Son kurban Starmer'a gelince, iktidardaki İşçi Partisi'nden milletvekillerinin desteğini kaybettiği için gidiyor. Milletvekilleri, Starmer'ın hiç popüler olmamasının partileri için önemli bir tehdit oluşturduğuna inanıyor.
Kamuoyu yoklamaları, odak grupları ve anekdot niteliğindeki veriler, seçmenlerde politikacıların mutsuzluğun üç temel nedenini kavrayamadığı hissinin olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla, İngiltere'nin 2016'dan beri altı başbakanı olmasının nedenlerine bakarken, o zamandan başlayabiliriz.
İnsanlar mali zorluk çekerken ve hükümetlerin, bir sonraki neslin bir öncekinden daha iyi durumda olacağına dair kutsal, dile getirilmemiş vaadi yerine getirmediğini hissederken, ruh halinin kötü olması şaşırtıcı değil.
Anketlerin, ekonomik karamsarlığın yüksek enflasyon ve grevlerin yaşandığı 1978'den bu yana en yüksek seviyede olduğunu gösteriyor olması politikacılar için endişe verici bir durum.
İkinci etken, İngiltere'de hiçbir şeyin düzgün işlemediği, ulaşım, adalet veya başka herhangi bir kamu hizmetinin yetersiz kaldığı hissiyatı.
Bu elbette kısmen, düşük ekonomik büyümenin yaşam standartlarını olumsuz etkilemesinin bir sonucu.
Büyüme eksikliği, ardı ardına gelen hükümetleri altyapıya ve eğitim ve sağlık hizmetleri gibi insanların değer verdiği şeylere yatırım yapacak gelirlerden mahrum bıraktı.
Üçüncü etken ise sosyal uyum veya daha doğrusu algılanan uyum eksikliği konusundaki yaygın endişe.
Anketler, insanların %80'inden fazlasının ülkenin bölünmüş olduğunu hissettiğini gösteriyor.
Birçok insan da bu bölünmüşlük hissini son yıllardaki yüksek göç seviyelerine ve bazılarına göre zaten burada bulunan bazı toplulukların entegre olamamasına bağlıyor.
Ve haklı veya haksız olarak birçok seçmen, İngiltere'nin nasıl değiştiği konusundaki öfkelerinin son başbakanlar tarafından anlaşılmadığını düşünüyor.
Bir başka deyişle, İngiltere, diğer Avrupa ülkeleri gibi, çok ırklı, çok kültürlü ve çok uluslu bir toplumda nasıl geçineceğimiz sorusuyla hala boğuşuyor.
Belki de değişen diğer şey, ve İngiltere bu konuda yalnız değil, insanların sadece bazı şeylere kızgın olmaları değil, aynı zamanda bunu göstermekten daha az çekinmeleri.
Bunun sosyal medyadan mı yoksa başka faktörlerden mi kaynaklandığı bilinmiyor, ancak insanlar birkaç yıl öncesine kadar düşünülemez bir şekilde, başbakanlar da dahil politikacılara açıkça düşmanlık besliyorlar.
Yönetilemez mi?
Peki ülke bir şekilde yönetilemez hale mi geldi? Bu yüzden mi 10 yılda yedinci başbakanı göreve gelecek?
Çoğu politikacı bu kadar ileri gitmez. Daha karmaşık bir dünyada, daha parçalanmış ve bölünmüş bir nüfusla yönetmenin daha zor hale geldiğini, ancak imkansız olmadığını söylerler.
Fakat 2008'deki mali krizden ve 2016'daki Brexit referandumundan bu yana ülkenin üzerinde asılı duran kasvet ve karamsarlık bulutunu dağıtmayı başaramayan altı başbakanın ardından, yedinci başbakanın daha fazla şansının olup olmayacağı konusunda elbette şüpheler var.