) kirliliğin en ağır sonuçlarına maruz kalıyor. Erken doğumdan astıma, kalp-damar hastalıklarından demansa kadar birçok ciddi sağlık sorunu hava kirliliği ile doğrudan bağlantılı.
Rapor, zararlı hava kirliliğinin en önemli kaynağının fosil yakıtlara dayalı enerji ve ulaşım sistemleri olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Fosil yakıtların çıkarılması ve yakılması hem iklim krizini hem de hava kirliliğini derinleştiriyor. Bu nedenle fosil yakıt kullanımının artmaya devam etmesi sağlık eşitsizliklerini büyütüyor.
“Temiz hava solumak temel bir insan hakkıdır”
BM Özel Raportörü’nün raporunu THHP adına değerlendiren bir diğer halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Gamze Varol ise raporun Türkiye için önemine dikkat çekiyor:
“BM raporu bize açıkça şunu hatırlatıyor: Hava kalitesi politikalarının merkezine halk sağlığının yerleştirilmesi gerekiyor. Sağlık etkilerinin hesaplanması ve sonuçların politika süreçlerine entegre edilmesi, daha güçlü ve etkili kararların alınmasını sağlayacaktır. Temiz hava için güçlü düzenlemeler, bilim temelli standartlar ve fosil yakıt kirliliğini azaltmaya yönelik politikaların hem insan haklarını hem de halk sağlığını korumak için kritik olduğunu ortaya koyuyor.”