22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan Terörsüz Türkiye yolu önemli bir virajı daha geride bıraktı.
22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde bu çağrının güç bulması ve devlet politikasına dönüşmesi, Öcalan’ın “PKK’yı lağvediyorum” açıklaması ve sonrasında PKK’nın silah bırakması, yine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı “bu süreç milletin evi olan TBMM’nin çatısı altında kurulacak bir komisyon rehberliğinde ilerlemeli” çağrısıyla kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun büyük emekler eşliğinde aylarca çalışmalar yürütmesi ve “Terörsüz Türkiye Sonuç Raporunu” hazırlaması; Türkiye ve bölgede huzurdan-güvenden yana domino etkisi yaratmaya devam ediyor.
Yaklaşık bir buçuk yıldır atılan her adım ile yeni bir güven eklendi ülkeye ve bölgeye. 18 Şubat Çarşamba günü açıklanan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Sonuç Raporu; sade, objektif, öz ve net bir şekilde onlarca yılın sorunlarını ve çözümden yana beklentilerini gözler önüne serdi. Bununla birlikte Türkiye’nin vazgeçilmez değerlerinin de altı bir kez daha kalın çizgilerle çizilerek; “Türkiye’nin üniter yapısı, toprak bütünlüğü, laik cumhuriyet ilkesi ve resmi dilin Türkçe olduğu konuları üzerinde tartışma yapılamaz. Bunlar ortak değerimizdir” dendi.
ANA DİLDE EĞİTİM ISRARI “KÜRTLERE YAPILACAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜKTÜR”
Yıllardır konu ile alakalı katıldığım her programda, kaleme aldığım her yazıda ve konuşmacı olarak yer aldığım her ortamda Irak örneği üzerinden; “ana dilde eğitimde inat etmek, Kürtlerin faydasına değil zararına olur” cümlemi yeri gelmişken tekrar anımsatmak istiyorum. Irak bu ayrışmanın dibinden “Irak Milliyetçiliği” mottosuyla çıkmaya çalışırken o dibe Türkiye’yi çekmeye çalışmak ne kadar iyi niyetli olabilir ki? Zira adı üstünde “ana dil” yani annenin, babanın, aile büyüklerinin nesilden nesile aktarması ve unutturmaması gerekiyor. Ayrıca tamamı Kürtçe yapılan bir eğitim hem bireyi ülkesinden ayrıştıracak, hem de birey mezun olduktan sonra iş alanı bulamayacak.
Özetle; ana dille eğitim, kolektif statü, özerk yönetim gibi maksimalist taleplerin Türkiye’de yaşayan “Kürtleri ana unsur olmaktan çıkarıp azınlık durumuna sokma” art niyeti taşıdığını da anımsatmakta fayda görüyorum. Bu nedenle bu talepleri kim veya kimler dile getiriyorsa Kürtlere zarar vermekten başka bir amacı yoktur diye düşünüyorum.
RAPOR SONRASI TAŞLAR ORTAYA ÇIKTI
Komisyon raporu açıklandıktan hemen sonra belli kesimler meseleyi bulandırma gayretiyle konuşmaya ve toplumu ayrıştırmaya niyetlense de şimdilik karşılık bulmadı. Ki ilerleyen süreçte de bu durum karşılık bulmayacaktır diye düşünüyorum.
Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum; açıklanan rapor bir sonuç değil başlangıçtır. Bu nedenle raporda kararlar-kanunlar-netleşen bir şeyler yok. Durum tespitleri gözler önüne serilerek ortak paydada buluşulması için tavsiyeler var.
Bu kılavuzu sindire sindire okumalı ve ortak paydada buluşma ve o paydayı büyütme-güçlendirme adına herkes kendi programını oluşturmalı katkı sağlamak adına.
AMASIZ FAKATSIZ HERKES KATKI SUNMAK ZORUNDA
Açıklanan rapor bir fener ve bir kılavuz misali revan olacağımız yolda; önümüzü görelim, taşlara çarpmayalım, çukurlara düşmeyelim, tuzaklara kanmayalım, keskin virajlarda savrulmayalım, kol kola yol alalım ve yolun sonunda “iyi ki birlikte yol almışız” diyelim amacıyla hazırlanmış.
ELEŞTİRİ TAŞ ATIP KAFA KIRMAK DEĞİLDİR. ELEŞTİRİ O TAŞLARI ALIP USULÜNCE DUVARI ONARMAKTIR
Durum bu kadar alenen ortada iken bu vatanın her bir bireyinin elindeki, eteğindeki, dilindeki taşları uçurumdan aşağı atıp yola koyulması gerekiyor…
Zira eleştiri, toplumları geliştiren ve birbirine kenetleyen bir sanattır. Fakat günümüz dünyasında tüm insanlığın yaşadığı cehalet ve kötülük deformasyonundan ülkemiz insanı da olumsuz yönde etkileniyor maalesef. Bu olumsuz etkilenme bazı kesimlerin sergilediği “anlamadan konuşmak” ve “körü körüne Terörsüz Türkiye karşıtlığında” görüyoruz. Öyle ki; yapılan açıklamaların bir kısmı ciddiye alınmayacak kadar saçma ve anlamsız, diğer kısmı da alenen “biz bu sürecin bozulmasını istiyoruz” diyor…
CESUR VE ZEKİ CENGAVER FETİ YILDIZ
Komisyonda MHP’yi temsilen yer alan hukukçu Feti Yıldız’a çok ayrı bir çerçeve açıyorum. Başından beri cengaver gibi Terörsüz Türkiye yolunun savunucusu ve emekçisi olan Feti Yıldız’a CESUR VE ZEKİ CENGAVER dersek yerinde olur. Komisyonun İmralı ziyaretinde gerçekleşen konuşmaların bir kısmının yer aldığı tutanakları okurken Feti Yıldız’a ait cümlelerin zihnimde bıraktığı ilk izlenim şu oldu; “cesur ve zeki yürek”.
Çünkü o konuşmalarda yer alan “her şeyi iyi biliyoruz bu nedenle uzun lafa gerek yok özete gelelim, sonuç nedir, ne düşünüyorsunuz, ne yapacaksınız” net tavrı; vatan aidiyetinin, sorumluluk bilincinin, cesaretin ve zekanın yarattığı yerinde bir öz güvendi.
Feti Yıldız, yaklaşık bir buçuk yıldır bu duruşunu her zaman her yerde sergiledi. Siyasi gelecek kaygılarından ve “acaba sonra başıma ne gelir” menfaat endişelerinden uzak yaptığı konuşmalarının kararlılığı ve cesareti ülkeye de ilham verdi.
Sosyal medyayı ve ekranları “prangalılara” teslim etmeyen Feti Yıldız sık sık yaptığı bilgilendirici açıklamalar ile Terörsüz Türkiye’nin önemli ve etkili bir lokomotifi oldu.
PEKİ BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Komisyonu’nun açıkladığı rapor yol kılavuzu olmalıdır elbette..
Asıl yol bu kılavuz eşliğinde şimdi başlıyor. Birlikte “ortak doğruyu” bulmak için de herkese görev düşüyor. Bilhassa üniversiteler ve araştırma merkezleri topluma dokunan ve güncel nabza hitap eden aktif çalışmalara öncü olmalı. Ve ortak doğruyu ararken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir konuşmasında zikrettiği şu cümle başucu motivasyonu olmalı; “vatan uğruna kim var diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan öne çıkanlarla yol alma vaktidir…”