İsrail medyasında İran savaşı nasıl anlatılıyor?
İsrail medyası, İran’la süren savaşı büyük ölçüde güvenlik tehdidi ve ulusal birlik çerçevesinde aktarıyor. Yayınlarda askeri başarı öne çıkarılırken, sivil kayıplar, yıkım ve hükümet politikalarına yönelik eleştiriler sınırlı kalıyor
İsrail medyası, İran’la devam eden çatışmayı büyük ölçüde Gazze savaşındaki yayın çizgisine benzer bir çerçevede sunuyor. Vatanseverlik, ulusal birlik ve güvenlik tehdidi vurgusu öne çıkarken, hükümetin ve ordunun açıklamaları çoğunlukla sorgulanmadan aktarılıyor.
BBC'nin haberine göre televizyon yayınlarında İsrail ve ABD bayraklarının yan yana kullanılması, savaşın yalnızca ulusal değil aynı zamanda stratejik bir ittifakın parçası olarak sunulduğunu gösteriyor. Bu görsel dil, izleyiciye hem askeri güç hem de uluslararası destek mesajı veriyor.
Militarist dil ve semboller
Başbakan Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14, bu anlatının en sert örneklerini sunuyor. Kanalın “Vatanseverler” programında patlamalar ve hava saldırılarından oluşan görüntüler, militarist müzik eşliğinde yayımlanıyor. Netanyahu ve ABD eski Başkanı Donald Trump’ın zafer mesajlarının yer aldığı bu montajlarda “Kazanacağız” ve “Tanrı’nın yardımıyla” gibi sloganlar sıkça kullanılıyor.
Bu içeriklerin farklı versiyonları her gün tekrar edilerek izleyicide süreklilik hissi yaratılıyor. Kanal 14’ün bu yayın çizgisi, İsrail medyasının geneline yayılan söylemin daha yoğun ve ideolojik bir versiyonu olarak değerlendiriliyor.
Ana akım kanallar ise daha kontrollü bir ton benimsiyor. Kanal 12, Gazze savaşında kullanılan “Birlikte kazanacağız” sloganını İran savaşı için “Daima birlikte” şeklinde yeniden çerçeveledi. Programlarda konukların “Yahuda Aslanı” sembollü rozetler takması dikkat çekiyor. Bu sembol, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına verilen “Kükreyen Aslan Operasyonu” adıyla doğrudan ilişkilendiriliyor ve tarihsel-dini referanslarla savaşın meşruiyetini güçlendirmeyi hedefliyor.
“Varoluşsal tehdit” anlatısı
İsrail medyasında İran, yalnızca bölgesel bir rakip değil, doğrudan “varoluşsal tehdit” olarak tanımlanıyor. Netanyahu’nun bu yöndeki açıklamaları geniş yer bulurken, İran sıklıkla “yılanın başı” veya “ahtapotun merkezi” gibi metaforlarla anlatılıyor.
“Nükleer tehdit”, “bomba yarışı” ve “kaçınılmaz çatışma” gibi ifadeler manşetlerde yer alıyor. İsrail ordusunun yayımladığı analizler ve medya organlarında çıkan paralel haberler, İran’ın nükleer programının İsrail tarafından ciddi şekilde sekteye uğratıldığını öne sürüyor.
Bu çerçeve, askeri müdahalenin zorunlu ve meşru olduğu algısını güçlendiriyor. Medyada İran’ın sürekli ve büyüyen bir tehdit olarak sunulması, savaşın kaçınılmaz olduğu fikrini pekiştiriyor.
“Kazanan taraf” vurgusu
Savaşın başlangıcından bu yana İsrail medyasında dikkat çeken bir diğer unsur, İsrail ordusunun “kazanan taraf” olarak sunulması. Haberlerde İsrail’in ABD ile yakın koordinasyon içinde hareket ettiği vurgulanıyor.
Hava saldırılarına ait görüntüler yorumcular tarafından “şaşırtıcı”, “inanılmaz” gibi ifadelerle aktarılıyor. Orduya sıklıkla “bizim güçlerimiz” şeklinde atıf yapılması, medya dilinin tarafsızlıktan uzaklaştığını gösteriyor.
Bu anlatı, kamuoyunda moral üstünlüğü pekiştirmeyi ve savaşın başarıyla sürdüğü algısını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Görünmeyen savaş: Sansür ve editoryal tercih
İsrail medyasında İran’daki sivil kayıplar ve altyapı yıkımı büyük ölçüde yer bulmuyor. Gazze savaşında olduğu gibi, karşı taraftaki insani tablo sınırlı biçimde yansıtılıyor.
Öte yandan İsrail içindeki hasar ve can kayıpları da sıkı şekilde kontrol ediliyor. Füze saldırılarının etkileri, özellikle stratejik hedefler söz konusu olduğunda, çoğunlukla sansürleniyor veya dolaylı biçimde aktarılıyor.
Bazı olaylarda gazetecilerin sahada çekim yapması engellenirken, haberlerin kapsamı da resmi makamlar tarafından sınırlandırılıyor. Örneğin, bir füzenin gerçek hedefi yerine yalnızca yakındaki bir yapıya verdiği zararın haberleştirilmesine izin verildiği durumlar yaşandı.
Hükümetin savaş kararları ve stratejik tercihleri ise genellikle sorgulanmadan aktarılıyor. Netanyahu’nun 2025’teki 12 günlük savaş sonrası ilan ettiği “tarihi zafer” söylemi, yeni saldırılara rağmen medyada geniş biçimde tartışmaya açılmadı.
Sınırlı muhalefet, sert tepkiler
İsrail’de savaşın ilk günlerinden itibaren kamuoyu desteği son derece yüksek. İsrail Demokrasi Enstitüsü’ne göre halkın yüzde 93’ü saldırıları destekliyor ve bu oran zamanla önemli ölçüde değişmiyor.
Bu ortamda medyada eleştirel sesler oldukça sınırlı. Sol görüşlü Haaretz gazetesi dışında, ana akımda savaşa karşı açık muhalefet nadiren görülüyor.
Kanal 12’de konuşan deneyimli gazeteci Ilana Dayan, bir füze saldırısında hayatını kaybeden siviller üzerinden hükümeti eleştirdi. Dayan, sivillerin korunmasına yönelik önlemlerin yetersiz olduğunu söyledi ve yetkililerin hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Bu çıkış sağ medya tarafından sert şekilde hedef alındı. Kanal 14’te bir sunucu Dayan’ı “düşmanın safında yer almakla” suçladı. Bu tür tepkiler, medyada eleştirel alanın ne kadar dar olduğunu ortaya koyuyor.
Dezenformasyonun rolü
Savaş süreci, yoğun bir bilgi kirliliğiyle birlikte ilerliyor. Sosyal medyada Tel Aviv’de büyük yıkım olduğu iddiasıyla paylaşılan bazı görüntülerin yapay zekâ üretimi olduğu veya eski savaşlardan alındığı ortaya çıktı.
İsrail medyası da zaman zaman bu tür içeriklerin yayılmasına katkıda bulundu. Kanal 14, İran’da Netanyahu lehine sloganlar atıldığını gösterdiği iddia edilen bir videoyu gerçek diye yayımladı. Daha sonra videonun yapay zekâ ürünü olduğu anlaşıldı.
Benzer şekilde, ABD’nin İran’ı vurduğunu gösterdiği öne sürülen görüntülerin bir bilgisayar oyunundan alındığı ortaya çıktı. Buna rağmen görüntüler farklı kanallarda tekrar yayımlandı.
Öte yandan İsrail’in resmi Farsça sosyal medya hesaplarından paylaşılan içeriklerde, İsrail ve ABD özellikle İranlı kadınlar için bir “kurtarıcı” olarak sunuluyor. Bu içeriklerde tarihsel semboller, eski İran bayrakları ve askeri güç imgeleri birlikte kullanılıyor.
Sonuç: Tek sesli bir savaş anlatısı
Genel tablo, İsrail medyasının savaş sürecinde kamuoyunu mobilize eden bir işlev üstlendiğini gösteriyor. Ulusal birlik, varoluşsal tehdit ve kesin zafer söylemi, haber akışının temelini oluşturuyor.
Bu çerçevede hem İran’daki hem de İsrail’deki kayıplar sınırlı biçimde yansıtılıyor, hükümet politikaları nadiren sorgulanıyor ve dezenformasyon içerikleri zaman zaman dolaşıma giriyor.
Ortaya çıkan yayın çizgisi, savaşın askeri boyutunun yanı sıra, bilgi alanında da sıkı bir kontrol ve yönlendirme olduğunu ortaya koyuyor.