Genlerimiz, kişiliğimiz üzerinde ne kadar etkili?
Yeni araştırmalar, kişiliğin ne yalnızca genetik mirasla ne de çevresel faktörlerle açıklanabileceğini gösteriyor. Bilim insanlarına göre insan davranışları “çok genli” ve “çok çevresel” bir yapının ürünü
Kişiliğin doğuştan mı geldiği yoksa yaşam deneyimleriyle mi şekillendiği sorusu, bilim dünyasının en eski tartışmalarından biri olmaya devam ediyor.
Son yıllarda genetik araştırmalarda yaşanan ilerlemeler ise bu tartışmaya daha karmaşık bir yanıt veriyor: İnsan kişiliği ne yalnızca genlerle ne de yalnızca çevreyle açıklanabiliyor.
BBC'nin aktardığına göre bu alandaki dikkat çekici örneklerden biri, 2009’da İtalya’nın Trieste kentinde görülen bir dava oldu. Abdelmalek Bayout adlı sanık, bir kişiyi öldürmekten aldığı cezayı düşürmek için DNA’sında “savaşçı gen” olarak bilinen bir varyant bulunduğunu savundu. Mahkeme bu argümanı kısmen kabul ederek cezayı bir yıl azalttı. Söz konusu gen, bilimsel adıyla monoamin oksidaz A (MAOA), 1990’lardan itibaren saldırgan davranışlarla ilişkilendirilmişti.
Ancak aradan geçen yıllarda genetik bilimi bu tür basit açıklamaların yetersiz olduğunu ortaya koydu. Hollanda’daki Amsterdam UMC bünyesinde psikiyatri ve karmaşık özellikler genetiği alanında yardımcı doçent olan Aysu Okbay, başlangıçta davranışların büyük etkili birkaç gen tarafından belirlendiğinin düşünüldüğünü, ancak bu görüşün artık geçerliliğini yitirdiğini belirtiyor.
Bilim, insanları "poligenik" kabul ediliyor
Bugün bilim insanları, kişilik özelliklerinin “poligenik” olduğunu kabul ediyor. Yani tek bir gen yerine, binlerce genin çok küçük etkilerinin birleşimi kişiliği şekillendiriyor. Aynı durum çevresel etkiler için de geçerli: Tek bir büyük yaşam olayı yerine, çok sayıda küçük deneyimin toplamı belirleyici oluyor.
Kişilik araştırmalarında uzun yıllardır kullanılan ikiz çalışmaları da bu karmaşıklığı ortaya koyuyor. Özdeş ikizlerin genetik olarak yüzde 100 aynı olmasına rağmen kişiliklerinin birebir örtüşmemesi, çevresel faktörlerin rolünü gösteriyor. 1958-2012 yılları arasında yapılan 2 bin 500’den fazla ikiz çalışmasını kapsayan geniş bir analiz, kişilik farklılıklarının yaklaşık yüzde 40-50’sinin genetik, geri kalanının ise çevresel faktörlerle açıklanabileceğini ortaya koydu.
Etki yüzde 9 ila 18 arasında olabilir
Bununla birlikte daha yeni genetik yöntemler, bu oranların bile kesin olmadığını gösteriyor. Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları, kişilik özelliklerinin genetik etkisinin yüzde 9 ila 18 arasında olabileceğini ortaya koyuyor. Bu durum, bilim dünyasında “kayıp kalıtım” sorunu olarak adlandırılıyor.
İnsan genomunun karmaşıklığı da bu zorluğun temel nedenlerinden biri. İnsan DNA’sının yüzde 99,9’u tüm bireylerde aynı. Geriye kalan çok küçük bir bölüm ise milyonlarca genetik varyasyonu içeriyor. Bu varyasyonların her biri, kişilik üzerinde çok küçük etkiler yaratıyor.
Çevresel faktörlerin etkisi de sanıldığından daha sınırlı. Araştırmalar, büyük yaşam olaylarının — örneğin ağır bir travma, piyango kazanmak ya da ciddi bir kaza geçirmek — kişilik üzerinde kalıcı ve belirleyici bir etki yaratmadığını gösteriyor. Brent Roberts, yetişkinlikte yaşanan büyük travmaların kişilik üzerinde “beklendiği kadar derin iz bırakmadığını” ifade ediyor.
Anne karnında başlıyor
Bununla birlikte çocukluk döneminde yaşanan olumsuzlukların daha kalıcı etkiler yaratabildiği belirtiliyor. Erken yaşta maruz kalınan stres ve travmalar, ilerleyen yıllarda daha yüksek kaygı düzeyi veya nörotisizm gibi özelliklerle ilişkilendirilebiliyor.
Araştırmalar, kişiliğin anne karnındaki süreçten itibaren etkilenebileceğine de işaret ediyor. “Fetal programlama” olarak adlandırılan teoriye göre, hamilelik sırasında annenin yaşadığı stres, bebeğin mizacını etkileyebiliyor. Örneğin 2022 tarihli bir çalışma, gebelikte yüksek stres yaşayan annelerin bebeklerinde daha fazla korku ve huzursuzluk gözlemlendiğini ortaya koydu.
Genetik ve çevresel faktörlerin birbirleriyle etkileşim içinde olduğu da vurgulanıyor. Jana Instinske, genetik yatkınlığın her koşulda aynı davranışa yol açmadığını, çevrenin bazı genleri “aktif hale getirebildiğini” belirtiyor.
Ancak bilim insanları, tüm bu bulgulara rağmen insan davranışını birkaç gen ya da tekil yaşam olaylarıyla açıklamanın mümkün olmadığını vurguluyor. Kişilik, çok sayıda genetik ve çevresel faktörün karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıkıyor.
Araştırmaların vardığı temel sonuç ise şu: İnsan doğası değişebilir ve esnektir. Genetik yatkınlıklar önemli olsa da, bireylerin yaşamları boyunca nasıl davranacaklarını tek başına belirlemez.