İsrail basınından dikkat çeken Türkiye analizi: ‘Çarpışma rotasına giriyorlar’

İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinde 3 Ekim'de yayımlanan Jonathan Spyer imzalı analizde, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi.

06 Eki 2026 - 15:26 YAYINLANMA
İsrail basınından dikkat çeken Türkiye analizi: ‘Çarpışma rotasına giriyorlar’

İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinde 3 Ekim'de yayımlanan Jonathan Spyer imzalı analizde, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi.

“Çarpışma rotası: İsrail ve Türkiye karşı karşıya mı geliyor?” başlıklı analizde Spyer, Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimin artık yalnızca diplomatik söylemlerden ibaret olmadığını, bölgenin stratejik açıdan en kritik noktalarında iki ülkenin çıkarlarının giderek daha fazla çatıştığını ileri sürdü.

 

‘BEŞ AYRI GERİLİM ALANI’

Spyer'a göre Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin yoğunlaştığı başlıca alanlar Suriye, Doğu Akdeniz, Kudüs ve Batı Şeria, Kızıldeniz-Afrika Boynuzu ile uluslararası hukuk alanındaki karşılıklı girişimler.

İsrailli analist, bu alanların birbirinden bağımsız krizler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak, ortaya çıkan tablonun daha geniş bir bölgesel güç mücadelesine işaret ettiğini öne sürdü.

Spyer, iki ülkenin çıkarlarının söz konusu bölgelerde giderek daha fazla karşı karşıya geldiğini belirterek, oluşan dinamiği 'sıfır toplamlı' olarak nitelendirdi.

ERDOĞAN'A KARŞI UCM HAMLESİ

Analizin başlangıç noktasını ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son hamlesi oluşturdu.

Spyer, Netanyahu'nun İsrail Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dairesi'ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) kullanılmak üzere hukuki bir dosya hazırlanması talimatı verdiğini aktardı.

İsrail basınındaki haberlere dayandırılan iddiaya göre, dosyanın Türkiye'nin Kürt nüfusuna yönelik politikaları ile Ankara'nın Hamas'la iddia edilen ilişkileri üzerine kurulması planlanıyor.

Spyer bunun büyük bir hukuki sonuç doğurmasının beklenmediğine de dikkat çekti. Analizde hem Türkiye hem de İsrail'in Roma Statüsü'ne taraf olmadığı hatırlatıldı.

Ancak yazara göre asıl önemli nokta hukuki sonuçtan ziyade İsrail'in ilk kez Kürt meselesini Türkiye'ye karşı bir baskı aracı olarak kullanmaya yönelmesi. Spyer, bu hamleyi Ankara ile Tel Aviv arasında gelişmekte olan bir 'hukuk savaşı'nın parçası olarak değerlendirdi.

EN TEHLİKELİ CEPHE: SURİYE

Spyer'a göre, Türkiye-İsrail rekabetinin askeri çatışma riskini en fazla barındıran alanı ise Suriye.

Analizde Ankara'nın Şam'daki yeni yönetimin askeri kapasitesinin geliştirilmesinde önemli rol oynadığı belirtilirken, İsrail'in özellikle Suriye hava savunmasının Türk desteğiyle yeniden kurulması ihtimalinden rahatsız olduğu öne sürüldü.

Spyer'a göre İsrail açısından temel mesele, İran'a karşı gerektiğinde operasyon yapabilmek için Suriye hava sahasındaki hareket serbestisinin korunması.

İsrail'in 18 Ağustos'ta Ebu Zuhur Hava Üssü'ne düzenlediği saldırıyı da bu çerçevede değerlendiren Spyer, saldırının İsrail'in Suriye'deki kırmızı çizgilerini koruma iradesinin göstergesi olduğunu savundu.

Analizde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Şam ziyareti sırasında İsrail'i “Suriye'nin istikrarına yönelik en büyük potansiyel tehdit” olarak nitelendirdiği açıklamasına da dikkat çekildi.

DOĞU AKDENİZ'DE İKİNCİ CEPHE

Spyer'ın işaret ettiği ikinci önemli rekabet alanı Doğu Akdeniz.

Analizde Türkiye'nin 2019'da Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması üzerinden Ankara ile İsrail'in bölgesel hedeflerinin kesiştiği savunuldu.

Spyer, Türkiye-Libya anlaşmasının Girit ve Rodos gibi Yunan adalarının deniz yetki alanlarına ilişkin Yunanistan'ın tezleriyle çatıştığını belirtirken, bunun İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki enerji projelerini de etkilediğini öne sürdü.

Özellikle üç ülkenin elektrik şebekelerini birbirine bağlaması planlanan denizaltı enerji kablosu, gelecekte Türkiye ile İsrail arasında yeni bir gerilim alanına dönüşebilecek başlıklardan biri olarak gösterildi.

AFRİKA BOYNUZU'NA UZANDI

Spyer'a göre, Türkiye-İsrail rekabetinin en yeni cephelerinden biri de Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu.

Analizde İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız devlet olarak tanıdığı ve Babülmendep'in karşı kıyısındaki Husi faaliyetlerini takip etmek amacıyla burada askeri üs kurmayı planladığı belirtildi.

Türkiye'nin ise Somaliland'ın bağımsızlığına karşı çıktığı, Somali'nin başkenti Mogadişu'da büyük bir askeri eğitim üssü bulundurduğu ve Somali açıklarında petrol ve doğal gaz arama anlaşmaları imzaladığı hatırlatıldı.

Spyer, bu gelişmelerin Afrika Boynuzu'nu da Ankara ile Tel Aviv arasındaki rekabet sahalarından birine dönüştürdüğü görüşünde. 

YENİ JEOPOLİTİK GERÇEKLİK

Spyer analizinin sonunda son üç yılda Ortadoğu'daki güç dengesinin önemli ölçüde değiştiğini savundu.

İran liderliğindeki bölgesel ittifakın zayıfladığını belirten Spyer, aynı zamanda ABD'nin bölge üzerinde belirleyici olduğu eski güvenlik düzeninin aşındığını ve bunun Türkiye gibi bölgesel güçlere nüfuz alanlarını genişletmek için yeni alan açtığını ileri sürdü.

İsrailli analiste göre ortaya çıkan yeni ortamda Türkiye-İsrail rekabeti artık geçici bir diplomatik kriz değil, Ortadoğu'nun şekillenmekte olan yeni jeopolitik düzeninin önemli unsurlarından biri.

Spyer, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde Ankara ile Tel Aviv arasındaki sürtüşmenin daha da artacağını öne sürdü.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: