Başbakan, MHP ile AK Parti'nin kırmızı çizgisini açıkladı

Başbakan Yıldırım, "eyalet sistemi" iddialarına ilişkin, "Başından beri MHP ile AK Parti olarak biz bu anayasa değişikliğini hazırlarken kırmızı çizgimiz olarak üniter yapıyı öngördük ve bu konuda herhangi bir endişeye tereddüte yer vermeyecek şekilde titiz bir çalışma yaptık. Üniter devlet yapısı bizim de hassasiyetimiz, MHP'nin de hassasiyeti" dedi.

15 Nis 2017 - 01:08 YAYINLANMA
16 Şub 2026 - 16:40 GÜNCELLEME
Başbakan, MHP ile AK Parti'nin kırmızı çizgisini açıkladı

 

Başbakan Yıldırım, "eyalet sistemi" iddialarına ilişkin, "Başından beri MHP ile AK Parti olarak biz bu anayasa değişikliğini hazırlarken kırmızı çizgimiz olarak üniter yapıyı öngördük ve bu konuda herhangi bir endişeye tereddüte yer vermeyecek şekilde titiz bir çalışma yaptık. Üniter devlet yapısı bizim de hassasiyetimiz, MHP'nin de hassasiyeti" dedi.

 

Yıldırım, Beyaz TV'de canlı yayınlanan "Referandum Özel" programında  ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

 

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliğine ilişkin 16 Nisan'da yapılacak  halk oylamasından önce son canlı yayın programına katıldığını dile getirdi.

 

"Eyalet sistemi" iddialarına ilişkin MHP Genel Başkanı Devlet  Bahçeli'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin açıklamalarını  "Fazlasıyla yeterli" bulduğuna yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine  Yıldırım, "Bunlar gayet açık, herhangi bir yoruma ihtiyaç göstermeyen sözlerdir.  Başından beri zaten Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti olarak biz, bu anayasa  değişikliğini hazırlarken kırmızı çizgimiz olarak üniter yapıyı öngördük ve bu  konuda herhangi bir endişeye, tereddüte mahal vermeyecek şekilde titiz bir  çalışma yaptık. Üniter devlet yapısı bizim de hassasiyetimiz, MHP'nin de  hassasiyeti. Eminim ki vatanını, milletini, bayrağını, devletini seven 80 milyon  vatandaşımızın da önemsediği, hassasiyet gösterdiği bir konu. Ortaya atılan bu  dedikodular tamamen kafa karıştırmaya yöneliktir. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, bizim açıklamalarımız, Sayın Bahçeli'nin bugünkü  en son değerlendirmeleriyle konu tamamen kapanmıştır. Zaten olmayan bir şeydir ve  tamamen kapanmıştır" ifadelerini kullandı.

 

Tartışmanın, Anayasanın 123. maddesine dayandırıldığını söyleyen  Yıldırım, şöyle konuştu:

"123. madde ne var? İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği.  İdarenin bütünlüğünü ifade eden birinci paragrafta hiçbir değişiklik yok. İdare,  kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş,  görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayanır. Yani merkez  bakanlıkları oluşturuyor, yerel de belediyeler, muhtarlıklar, valilikler, bunları  oluşturuyor. Ayrıca kamu tüzel kişiliği tanımı var. 'Kamu tüzel kişiliği de ancak  kanunla ve kanunun verdiği yetkiye dayanarak kurulur.' mevcut anayasada. Bu madde  şöyle oldu, 'Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği  yetkiye dayanarak.' ibaresinin yerine 'Ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle.'"

 

Bunun ne anlama geldiği verdiği örnekle açıklayan Yıldırım, "Diyelim  ki cumhurbaşkanlığı, kurduğu hükümette bazı birimleri kapattı, bazılarını açtı.  Mesela karayolları bölge müdürlüğü kuracak yeni bir yere veya mevcut karayolları  bölge müdürlüğünü kapatacak. Onları cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kuracak ancak  merkezi idare, merkezden yönetim, yerinden yönetimi öngören bütün bu kurumlar  kararnameyle kurulabiliyor. Anayasada bu teminat altına alınmış." değerlendirmesinde bulundu.

 

 

Anayasa'nın 126. ve 127. maddelerini hatırlatan Yıldırım, "Mahalli  idareler böyle, merkezi idare böyle. Bunlar hiçbir değişiklik yok. Nereden  çıkarıyorsunuz eyalet sistemini? Ayrıca Anayasanın ilk üç maddesi bu konuyu yani  üniter yapıyı teminat altına alıyor." dedi.

 

 

"Bu mesele bitmiştir"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Anayasanın ilk dört maddesini değişebileceğine yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım,  şunları söyledi:

 

"Ama kendisi vadetti yani 'Dört madde değişebilir.' dedi, geçmiş  yıllarda bir beyanatında, hatta bölücü terör örgütünün etkili olduğu televizyon  kanalında sordular, 'ilk dört madde de değişebilir, konuşabilir.' diye kendi  açıklaması var. Bizde ne eskiden ne de şimdi ilk dört maddeyle ilgili hiçbir  beyanatımız yok. Bunu bilmek lazım. Ayrıca üniter yapıyı teminat altına alan  üçüncü madde var. 'Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür,  dili Türkçe'dir.' Yeterince açık değil mi? Nerede eyalet sistemi? Bu maddede bir  değişiklik var mı? Yok. Bizim değişiklikler 9. maddeden başlıyor ve devam ediyor.  9. madde de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı. Bu mesele bitmiştir, zaten  yapay, üretilen bir konuydu. Bu işle ilgili hiçbir tereddüte, hiçbir kuşkuya yer  kalmayacak şekilde her yönüyle açıklamış olduk."

 

 

 "Anamuhalefet partisine yakışmıyor"

Halk oylamasına ilişkin kampanya sürecinde anamuhalefetin tavrı  hatırlatılarak, "Karşı taraf bunu söylüyor ama siz de buna cevap vermek zorunda  kalıyorsunuz. Bu bir zül değil midir?" sorusu üzerine Yıldırım, şöyle konuştu:

 

"Ne yapalım, anamuhalefet partisi genel başkanı, iktidar alternatifi,  dolayısıyla söylediği şeyler doğru olmasa da biz, 'vatandaşlar, anamuhalefet  partisi başkanı konuşuyor, ciddiye alır' diye düşünüyoruz ve cevap vermek zorunda  kalıyoruz. Bizim için züldür cevap vermek. Bu kadar açık, her şey ayan beyan  ortadayken, insanlara 'hayır' oyu verdirmek için gerçekle ilgisi, alakası olmayan  konuları gündeme getirmek, anamuhalefet partisine yakışmıyor. Eğer topluma bir  şeyler söylemek istiyorsa şunu söylesin, yani 'hayır' diyebilir, hakkıdır, bir  itirazımız yok. 'Hayır' söylemini yaparken, Türkiye'nin ne kazanacağını anlatsın.  Türkiye, 'hayır'la sonuçlanacak bir anayasa değişikliğinde ne kazanacak?  Gençlere, geleceğe, Türkiye'nin ekonomisine, siyasetine, demokrasisine, terörle  mücadeleye nasıl bir faydası olacak? Ülkedeki krizlere, darbe tehditlerine,  muhtıralara karşı nasıl bir faydası olacak? Bunları ortaya koyması lazım."

 

Türkiye'nin problemlerinin bugünün problemi olmadığını, çok partili  siyasi hayattan bu yana sürekli darbelerle değiştirilen, delik deşik olan bir  anayasadan söz ettiğini vurgulayan Yıldırım, mevcut anayasanın, parçalı, zayıf  iktidarlar döneminde Türkiye'nin başına bela olduğunu belirtti.

 

Parçalı iktidarlarda, vesayet odaklarının harekete geçtiğini dile  getiren Binali Yıldırım, bu dönemlerde Türkiye'nin ekonomik krize uğradığını,  hükümetlerin alaşağı edildiğini, kişilerin hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını  anlattı.

 

 

"Bir Türkiye'yi üç Türkiye yaptık"

Türkiye'nin bu dönemlerde kaybettiğinin altını çizen Başbakan  Yıldırım, şunları kaydetti:

"Biz diyoruz ki artık bunları aşalım. Bunun en son örneklerini AK  Parti döneminde gördük. 15 yıl içinde biz bir Türkiye'yi, üç Türkiye yaptık.  Türkiye'yi üçe katladık. İhracatımızı dört kat artırdık. Yollarla hastanelerle  Türkiye'de müthiş bir gelişme sağladık. Bütün bunları yaparken aynı zamanda  birçok engellemelerle karşılaştık. Cumhurbaşkanını, 363 milletvekili olan partiye  seçtirmediler. Yeni hukuk icatları çıkardıklar, elektronik muhtıra verdiler,  yetmedi partimizi kapatma davası açtılar. Biz de ne yaptık? Halk oylamasına  gittik, 'cumhurbaşkanını millet seçsin' dedik.

 

Millet kabul etti ve bu usule göre seçilen ilk cumhurbaşkanı, Recep  Tayyip Erdoğan'dır. Zaten orada her şey değişmiştir. Yani halkın doğrudan  seçtiği, 21 milyonun üzerinde vatandaşın oy verdiği bir cumhurbaşkanına, 'Sen bir  şeye karışma, görüşme. Bayramlarda, seyranlarda, kabullerde bulun, gerisine  karışma.' deme hakkı yok kimsenin. Dolayısıyla bu durumun anayasayla olan  uyumsuzluğunun giderilmesi lazımdı. Önerdiğimiz değişiklik, cumhurbaşkanının  millet tarafından seçilmesiyle beraber ortaya çıkan mevcut durumun uygun hale  getirilmesi, anayasanın bu duruma uygun hale getirilmesi yani idarede iki  başlılığın ortadan kaldırılması, yetkinin, milletin doğrudan verdiği iradeye  teslim edilmesi."

 

Anayasa değişikliği halk oylaması öncesinde, bugün yayımlanan bir  ankette, yüzde 60,8 oranında "evet" çıkacağı yönündeki sonuçlara ilişkin  değerlendirme yapması istenen Yıldırım, ellerinde çeşitli anketler bulunduğunu,  kendilerinin de yaptırdığı anketler olduğunu söyledi.

 

Bu konuda bir prensibi olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Gerçek anket  sandıktakidir. Sandık olacak, sayım yapılacak, anketin sonucu ortaya çıkacak. Bir  seçim olsun, halk oylaması olsun, sonuçlanmadan tahminlerim olabilir ama  tahminlerimi paylaşmam çünkü bu, oy verecek vatandaşlarımızın iradesine  saygısızlık olur. Ben böyle görüyorum." ifadelerini kullandı.

 

 Yıldırım, ilk günden itibaren "evet" konusunda sıkıntı olmayacağını  dile getirdiğini anımsatarak, bu konuda rahat olduklarını ve millete  güvendiklerini, yaptıkları işin doğru olduğunu söyledi.

 

Çok titiz çalışmayla milletin önüne getirilen değişikliğin milletin  ufkunu açacağını, geleceğini aydınlatacağını, ekonomiyi şaha kaldırarak yeni iş  imkanları sağlanacağını ve terörle mücadelede Türkiye'nin daha güçlü hale gelerek  bölgesel sorunlardaki etkinliğinin daha da artacağına dikkati çeken Yıldırım,  böyle bir değişikliğe milletin olumsuz bakmayacağından emin olduğunu vurguladı.

 

 "Fazlası ballı börek"

"Anket sonuçlarından yüzde 60,8 çıkması size ne düşürdürdü? şeklindeki  soruya ise Yıldırım, "Allah ne verdiyse. Milletimiz neyi takdir ederse iyi bir  şey tabii. Ne kadar fazla olursa o kadar güzel. Buradaki esas şudur, 50 artı  1'dir. Bu işin meşruiyeti 50 artı 1 'evet'se 'evet' kazanmıştır. 50 artı 1  'hayır'sa 'hayır' kazanmıştır. Fazlası ballı börek. Fazlasından bir ziyanı yok."  diye cevap verdi.

 

Başbakan Yıldırım, sahayı gördüğünü ve iki aydır vatandaşlarla iç içe  olduğunu dile getirerek, "Fotoğraf benim açımdan çok net." ifadelerini kullandı.

 

Referandum sürecinin nasıl geçtiğinin sorulması üzerine Yıldırım,  gayet coşkulu geçtiğini ve vatandaşı çok istekli ve heyecanlı gördüğünü söyledi.  Vatandaşların kendilerine güç verdiğini ifade eden Yıldırım, meydanlardaki  yankıların halk oylaması için çok ciddi moral olduğunu, bunun meyvelerini Pazar  günü toplayacaklarını belirtti.

 

Kararsızlarla ilgili soruyu Yıldırım, "Bana göre vatandaşlardan  kararını vermeyen yok. Herkes kararını verdi. Kararını paylaşanlar var. Kararını  paylaşmayanlar var ama bu 'karar vermediler' anlamına gelmez. Vatandaşlarımız  Pazar günü sandığa gitsinler. Vatandaşlık görevini yapsınlar. 18 tane anayasa  değişikliği yapıldı. Bunların bir kısmı halk oylamasına gitti, bir kısmı  gitmedi." diyerek yanıtladı.

 

Anayasa değişikliği halk oylamasının dünyanın gündeminde olduğuna  işaret eden Yıldırım, "Almanya'da, İsviçre'de Türkçe gazete çıkarıyorlar. Başlığı  da 'Hayır', 'Diktatörlüğe Hayır', 'Tek Adamlığa Hayır'. Zavallılar bir de Türkçe  öğrenmek mecburiyetinde kaldılar. Bu kadar zahmete ne lüzum var? Sizden oy  istemiyoruz. Kendi memleketinizin işlerine bakın. Bizim işimize ne burnunuzu  sokuyorsunuz?" diye konuştu.

 

"Çılgınlık yapmaya kalkan bedelini öder"

Başbakan Yıldırım, "evet"in ne anlama geldiği yönündeki soruyla ilgili  de şu değerlendirmelerde bulundu:

 

"Evet, 'evet' anlamından çok daha fazlasını ifade ediyor. Burada iki  yönlü kampanya var. Birinci kampanya, 'evet' kampanyasının amacı, hedefleri  belli. Türkiye'nin geleceğini garanti altına almak. Teröre karşı, ekonomik  krizlere karşı garanti altına almak, darbe, muhtıra gibi devlet içindeki paralel  yapılanmalara karşı geleceğimizi garantiye almak. 'Evet'in anlamı, esas  itibarıyla bu.

 

'Hayır'ın anlamı ne? 'Hayır'ın anlamını çözmek için kimin  söylediklerine bakalım. PKK terör örgütü 'hayır' verin diyor. Kandil'den  bağırıyor, 'hayır' çıkmalı aksi halde biz biteriz. Bu gayet açık, değil mi?  'Evet' çıkarsa bize hayat hakkı yok. Türkiye, daha güçlenecek ve terörle  mücadelesine artık gündeminden düşürecek."

 

15 Temmuz akşamı Kandil'den sahadaki teröristlere, "Askerlere  saldırmayın" anonsları yapıldığını ifade eden Yıldırım, konuşmasını şöyle  sürdürdü:

 

"16 Temmuz sabahı tekrar bir anons, 'Darbe başarısız oldu, saldırı  serbest, ateş serbest.' Bu terör örgütleri birlikte çalışıyor. Bunlar aynı  vücudun iki kolu, iki eli gibi. Bunları yöneten tek merkez var. Bu merkez de  Türkiye'nin dostu değil, iyiliğini isteyenler değil. 'Türkiye iç meseleleri ile  uğraşarak enerjisini tüketsin. Türkiye gelişmesin, büyümesin' hedef budur. FETÖ her gün bir dedikodu, milleti endişeye sevk edecek haberler yayıyorlar. Amaç  taraftarlarına moral vermek, milleti huzursuz etmek. 'Acaba bir şey olacak mı?'  diye sürekli huzursuz, tedirgin olmalarını sağlamak. Milletimiz rahat olsun.

 

Milletimiz 15 Temmuz'da görevini yaptı. Sokağa indi, bayrağı  düşürmedi, ezanları dindirmedi ve vatanı hainlere teslim etmedi. Şimdi artık  görev bizim. Biz onların rahatı için uyanık kalmaya mecburuz. Milletimiz rahat  etsin, bir daha çılgınlık yapmaya kalkan olursa, en ağır şekilde bedelini öder  ama sonucunu da bilmesi lazım."

 

Başbakan Yıldırım, "Tek adamlık meselesi konuşuluyor, tek adamlık  nereden kaynaklandı?" sorusu üzerine, tek adam meselesinin çok işlendiğini  söyledi.

 

Bugüne kadar hiçbir ülkede iki cumhurbaşkanı, belediye başkanı ve iki  muhtar olmadığına işaret eden Yıldırım, "Demokrasi ile yönetilen her ülkede  tanımlanmış bir göreve bir tane insan getirilir. Bizde var, bizde çift başlılık  var. Çift başlılık, bizde sorunun kaynağını oluşturuyor." dedi.

 

Cumhurbaşkanı ve başbakanlar arasındaki krizlere de değinen Yıldırım,  1946'da ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile dönemin Başbakanı Recep Peker  arasında atamalar ve ülkenin yönetimi konusunda anlaşmazlık yaşandığını  hatırlattı.

 

Söz konusu anlaşmazlık sonucunda Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu  tarihten itibaren ilk devalüasyonu gördüğünü ve Türk parasının dolar karşısında  değer kaybettiğine dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti:

 

"Tek parti dönemi, ikisi de aynı partinin elemanı. Üstelik  cumhurbaşkanı da aynı zamanda parti başkanı. En yakına gelelim. 2001'de  cumhurbaşkanı kim? Ahmet Necdet Sezer. Başbakan kim? Merhum Bülent Ecevit. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, MGK'da Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığını fırlattı. Ecevit'in kafasına vurmadı ama milletin kafasına balyoz gibi indi. 2001  krizi oldu. 23 banka battı, Türkiye'nin zararı 50 milyar dolar. Daha sonra onu AK  Parti ödedi, faizleriyle 638 milyar lira ödedi. Nereye kadar? 2011'e kadar.  Türkiye'nin bugün milli geliri 11 bin dolar, 14 bin dolar olacaktı. Kim kaybetti?  Millet kaybetti."

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: