CEO’lar sadece 29 saatte çalışanın yıllık ortalama ücretini kazanıyor
High Pay Centre, sendika üyeliğindeki gerilemenin, CEO’lar ile çalışanlar arasındaki maaş farkının açılmasına katkı sunduğunu belirtiyor.
Yeni hesaplamalara göre, FTSE 100 (İngiltere borsası) şirketlerinin patronları, 2026 yılında salı günü öğle saatlerinden önce, ortalama bir çalışanın tüm yıl boyunca kazanacağından daha fazlasını elde etmiş olacak. Veriler, gelir uçurumunun ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
High Pay Centre düşünce kuruluşunun hesaplamalarına göre, FTSE 100’de yer alan şirketlerin icra kurulu başkanlarının (CEO) ortalama yıllık geliri 4,4 milyon sterlin. Bu rakam, tam zamanlı çalışan bir işçinin ortalama yıllık geliri olan 39 bin 39 sterlinin 113 katı.
Noel ve hafta sonu tatili düşündüğünde bu veri, İngiltere'de üst düzey yöneticilerin, çalışanların yıllık ortalama kazancını 29 saatten kısa sürede aşması anlamına geliyor. Eğer 2 Ocak Cuma günü işe başladılarsa, bu eşik salı günü yaklaşık saat 11:30’da geçilmiş oluyor.
FTSE 100 CEO’larının ortalama maaşı, saatte 1.353 sterline, dakikada ise yaklaşık 23 sterline denk geliyor. High Pay Centre, bu yöneticilerin haftada ortalama 62,5 saat çalıştığını varsayıyor.
Geçen yıl mühendislik şirketi Melrose Industries’in mevcut ve eski CEO’ları Peter Dilnot ve Simon Peckham, FTSE 100 genelinde en yüksek ücret alan yöneticiler oldu. İkili, büyük ölçüde uzun vadeli teşvik planları sayesinde toplamda yaklaşık 59 milyon sterlin kazandı.
Önceki iki yıl boyunca FTSE 100’ün en yüksek ücretli yöneticisi olan AstraZeneca CEO’su Pascal Soriot, 14,7 milyon sterlinlik kazancıyla bu kez üçüncü sıraya geriledi.
İngiltere Sendikalar Konfederasyonu (TUC) Genel Sekreteri Paul Nowak, “Milyonlarca düşük ve orta gelirli çalışan hayat pahalılığıyla mücadele ederken, en tepedekiler pastanın çok büyük bir dilimini kendilerine ayırmaya devam ediyor,” dedi. Nowak, hükümeti yönetim kurulu düzeyindeki ücret artışlarını sınırlamak için çalışanlara ücret komitelerinde söz hakkı tanımaya çağırdı.
High Pay Centre, sendika üyeliğindeki gerilemenin, CEO’lar ile çalışanlar arasındaki maaş farkının açılmasına katkı sunduğunu belirtiyor.
Aralık ayında İşçi Partisi hükümeti tarafından kabul edilen İstihdam Hakları Yasası (Employment Rights Act), sendikaların çalışanlarla makul erişim çerçevesinde görüşebilmesini ve işverenlerin yeni çalışanlara sendikaya üye olma haklarını bildirmesini zorunlu kılıyor.
High Pay Centre geçici direktörü Andrew Speke, verilerin, çoğunluğun emeğinin nasıl değersizleştirildiğini açıkça gösterdiğini söyledi: “Yöneticilerin, bir sınıf olarak, dayandıkları çalışanlardan 100 kattan fazla değer ürettiği iddiası ikna edici değil.”
Speke’ye göre yeni yasa ücret eşitsizliğini azaltmada olumlu bir adım olabilir; ancak bunun şirket yönetiminde daha köklü reformlar, özellikle de çalışanların büyük şirket yönetim kurullarında demokratik temsili ile desteklenmesi gerekiyor. High Pay Centre ayrıca, en üst düzey yöneticilere aşırı yüksek ücret ödeyen şirketlerin daha yüksek vergilendirilmesini ve bu gelirlerin eğitime yönlendirilmesini savunuyor.
Şirket yönetimleri ise yüksek maaşların 'en iyi yöneticileri çekmek için gerekli' olduğunu ileri sürüyor. 2023’te Londra Borsası’nın başındaki isim, İngiliz şirketlerinin ABD’li rakipleriyle rekabet edebilmek için yöneticilere daha fazla ödeme yapması gerektiğini söylemişti.
High Pay Centre’ın geçen yılki çalışmasına göre, FTSE 100 CEO’larının ortalama ücreti, çalışanlarının ücretinin 78 katıydı. En düşük gelir grubundaki çalışanlarla karşılaştırıldığında bu oran 106 kata kadar çıkıyor.
Ücret eşitsizliği ne söylüyor?
ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) son yıllardaki raporları, gelişmiş ekonomilerde CEO–çalışan maaş farkının 1980’lerden bu yana belirgin biçimde arttığını gösteriyor. ABD ve İngiltere bu farkın en hızlı büyüdüğü ülkeler arasında yer alıyor.
Diğer yandan akademik çalışmalar, sendika yoğunluğunun yüksek olduğu ülkelerde (örneğin İskandinav ülkeleri) ücret dağılımının daha dengeli olduğunu ortaya koyuyor.
Oxfam’ın küresel raporlarına göre, en zengin yüzde 1’in serveti, dünya nüfusunun alt yarısının toplam servetinden daha hızlı artıyor. Ücret eşitsizliği, bu servet yoğunlaşmasının önemli bir ayağını oluşturuyor.
Yüksek gelir eşitsizliği eğitim ve sağlık alanlarında kuşaklar arası farkları derinleştiriyor.