Fon türbülansından çıkışa yönelik ilk adımlar

Fon piyasasındaki türbülansa yönelik hükümetten kararlı adımlar geliyor. SPK, ilk etapta 1 milyon TL’ye ara ödeme yapılacağını duyurdu. Böylece fondan etkilenen yaklaşık 456 bin yatırımcının büyük bir bölümünün ara ödemeden yararlanacağı öngörülüyor Türkiye ekonomisi, fon piyasasındaki türbülansın...

04 Eki 2026 - 07:01 YAYINLANMA
Fon türbülansından çıkışa yönelik ilk adımlar

Fon piyasasındaki türbülansa yönelik hükümetten kararlı adımlar geliyor. SPK, ilk etapta 1 milyon TL’ye ara ödeme yapılacağını duyurdu. Böylece fondan etkilenen yaklaşık 456 bin yatırımcının büyük bir bölümünün ara ödemeden yararlanacağı öngörülüyor

Türkiye ekonomisi, fon piyasasındaki türbülansın şokunu atlatmaya çalışıyor. Bu manipülasyon dalgasının yükselmesinde kimlerin kasıtlı eylemi varsa, kim olduğuna bakılmadan üzerine gidilmeli. Gidilmeli ki benzer manipülasyonlar bir daha gerçekleşmesin. Hükümetten bu yönde kararlı mesajlar gelmesi kıymetli. Öte yandan düzenleyici kurumlar görevlerine bu kez daha fazla titizlik göstererek piyasalarda dengeyi sağlama çabasında. Ana hedeflerden biri, küçük yatırımcının mümkün olan en az hasarla çıkmasını sağlayacak bir mekanizma oluşturmak.
SPK perşembe günü kritik bir adım attı. Tasfiye sürecine giren fonlarda yatırımcılara ivedilikle ara ödeme yapılacağı duyuruldu. İlk etapta yatırım hesabındaki net tutar 1 milyon TL'nin altındaysa tamamı, 1 milyon TL ve üzerindeyse en fazla 1 milyon TL'si ara ödeme olarak yatırımcıya aktarılacak. Ödemeler her bir yatırımcıya her bir para piyasası fonu için ayrı ayrı yapılacak. Bu mekanizma sayesinde tasfiye sürecinden etkilenen yaklaşık 456 bin yatırımcının büyük bölümünün ara ödemeden yararlanacağı öngörülüyor.

KÜRESEL FİNANS PİYASALARI HUZURSUZ
Bizim finans piyasalarında havalar bozuk iken küresel piyasalarda da huzursuzluk hakim. Gelişmiş ülke tahvil piyasaları şimdilik kırmızı olmasa da kırmızıya yakın turuncu uyarı sinyalleri veriyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizleri yüzde 5.34'e tırmanarak 2002'den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. İngiltere'de ise 30 yıllık tahvil faizleri son 38 yılın zirvesinde. Fransa'dan Japonya'ya kadar birçok gelişmiş ülkenin faizlerinde yükseliş trendi var.

Küresel borç stokunun 365 trilyon doları bulduğu bir ortamda faizlerdeki artış sorun teşkil ediyor. Yükselişin çeşitli nedenleri var. Birçok ülkede kamu borcu, koronavirüs salgınının ardından nominal bazda belirgin biçimde arttı. Salgın döneminde sağlanan mali destekler, kamunun yeşil ve dijital dönüşüme yönelik teşvik harcamalarıyla birleşince hazinelerin yükü ağırlaştı. Öte yandan jeopolitik risklerin ülkeleri daha fazla savunma harcaması yapmaya zorlaması, kamu harcamalarındaki artışı hızlandırdı. Vergi gelirleri ise aynı oranda artmadı. Vergi sistemlerindeki adaletsizlikler, küresel elitlerin servetini korumaya hizmet ederken kamu gelirlerinin yeterli miktarda toplanmasını engelliyor.
Aslında ülkeler, vergi sistemlerini düzeltmeye yönelik reformlar yapsalar, ekonomilerin ihtiyaç duyduğu kamu harcamalarını gerçekleştirmek sıkıntı oluşturmaz. Fakat birçok ülke buna cesaret etmiyor. Bu eğilim, kamunun borç yükünü artırıyor. Borç tahvil piyasası üzerinden yeniden çevrilmeye çalışıldığında yatırımcılar da daha fazla faiz istiyor.
Enflasyon endişeleri bir diğer etkili unsur. Savaşlar ve gümrük tarifeleri, emtia fiyatları üzerinden enflasyonu tetikliyor. Enflasyon beklentileri bir yandan merkez bankalarını faiz artırmaya zorlarken bir yandan da tahvil faizlerini yükseltiyor.


TAHVİLDE ARZ-TALEP DİNAMİKLERİ DEĞİŞTİ
ESKİDEN Asya'daki tasarruf bolluğu, tahvillere olan talebi coştururdu. Merkez bankalarının 2008 krizinin ardından uzun yıllar yüksek miktarda tahvil satın almaları da tahvil talebini katmerlemişti. Ama artık bu bolluk yok. Japonya'daki carry trade ayağı sarsıldı. Çinliler, Amerikan tahvillerini eskisi kadar almıyorlar. Merkez bankalarının bilançoları da hacimli tahvil alımı yapmakta zorlanacak kadar şişmiş durumda.
Hazine tahvillerine talebin düştüğü dönemde üstüne bir de dişli bir rakip geldi. Yapay zekâ (YZ) şirketleri yatırım ihtiyaçlarını fonlamak için tahvil piyasasının kapısını çalıyor. YZ şirketleri sadece bu yıl 400 milyar dolarlık tahvil sattı. Eskiden devlet tahvillerine ilgi duyan yatırımcıların bir kısmı YZ dalgasının cazibesine kapıldılar.
Yüksek borç yükü ve artan faiz ikilisinin büyük bir küresel dalgalanma, hatta kriz çıkarma ihtimali hafife alınmamalı. Sıkıntı oluşmaması için küresel ekonominin toplam borç stokundan daha hızlı büyümesi gerekiyor. Küresel büyümede umutlar YZ'ye bağlanmış durumda. YZ'ye bağımlı bir büyüme ise iki ucu keskin bir bıçak.

BU BÜYÜMEDEN HAYIR GELMEZ
Teknoloji şirketleri, yapay zekalı sağlık, eğitim, bilim ve üretim süreçleri gibi insanoğluna gerçekten fayda sağlayacak alanlarda eğitip geliştirmekten uzaklaşıyorlar. Yatırımlar sınırlı sayıda şirketin ve insanın faydasına dokunacak alanlarda yoğunlaşıyor. Bu tip bir büyüme, gelir dağılımının daha fazla bozulmasını ve jeopolitik kırılmaların daha da derinleşmesini tetikleyerek dünyanın başına daha büyük çoraplar örebilir.
Eğer faizler ve kamu borcu daha sorunlu hale gelirse, bundan 4-5 yıl sonra "devleti küçültmek gerekiyor" diyerek kemerleri aşırı sıkmayı öneren siyasetçiler güç kazanabilirler. Küresel sorunlara çözüm bulmak için sağlık, eğitim, çevre ve gelir dağılımı gibi alanlarda devletin akılcı stratejilerine ve dokunuşlarına ihtiyaç var. Bugün mesele devleti küçültmek değil, devleti etkinleştirmek olmalı. Bunun yolu da vergi sistemini daha adil hale getirmekten ve kamu harcamalarının kompozisyonunu düzgün ayarlamaktan geçiyor. Fakat bu reformlar yapılmadığı zaman aşırı liberal siyasetçilerin çıkıp "Devleti denklemden çıkarmamız lazım" reçetesini dayatma riski var. Evet, belki bu yöntem, geçici bir süre faizlerin düşmesini ve bütçe açıklarının azalmasını sağlayabilir. Fakat bu reçete, uzun vadede sokaktaki insanın hayatını kolaylaştırmaz. Aksine, kazanan yine elitler olur.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: