Neden mi Yürütmede Erdoğan, Yasama da MHP

17 Eki 2026 - 11:50 YAYINLANMA

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yasama yılının ilk grup toplantısında (6 Ekim) yaptığı konuşmada şu cümleyi zikrettiği an tüm salon ayakta alkışlamıştı kendisini, "Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP; Türkiye'de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı"…

Grup toplantısında dinleyiciler arasında ben de vardım ve bu cümleyi işitince “yine kimse bu cümlenin derinliğini anlamayacak” diye düşündüm. Ki öyle de oldu!  O konuşmanın üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen anlamayan zihinlerden çıkan cümleler hala birbirine çarpıp duruyor. 

Şimdi size söyleyeceklerimi inanıyorum ki pek kimseler bilmiyor Ak Partililer de dahil: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son iki seçimdir bizatihi MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı zaten. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla grupta bu karar alınmış ve yine Devlet Bahçeli’nin talimatıyla bizzat YSK’ya teslim eden MHP Grubu olmuştu (MHP Grup Başkanı Erkan Akçay yapmıştı başvuruyu). Bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan sadece Ak Parti’nin adayı değil. Bu yüzden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli; ‘yürütmede Recep Tayyip Erdoğan, yasama da MHP, Türkiye de Cumhur İttifakı, dünyada Türk asrı’ dedi.

Günlerdir basında-televizyonda-sosyal medyada Devlet Bahçeli’nin yaptığı; “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP; Türkiye'de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı" cümlesi üzerine sayısız komplo teorisi üretiliyor. Bazılarının gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmamakla birlikte bir kesimin yorumu da ufuk açıcı bulduğumu belirtmek istiyorum. 

Kimileri de şu mantığı yürüttü; “fon kriziyle birlikte sıkıntılı günler yaşayan ve halkın tepkisini alan Ak Partililer ve üst düzey bürokratlar nedeniyle Sayın Bahçeli Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti’yi ayrı ayrı konumlandırarak (her koyun kendi bacağından asılır mantığıyla) ‘Erdoğan bizim için önemlidir’ mesajını verdi”… 

Yorum sizin! 

Bazı Ak Partililer ve üst düzey bürokratlar “Fon Krizi” ile birlikte ciddi bir “suç ve adalet” sarmalına girdi. İlk kez tüm dini, mezhebi, siyasi, ideolojik kesimler aynı noktada buluştu; ADALET İHTİYACI!

Böylesi bir tablo karşısında elbette ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın alacağı karar ve sergileyeceği tavır herkesin merceğinde. Bu tarihi mercek öyle bir netlikte ve muhteviyatta olmalı ki tüm “samimiyet, çözüm, adalet, ceza, caydırıcılık, telafi, temizlik, yenilenme” başlıklarına aynı odakta yer vermeli. 

Hele ki Terörsüz Türkiye-Bölge başarılarımızla bölgeyi ve dünyayı yüzleştirmişken, fon krizini kazanıma çevirmek en akıllıca olanıdır. Zira elde pimi çekilmiş devasa bir bomba var ve bu bomba eninde sonunda patlayacak. O halde “hakkıyla” o bomba gereken yere atılırsa Türkiye ile birlikte dünyanın da ayakta alkışladığı bir “adalet başarısı” sergilenmiş olur.

Bu gündem bizi nereye götürür diye sorarsanız “yazılı kanun ihtiyaçlarına” derim. Başta sivil anayasa ihtiyacı olmak üzere değişen-gelişen ülke ve dünya şartları yasal-hukuki başlıkların revizyonunu şart koşuyor çünkü ‘sistem yüklerinden dolayı hantallaşmaya” başladı. 

Başta “sivil anayasa ihtiyacı” diyorum çünkü; 1921 ve 1924 Anayasaları Cumhuriyet döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılan ilk ve son anayasalardır. Diğerleri darbe anayasalarıdır, dayatmadır, zorlamadır, halkın onayı değildir. İstiklal Savaşı içinde kabul edilen 1921 Anayasası, ilk kez “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini getirmiştir. 1921 Anayasası, yalnızca ilk haliyle değil, getirdikleri düzenlemeler dolayısıyla da tarihimizde çok önemli bir yer tutmaktadır. 

Anımsayalım; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 11 Ekim 2016 tarihli grup toplantısında halkın ve işleyişin beklentileri doğrultusunda şu çağrıyı yapmıştı;

“Türkiye'nin yeni bir toplum sözleşmesine ihtiyacı vardır. 15 Temmuz'dan sonra bu ihtiyaç acil bir hal almıştır.  MHP anayasanın tadilatına veya yeniden yazımına olumlu bakmaktadır. Türkiye'nin beka mücadelesi verdiği bu günlerde, Cumhurbaşkanının hukukla ters düşmesi geleceğimiz için çok tehlikelidir. Karşımızda iki alternatif yol vardır. Biri bizim için de en doğru olanı Sayın Cumhurbaşkanının yasal ve anayasal sınırlara çekilmesidir. Şayet bu olmayacaksa, ikinci olarak, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemlerinin aranmasıdır.”  

Devlet Bahçeli hükümet sistemi sorununa dikkat çekerek hukuk devleti normlarından uzaklaşmanın ve yönetimde oluşan “fiili durum” un devlet yönetiminde zafiyetlere sebep olduğunu belirtmişti. O halde yapılması gereken devlet yönetimini gerçekçi bir hukuki zemine oturtmaktı. 11 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan süreç AK Parti’nin hazırlayarak MHP’ye sunduğu ve MHP’nin de meclis aşamasına gelmeden önce çok önemli katkılar yaptığı Anayasa Değişikliği Teklifi ortak mutabakatla Türkiye’nin gündemine gelmişti…

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: