Telefon alarmı yokken insanlar nasıl uyanıyordu?
İnsanlar tarih boyunca zamanında uyanmak için çok sayıda farklı araç kullandı. Horozlar, çubuklar, mumlar ve İngiltere'de Sanayi Dönemi'nde kullanılan "knocker upper"lar
İnsanlık, her saat başı metal pimler düşüren mumlardan Sanayi Dönemi'nde İngiltere'de kullanılan “knocker upper”lara kadar zamanında uyanmak için tarih boyunca çok sayıda yöntem geliştirdi. Özellikle karanlık kış aylarında iş başı saatine göre uyanmak hayati önem taşıyordu ve o dönemde erken uyarıcı saatler olsa da sıradan bir işçi için pahalıydı. Fabrikalar, işçileri uyandırmak ve çağırmak için düdükler ve çanlar kullanmayı denedi ancak bunlar genellikle güvenilir olmadı. Bunun yerine insanları uyandırmaya adanmış yepyeni bir meslek ortaya çıktı: "Knocker upper"lar.
"Knocker upper" tüm gece ayakta kalıyordu
Tarih bölümü doçenti Arunima Datta’ya göre "knocker upper" olan bir kişi sokak sokak ve bazen bütün mahalleleri dolaşarak pencereleri çalıyor, tıklıyor veya bezelye fırlatıyordu. Datta bir "knocker upper"ın görevini “Müşterilerinden yanıt alana kadar orada beklerdi, hareket etmezdi” diye anlatıyor. Aslında o dönemde "knocker upper"lara benzer çalışan insanlar dünyadaki pek çok toplulukta görev yapıyordu. Datta buna yönelik "Özellikle Ramazan ayında erken uyanıp sabah namazını kılmak ve imsak öncesi ilk öğünlerini almak zorunda olan Müslüman topluluklarda" örneğini sunuyor.
"Knocker upper"lar tüm gece ayakta kalıyor ve insanları sıklıkla sabah 3’te uyandırmaya başlıyordu. Bir "knocker upper" 1876'da Bradford’daki bir evde saat 2’de çıkan yangını fark etmiş ve içeride derin uykuda olan aileyi uyandırarak hayatlarını kurtarmıştı.
Benzer meslekler 19. yüzyılda diğer Avrupa ülkelerinde de ortaya çıktı. İtalya’da hooter’lar, Fransa’da ise reveilleur’lar vardı.
Kişisel alarm saatleri yaygın olarak kullanılmadan önce insanlar genellikle doğal işaretler ve günlük rutinler aracılığıyla uyanıyordu. Avustralya’daki Sunshine Coast Üniversitesi’nde uyku sağlığı profesörü olarak çalışan Fatima Yaqoot, bu durumu “Gün ışığı en önemli sinyallerden biriydi. Sanayi öncesi pek çok toplumda günlük yaşam, gün doğumu ve gün batımı ritmine göre şekillenirdi; bu da doğal olarak sirkadiyen ritimleri oluşturuyordu” diye özetliyor.
Sirkadiyen ritimler, uyku ve uyanma zamanlamasını belirliyor ve insanları uyutan ve uyandıran iki ana süreçten biri olarak kabul ediliyor. Diğeri ise gün boyunca uyku ihtiyacını artıran uyku basıncı. Yaqoot, bu süreci “Birlikte gece neden uykuya daldığımızı, uyumaya devam ettiğimizi ve sabah yeniden uyandığımızı anlamamıza yardımcı olurlar” şeklinde açıklıyor. İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Sasha Handley ise “Sanayi öncesi dünyadaki herkesin sadece ışık ve karanlık döngüsüne göre yaşadığı tipik anlatıdan uzak dururdum. Bence bu doğru değil; çünkü insanların çalışması çoğu zaman geceye, hatta bazı görevlerin yılın belirli dönemlerinde yapılması gerektiğinde sabahın erken saatlerine kadar uzanır" diyor. Bunun yerine Handley insanların çalışma saatlerini düzenlemek için hem bedensel hem de teknolojik araçların bir karışımını kullandığına inanıyor.
“Örneğin dini motivasyonlar, insanların yataklarının yanında saat tutma cihazlarını bulundurmalarının gerçekten önemli bir sebebiydi. Belirli bir saatte kiliseye gitmek ya da sabahın erken saatlerinde dualarını etmek istiyorlardı çünkü bunun onları Tanrı’ya daha da yaklaştıracağına inanıyorlardı”.
O dönemde insanlar arasındaki uyku döngüleri farklı olabiliyordu. Sanayi öncesi çift fazlı uyku düzeni, gece boyunca iki kez uyumak, hala popüler bir fikir olarak kabul ediliyor. Fakat bazı akademisyenler teorinin kanıt temeline itiraz ediyor. Araştırmalar, dünyanın pek çok kültüründe hala çok fazlı uyku döngülerinin var olduğunu gösteriyor.
Horozun ötmesi bir işaretti
Uyanan hayvanların çıkardığı sesler, insanlığın ilk işitsel alarm saatleri olarak etiketleniyor. "Horozun şafakta öterek günün başladığını haber vermesi yaygın bir işaret" bilgisini veriyor Handley ve çanların da yaygın bir uyanma aracı olduğunu sözlerine ekliyor. Orta ve Batı Avrupa’da, orta çağ ve erken modern dönemde yaşamın kilise bölgesi (parish) etrafında organize edildiğini söylüyor ve insanların günlerini başlatmak ve düzenlemek için her saat başı çan çalan kişiye (bellringer) güvendiklerini anlatıyor.
Öte yandan zamanın geçişini ölçmek için işaretlenmiş mum saatlerinin Antik Çin’de kullanıldığından da söz ediyor Handley: "Bazen öyle zekice tasarlanırlardı ki her saat başı bir çivi küçük bir metal tepsiye düşerdi".
Çin'de tütsü kullanılıyordu
Çin’de zamanı tutmak için tütsü de kullanılıyordu; bazen iplerle asılmış metal toplar, altındaki tepsiye düşerek "gong" gibi ses çıkarırken 19. yüzyılda bir etnolog, Çin’de insanların kendilerini uyandırmak için tütsü çubuklarını ayak parmaklarının arasına yerleştirdiğini dahi kaydetmişti.
Saat yapımı 17. yüzyılda önemli ölçüde ilerledi. İnsanların seyahat ederken kendi alarm saatlerini kendilerinin kurduğuna dair kanıtlar da var. İlk bilinen mekanik alarm saati 1787’de icat edildi, 1876’da ilk patent kaydı yapıldıktan sonra üretim daha yaygın hale geldi.
1920’lere gelindiğinde alarm saatleri uygun fiyatlı olduğu için "knocker upper" mesleği de ortadan kalktı.