Ümit Yenişehirli yazdı: Bitmiyor, bitmeyecek! Cami karşıtlığı

“Endişeli laikler” yine, yeniden endişe edecekleri bir konu buldular. Ve hemen her zaman olduğu gibi de rahatsızlandıkları mevzu, N.Ş.A.’da öncelikle kendisine “laik” diyenleri değil dindar kitleleri ilgilendiriyor.

05 Nis 2026 - 13:32 YAYINLANMA
Ümit Yenişehirli yazdı: Bitmiyor, bitmeyecek! Cami karşıtlığı
Haber Merkezi

“Endişeli laikler” yine, yeniden endişe edecekleri bir konu buldular. Ve hemen her zaman olduğu gibi de rahatsızlandıkları mevzu, N.Ş.A.’da öncelikle kendisine “laik” diyenleri değil dindar kitleleri ilgilendiriyor.

İstanbul Kadıköy Rıhtım’da bir cami yapılacak olması, belli çevreleri – elbette içinde CHP de var -  fevkalade irite etmiş vaziyette. Toplanıp toplanıp, “Cami istemezük” diye gösteri yapıyorlar. Matbuat esnafı da haberlerinde, köşe yazılarında, ekran yorumlarında aynı konuyu işliyor. 

Türkiye böylece; Kocatepe, Taksim ve Çamlıca Camilerinin inşası ile Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi öncesinde olduğu gibi Rıhtım Camii (Kadıköy Ulu Camii) vesilesiyle bir kez daha gürültülü bir tartışmanın içine çekilmek isteniyor. “Gerekçeler” ise her zamanki gibi bildik; “laiklik, şehircilik ve siluet”… 

CHP: CAMİLERİN SAYISI NASIL AZALTILABİLİR? 

Türkiye’nin son yüzyılında “cami konusu”, genellikle ama kesinlikle hadsiz nedenlere bağlı gereksiz bir gerilim odağı oldu. Hadsizlik camilere adeta hasmane duygularla bakan kesimlerin çok önemli bir bölümümün, günlük hayat pratiklerinde camiye neredeyse hiç yer ayırmamalarından kaynaklanmaktaydı. Buna rağmen paradoksal bir biçimde cami ile en çok “ilgilenenler” de yine bu kesimlerdi. 

Bu anlayıştakiler için, Cumhuriyet’in ilk yılları ise “ideal bir habitat” sağlayacaktı. Zira CHP’li tek parti yönetimi devrinde - yaklaşık 30 yıl - camiler, yeni yapılacaklar ekseninde değil de  “Sayıları acaba nasıl azaltılabilir?” bağlamında ele alınmıştı. O meşhur toplumsal travmanın temelini oluşturan; camileri “ihtiyaç dışı” yalanıyla yıkma, koğuş, depo ya da ahır yapma, bahçelerini parka çevirme, bir bölümünü torna atölyesi yapma, pavyon veya gazino için kiralama gibi CHP’nin bugün bile ayağına takılan, bedel ödettiren berbat idari tasarruflar o yıllarda görülmüştü.   

CAMİLERİN TASNİFİ DEĞİL DE TASFİYESİ KANUNU 

“Camilerin tasnifi” çalışmaları 1927’de başlamış, 1935’te çıkartılan bir kanunla da hoyratlık yasal hüküm altına alınmıştı. Aslında “camilerin tasfiyesi” denebilecek bu kanun ile “ihtiyaç fazlası” ifadesi tepe tepe kullanılmıştı. Buna göre; birbirine 500 metreden yakın olan camilerden biri “asli”, diğeri ise “vazife dışı” (metruk) ilan ediliyordu. Sonuçta; 2845 sayılı ve 1935 tarihli “Cami ve Mescitlerin Tasnifine ve Tasnif Harici Kalacak Cami ve Mescide Dair Kanun”, o dönemde – ve bugüne kadar da - sayısı hiçbir zaman kesin bilenemeyecek caminin yok olmasına sebebiyet vermişti. 

SULTANAHMET CAMİİ’Nİ AZ DAHA RESİM HEYKEL GALERİSİ YAPACAKLARDI 

Yeni yönetim, en çok Ankara ve tabii diğer şehirlerin de merkezi yerlerinde abidevî cami yapılmasına hiçbir şekilde sıcak bakmıyordu. Büyük paralar ödenerek Avrupa’dan getirilen ve geniş yetkilerle donatılan Carl Lörcher veya Herman Jansen gibi şehir planlamacısı isimler de zaten bu yaklaşımın teori ve pratiğini gerçekleştirmekteydi. İdarenin önceliği, iri kıyım, gösterişli ve pahalı kamu binaları yapmaktı. Mahalle aralarına mescit açmak da getirilen karmaşık ve ağır hükümler nedeniyle adeta imkânsızlaşmıştı. Bütün bunların toplamıyla da camileri hayatın merkezinden çıkarma çabaları kararlılık ve istikrarla sürdürülmüştü. 

CHP hükümetlerinin ilk yıllarında; yönetim ile basın ve akademide söz sahibi olan laik sosyal kümelerin camilere yönelik bir başka tutumu da bu kadim ibadet mekânının içini boşaltmaktı. Kendilerini “cumhuriyet eliti” sayan kesim, camiyi sadece mimari bir eser, nadiren de “tarihi bir yadigâr” olarak görmeye meyyaldi. 

Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi gibi kararlar ile Sultanahmet Camii’nin resim galerisi yapılmaya niyet edilmesi türünden radikal girişimler, bu yaklaşımın tezahürleriydi. Bu berbat öneri, Namık İsmail ile Çallı İbrahim isimli ressamlardan gelmişti. Bu ikili, Sultanahmet Camii’nin ideal bir galeri haline dönüştürülebilmesi için kubbesinde delikler açılmasını da istemişlerdi! Şükürler olsun ki, rahmetli Mimar Kemalettin, son anda bu tasavvuru önleyebilmişti. Özetle dönemdeki hâkim anlayış, camilerin manevi zenginliği ve sosyal cazibe merkezi oluşu boyutunu hiç ama hiç dikkate almıyordu.  

KUBBESİZ, MİNARESİZ KÜBİK CAMİLER

Süreçte, camilerin formuyla oynamak da gündeme gelmiş, bu doğrultuda kubbesiz, minaresiz camilerin yapımı tartışılmıştı. Mimar Şevki Balmumcu’nun 1933 yılında çizdiği projeye göre yapılan Ankara Sergievi, dönemin basınında övgüyle ele alınmıştı. Aslında dümdüz, renksiz, içeriksiz bir binadan fazlası olmayan bu bina, kimilerince yeni camiler işin “rol mimari” olarak görülmüştü. “Türkiye’nin ibadet yerleri de böyle rasyonel ve süssüz olmalı.” diye yazanlar olmuş, binanın kulesinin “modern minare”ye ilham verebileceği savunulmuştu. Bazıları da o yıllarda peş peşe inşa edilen Halkevleri’nin mimarisinin camiler için örnek alınmasını tavsiye etmişti.  

O yıllarda, nadiren yapılması düşünülen kimi camiler için yeni idarenin gözüne girmek isteyen mimarlar arasında ise bir yarış başlamıştı. Bu çizimlerin birçoğunda, “kubbe yerine teras, minare yerine de şerefesiz ‘güdük’ kule” yer almaktaydı. Allah’tan bu eskiz ve projeler sadece çizim safhasında kalmıştı. Bu konuda, CHP üst yönetiminin, mimariye ilişkin birçok talebini yerine getiren mimar Seyfi Arkan en fazla öne çıkan isim olmuş, onun “dümdüz cami” diye adlandırılan çizimleri uzun süre konuşulmuştu. “Rejimin başyazarı” Falih Rıfkı Atay gibi kimi gazeteciler de camilere sıra konulması yönündeki bazı radikal önerilere sahip çıkmıştı.

MERHUM MENDERES KOCATEPE CAMİİ İÇİN DÜĞMEYE BASIYOR

Halkın, her şeye rağmen bu tür girişimlere direnmesi, sonrasında ise Demokrat Parti’nin CHP’nin tek parti yönetimi sonlandırması, bu çabaları sekteye uğratsa da yıllar sonra Kocatepe Camii’nin ilk çizimlerinde bu anlayış yine de uç vermişti. 

Demokrat Parti iktidarında, halkın yoğun talebi çerçevesinde merhum Adnan Menderes’in girişimiyle Kocatepe Camii için 1958’de düğmeye basılmıştı. DP, darbe ile iktidardan uzaklaştırıldığında ise bu girişim akamete uğramıştı. 27 Mayıs darbesi sonrasındaki dönemde, devlet katlarında, kerhen de olsa Ankara’ya abidevî bir cami yapılması kararı sürdürülmüştü. 

Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel de askeri vesayetin tepkisini çekmeden caminin inşasını gerçekleştirmeye çabalamaktaydı. Darbeci subaylardan birinin Kocatepe Camii Yapma Derneği başkanlığına getirildiği bu süreçte, CHP’de siyaset yapan mimar Vedat Dalokay’ın da caminin – Nejat Tekelioğlu ile birlikte - mimarı olması kararlaştırılmıştı. Dalokay, piyasada “modern çizimleri”yle tanınan bir mimardı. Doğal olarak Kocatepe Camii’nin projesinde de mimarın bu anlayışı görünür hale gelmişti. Sonuçta, caminin ilk projesi “fazla modern/tuhaf” bulunduğu için iptal edilecek ve bugünkü Kocatepe Camii’ni ortaya koyan mimarlar Hüsrev Tayla ve Fatin Uluengin’in hazırladığı klasik üsluptaki proje kabul edilecekti.  

YENİ BÜYÜK CAMİ İLE ANITKABİR’İ GÖLGELEMEK İSTİYORLAR

Cumhuriyet devrinde Ankara’ya inşa edilecek ilk abidevi caminin mimari çizimi için Vedat Dalokay’ın seçilmesinin ne kadar isabetli olduğu ise tartışmalıydı. Zira bu CHP’li isim, kimi radikal düşünceleri dile getirmekten çekinmeyen birisiydi. Dalokay, mimari projesini çizeceği Kocatepe Camii için, ilk zamanlar “Anıt Kabir’in karşısında böyle bir yapı dikmek yanlış olur.” görüşünü savunmuştu. Onun bu tezine sahip çıkan basında da “Kocatepe Camii ile Anıtkabir’i gölgelemek istiyorlar.” şeklinde eleştiriler çıkmaya başlamıştı.

KOCATEPE CAMİİ’NİN CHP’Lİ MİMARI “AYASOFYA KİLİSE OLSUN” DİYORDU 

O yıllarda da sık sık tartışılan Ayasofya’nın asli hüviyeti olan camiye çevrilmesi tartışmalarında ise Vedat Dalokay, Mimar ve Mühendisler Odası yöneticisi kimliğiyle müze olarak kalması şöyle dursun, “Ayasofya yeniden kilise olmalıdır.” demekteydi. Onun bu sözleri, TMMO yönetiminin bile tepkisini çekmişti. Dalokay ülke çapındaki tepkiler artıp, çok sıkışınca da Tercüman gazetesine verdiği bu demeci inkâr etmişti. Vedat Dalokay, 1973 yılında CHP’den aday olup Ankara Belediye Başkanlığı’na da seçilmişti.   

KUŞDİLİ ÇAYIRI CAMİİ GİRİŞİMLERİNE DE DİRENMİŞLERDİ

Yakın tarihlerde “cami alerjisi”ne yönelik başka örnekler de görülmüştü. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Kadir Topbaş ve AK Parti İBB Meclisi Grubu, 2005 yılında Kadıköy Kuşdili Çayırı’nın uygun bir bölümüne çevreyle orantılı, minimal bir cami inşa etmek istemiş ancak girişim yoğun tepki ve gösterilerle karşılanmıştı. Yargıya da giden eylemciler, Danıştay’ın 2007 tarihli kararıyla belediyeyi cami inşa etme girişimden vazgeçirmişlerdi. 

“AYASOFYA’NIN İBADETE AÇILMASI YILIN FELAKETİ”YMİŞ!

Benzer şekilde, yine İBB’nin Göztepe 60. Yıl Parkı’nın bir köşesine küçük bir cami yapma girişimi de belli çevrelerin yoğun engelleme gösterileri, çok sayıda dava açmaları sonrasında yine Danıştay’dan 2007 yılında alınan kararla durdurulmuştu. Unutmadan… Sözcü gazetesi de 1 Ocak 2021 tarihli nüshasında, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını “2020’nin felaketleri” listesine koymuştu!

- B. Ateş B. Bozgeyik M. Kaplan,  Gayri Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1993 

- Dr. Y. Müh. Mim. Doğan Hasol, “Kocatepe Camisi”, Yapı Dergisi, Ekim 1987; “Hey Koca Vedat”, Yapı Dergisi, Nisan 2022 

Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: