Tüm sanıklar için tutukluluğa devam talebi
Savcılık, sanıkların tamamının tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Mütalaanın açıklanmasının ardından söz alan İmamoğlu, davayı sert sözlerle eleştirdi
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün hakkında açılan 'casusluk davası'nda savcılık mütalaasını açıkladı. Savcılılık, sanıkların tamamının tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Mütalaanın açıklanmasının ardından söz alan İmamoğlu, karara tepki gösterdi.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsü içindeki 4 numaralı duruşma salonunda görülen dava, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kampanya direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" suçlamasıyla açıldı. Suçlamalar, Türk Ceza Kanunu'nun 328. maddesi kapsamında değerlendiriliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dört sanık için 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep ediyor. İmamoğlu hakkında ayrıca siyasi yasak talebi de bulunuyor.
İmamoğlu'nun mütalaa ardından yaptığı konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
- "İddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. İddia makamı aynı pozisyonunu, aynı rolünü korumaktadır. Tesadüfen dün akşam yazmış olduğum metinde de "yapmıştır, söylemiştir" diye yazdığım ifadelere "söylemeye devam ediyor, yapıyor" diye yazmıştım. Beni yanıltmadığını gördüm. Çünkü aynı düzen, aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır."
- "Çünkü bu dava siyasidir Sayın Başkan, Sayın Heyet. İktidarını korumak isteyen zihniyet ve yargıdaki aparatlarıyla hazırlanmış bir kurgudur; kötü bir kurgudur. Gerçekten absürt, saçma gibi terminolojik neyi sıralayabilirim, ardına ne ifade edebilirim bilemiyorum. Ne bir delil ne de bir beyan söz konusu olmayan bir yerde, delillerin ortada olduğunu ifade eden bir iddia makamının gerçek dışı bir süreç uyguladığı da bir realite."
- "Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından korkutularak "casusluk da hazırlanıyor" diye ta Temmuz aylarında konuşulduğunu daha dün dinledik, dinlemeye devam ediyoruz başka salonlarda, başka ortamlarda."
- "Dolayısıyla ben hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama yine derin bir üzüntüyle, Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan çalışmaları sürdürmelerini de esefle kınıyorum. Tekrar ediyorum Sayın Başkan; bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir."
- "Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda her şeyi ama her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi, her türlü işkenceyi -tırnak içinde can bile söz konusu olsa- her şeyi yapabilecek kişilerdir ve uygulamalara hazır ve nazır kimliklerdir. Onlar için talimat, menfaat ve elde edecekleri terfi yeterlidir. Zaten bir kısmı için yeterli olmuştur şu anda geldikleri makam itibarıyla; ama bakan, ama bakan yardımcısı, ama genel müdür, ama başka şeyler."
- "Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Bu manada bu insanların pozisyonu budur. Daha önce ifade ettim, bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir? "Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım." 13. mü oldu, 15. mi oldu onu da bilmiyorum. "Necati Özkan'a ek bir tutuklama yaratalım buradan. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de birine satalım." Bu kadar acıdır manzara. Gerçekten hani 4. kişiyi söylemiyorum ama zaten söyleyeceklerini söyledi size. Yani ben duyarken böyle üzüntüyle dinledim ama iddia makamı bunu nasıl dinledi, neresinden dinledi, nasıl anlattı, nasıl anlamaya çalıştı. İnanın tasavvur etmek mümkün değil."
- "Sayın Başkan, Sayın Heyet. Başka hangi bilgiye ihtiyacınız var? Geçelim yani, geçelim. Ha, şunu deseydi anlardım: "Şimdiki MİT Başkanı gelsin, bir dinleyelim." “Vay, ne cesur bir iddia makamı” derdim. Mesela gelsin konuşsun. Niye lal oldu? Niye konuşmuyor mesela? Veya geçmiş dönemlerde şahsın daha iyi anlatılması, anlaşılması için bakanlık yapmış insanlar ya da Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış insanlar gelsin dinlensin deseydi; "Aa ne kadar güzel, bravo" derdim. Ve bunlar olsaydı bir mantığı vardı yani. Ama yok."
- "Bu süreçte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'yla yürütülen bu hukuksuz işlemlerde tekrar ifade ediyorum ki; imza atanlar, talimat verenler, içinde olanlar her kimse, tamamı anayasal düzeni ortadan kaldırma suçu işlemişlerdir, nokta. Aynı eyleme, suçu işlemeye de devam etmektedirler. Yazdım. Şimdi de dinledim zaten; devam ediyorlar, edecekler."
- "Tekrar hatırlatıyorum ki ifade ettiğim suçları işleyen bu muhterisler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumlarını aşağılamışlardır. Yani bu ülkede Milli İstihbarat Teşkilatı yok, bu ülkede koca koca bakanlıklar yok, Cumhurbaşkanlığı yok; İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kadim bir kurum çöp! Bunlar, bu bir avuç akıl, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumlarını aşağılıyorlar. İtibarını yerle bir ediyorlar. Ulusal ve uluslararası düzeyde güvenilirliğimizi yok etme suçunu da tek tek işlediler, işlemeye devam ediyorlar."
-
"Onun için istihbarattan, bakanlıklardan birçok kurumunuzu aşağılayan bir dille sırf İmamoğlu'nu suçlamak için iddianame yazdılar, hala savunuyorlar. Savunsunlar…"
Savcılık, mütalaada ne talep etti?
Savcılık, bugün açıkladığı mütalaada esasa ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmak yerine iki temel talepte bulundu.
Savcılık, aşağıdaki kurumlardan ek bilgi ve belge istenmesini talep etti:
BTK'dan İBB'ye ait IP adresleri, ilgili sunucu sağlayıcıları ve ibb.gov.tr sistemlerine yapılan girişlerin log kayıtlarının tespiti istendi. MİT ve TEM'den ise iddianamede yer alan e-posta adreslerinin gerçekliği, bu kişilerin suç tarihlerinde İBB'de çalışıp çalışmadığı, yetkisiz erişim veya veri sızıntısı bulgularının tespiti talep edildi. Ayrıca iddianame ve dijital inceleme raporlarındaki bilgi ve belgelerin TCK 328 kapsamında "devlet sırrı niteliği taşıyıp taşımadığı" konusunda görüş bildirilmesi de istendi.
Savcılık, savunma tarafının taleplerine "dosyaya yenilik katmayacağı" gerekçesiyle ret kararı verilmesini talep etti. Suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığını, suçun niteliğini ve öngörülen ceza miktarını gerekçe göstererek tutukluluk halinin sürdürülmesini ve adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını bildirdi.
Dava hangi iddialar üzerine kurulu?
160 sayfalık iddianamenin büyük bölümünü Hüseyin Gün'e ait dijital materyaller, yazışmalar ve ifadeler oluşturuyor.
Savcılığın suçlamaları temel olarak şu şekilde sıralanıyor:
İBB veri tabanına ait olduğu öne sürülen veriler ile vatandaşların kişisel bilgilerini içeren hassas bilgilerin dark web üzerinden dış istihbarat servislerine sunulduğu iddia ediliyor. Savcılık, söz konusu verilerin Hüseyin Gün aracılığıyla, ortağı olduğu iddia edilen eski Amerikan istihbarat görevlisi Aaron Barr'a iletildiğini savunuyor.
Bu verilerin siyasi analizlerde kullanıldığı ve 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde İmamoğlu lehine manipülasyon yapıldığı ileri sürülüyor. Savcılık, söz konusu analizlerin Hüseyin Gün'den Necati Özkan'a, oradan da İmamoğlu'na ulaştırıldığını iddia ediyor.
Merdan Yanardağ'ın ise bu faaliyetlerin "basın ayağında" yer aldığı öne sürülüyor; TELE1 üzerinden kamuoyunu yönlendirdiği iddia ediliyor.
Sanıklar savunmalarında neler dedi?
Hüseyin Gün
İlk savunmayı yapan Gün, etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirterek casusluk suçlamasını tümüyle reddetti.
Savunmasının öne çıkan noktaları şöyle:
- Durham Üniversitesi Genetik Mühendisliği mezunu olan Gün, Merrill Lynch ve Credit Agricole gibi uluslararası finans kuruluşlarında üst düzey görevler üstlenmiş, ardından Londra merkezli GCM Kapital şirketini kurmuş bir iş insanı olduğunu anlattı.
- 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devlet adına yurt dışında FETÖ ile mücadele kapsamında görev yaptığını, bu süreçte dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın imzasıyla "tam yetki belgesi" aldığını söyledi. İddianamede "devlet sırrı" olarak nitelendirilen "BC (Black Cell)" başlıklı raporların aslında kendisi tarafından devlet adına hazırlanıp resmi makamlarına iletildiğini ifade etti.
- Davanın, uyuşturucu ve yasadışı bahis bağımlısı olan Ümit Deniz Alaçam adlı bir muhbirin asılsız ihbarıyla başlatıldığını savundu. Alaçam'ın, manevi annesi Seher Erçili Alaçam'ın kendisine olan sevgisinden kaynaklanan kıskançlık ve 2,5 milyon sterlin talebi reddedilince başladığı şantajın ürünü olduğunu öne sürdü.
- İmamoğlu ile bağlantısına gelince, 2019 İBB seçiminin YSK tarafından iptali sonrasında manevi annesinin yoğun ısrarıyla, Necati Özkan ile tanışıp 10-12 günlük kısa ve ücretsiz bir sosyal medya analizi çalışması yaptığını anlattı. Bu çalışmanın tamamen açık kaynaklara dayandığını, seçim sonucunu manipüle etmek bir yana, bunun teknik olarak imkânsız olduğunu vurguladı.
- Sorgulamada, Wickr üzerinde "Jupiter1887" kullanıcı adını kullandığını, Necati Özkan'ın ise "BlueStar" olduğunu kabul etti. Ancak yazışmalarda suç unsuru bulunmadığını savundu. "İBB veri tabanı kopyalama" ifadesini içeren mesajın "maksadını aşan" bir ifade olduğunu, böyle bir talimat vermediğini, buna ilişkin hiçbir belge ve delilin de dosyada bulunmadığını belirtti.
-
Ekrem İmamoğlu
Gün'ün ardından kürsüye çıkan İmamoğlu, sert ve duygusal bir savunma yaptı.
- İddianameyi okumadığını ilan etti: "Tek bir sayfasını bile okumadım, okumayacağım" diyerek davayı siyasi bir operasyon olarak nitelendirdi.
- Gün'ü ilk kez cezaevinde tutuklu yatarken duyduğunu, aralarında hiçbir diyalog olmadığını ifade etti. Necati Özkan ile yaklaşık 13 yıllık birlikteliklerinde ve dört seçim kampanyasında hiçbir zaman Gün'den söz edilmediğini vurguladı.
- İddianamenin teknik dayanaklarının bilirkişi incelemesiyle çürütüldüğünü, söz konusu verilerin 2009'a kadar uzanan eski veri ihlallerinden kaynaklanan sızıntılar olduğunun bizzat bilirkişi tarafından tespit edildiğini belirtti.
- Konda, Metropoll ve Sonar anketlerini mahkemede göstererek, Hüseyin Gün ile tanışmadan çok önce yapılan anketlerde bile kendi lehine 7-9 puanlık fark bulunduğunu, dolayısıyla seçim sonucunun bir manipülasyonun ürünü olamayacağını kanıtlamaya çalıştı.
- İBB Başkanı olarak yalnızca 18 gün görev yaptığını, bu sürede tek bir kadro bile değiştirmediğini, "veri tabanı yedekleme" talimatının ise mahkeme kararıyla hemen durdurulduğunu ve kendisinin de talimatı 22 Nisan 2019'da geri çektiğini anlattı.
-
Merdan Yanardağ
- Davanın iki temel amacı olduğunu söyledi: Birincisi TELE1'e el koymak ve bağımsız yayıncılığı susturmak; ikincisi Ekrem İmamoğlu'nun başkanlık adaylığını etkisizleştirmek ve 2019 ile 2024 seçimlerini lekelemek.
- TCK 328'i hukuki boyutuyla çürüten Yanardağ, maddenin hem metninin hem de TBMM gerekçesinin "yabancı bir devlet yararına" çalışmayı şart koştuğunu, oysa iddianamede bu unsurdan yoksun bir suçlama kurgulandığını, herhangi bir yabancı devlet ya da istihbarat örgütünün adının geçmediğini vurguladı. "Yumurtasız omlet yapıyorlar, savcılığa MasterChef'e katılmalarını öneririm" diyerek iddianamenin yasal dayanağını sarsmaya çalıştı.
- Gün'ü, TELE1'e destek çağrısına yanıt veren izleyicilerinden biri olan Seher Alaçam'ın "oğlu" sanarak tanıdığını, telefonunda da "Hüseyin Alaçam" diye kaydettiğini belirtti.
- Kamuya açık şekilde yaptıkları izleyici sponsorluğu çağrısının tamamen yasal olduğunu, Seher Alaçam'ın da bu çağrıya yanıt veren onlarca destekçiden biri olduğunu anlattı.
- Savcılığın, casusluk tanımı için iki doktora tezi ve bir makaleye dayandığını, bunların bilimsel paradigma düzeyinde olmadığını, genel kabul görmüş hukuki yorumlar olmadığını vurguladı. İmzacı savcının iddianameyi hazırladıktan sonra Bakan Yardımcısı, yani siyasi bir makama geçtiğine dikkat çekti.
Necati Özkan
14 aydır tutuklu olan Özkan, 10 yılı aşkın Türk Silahlı Kuvvetleri'nde hizmet etmiş, 42 yıllık bir siyasi iletişim kariyerinin ardından bu suçlamayla yüzleşmek durumunda kaldığını vurguladı.
Savunmasından öne çıkanlar şöyle:
- Gün ile yalnızca üç kez yüz yüze görüştüğünü; bunlardan birinin 11 Haziran 2019'daki tanışma toplantısı, birinin seçim sonrası kısa bir öğle yemeği, sonuncusunun ise mahkemede olduğunu söyledi. Seçim öncesinde tek görüşme yapıldığını ve Gün'ün sunduğu teknolojik hizmetin bu sektörde uzman olmadığını anlayınca ilişkiyi sürdürmediğini belirtti. Aralarındaki temasın "başlamadan bittiğini" ifade etti.
- Davanın arka planında Seher Alaçam'ın öz oğlu ile Hüseyin Gün arasındaki 2,4 milyon dolarlık para kavgasının yattığını, bu kavga yaşanmasaydı davanın hiç açılmayacağını savundu.
- Dark web'e yüklenen verilerin 2005, 2008, 2014, 2016 ve 2017 tarihlerinde Polonyalı ve Ukraynalı iki hacker tarafından yüklendiğinin ortaya çıktığını, İBB uzantılı e-posta hesaplarının büyük bölümünün aktif hesaplar olmadığını anlattı. "Bu iddianamenin dayanağı olan her şey çöktü" dedi.
- İddianamede Gün ile kendisinin telefonlarının "inanılmaz bir baz yoğunluğuyla" eşleştiği yazıldığını, oysa ikisinin de Nişantaşı-Şişli hattındaki yaklaşık bir kilometre yarıçapındaki aynı bölgede yaşadığını ve bu durumun baz eşleşmesini kaçınılmaz kıldığını belirtti.
- İddianamede kendisiyle Gün'ün "ortak kullandığı" iddia edilen 10 numaranın yalnızca biri gerçek bir kişiye ait olup geri kalanları çağrı merkezi veya spam hatlardı; üstelik 10 görüşmenin kopyala-yapıştır yöntemiyle iki kez yazıldığını mahkemede ortaya koydu.
- Savunmasını şu sözlerle tamamladı: "Casusluk isnadını tümüyle reddediyorum. Bunu hayatım boyunca şahsıma yöneltilmiş en ağır hakaret olarak kabul ediyorum."