Araştırmacı Yazar Saygılı: Emperyalist Ve Siyonistlerle İş Tutmak Akıl Dışıdır
Araştırmacı yazar Eflatun Saygılı, TÜGVA buluşmasında Üniversiteli öğrencilerle bir araya geldi. Burada yaptığı konuşmada Tarih bilincine vurgu yapan Saygılı, Tarih bilincinin, milletlerin millet olabilmesi için kritik bir unsur olduğuna dikkat çekti.
Araştırmacı Yazar Saygılı: Emperyalist ve
Siyonistlerle İş Tutmak Akıl Dışıdır
Araştırmacı yazar Eflatun Saygılı, TÜGVA buluşmasında Üniversiteli öğrencilerle bir araya geldi. Burada yaptığı konuşmada Tarih bilincine vurgu yapan Saygılı, Tarih bilincinin, milletlerin millet olabilmesi için kritik bir unsur olduğuna dikkat çekerek, “Emperyalistler geçmişte Arapları nasıl kandırdılarsa bugün de Kürt kardeşlerimize aynı oyunu oynuyor. Emperyalistlerin kurduğu devlet ancak uşak devlet olur. Kürt militanların emperyalistlerle, Siyonistlerle iş tutması akla ziyandır” şeklinde konuştu.
TÜGVA’lı Üniversite gençliği ile bir araya gelen İzmir’in iş ve fikir dünyasının yakından tanıdığı duayen isim Eflatun Saygılı, “Tarih bilinci, milletlerin millet olabilmesinin varlığını sürdürmesi için kritik bir unsurdur. Güçlü bir devlet olabilmek için geçmişimizi iyi bilmemiz gerekiyor. Ancak ne kadar şükretsek yeridir. Bu coğrafya insanı, Müslüman Türk devletsiz kalmamıştır. Bunun içinde çok güçlü bir birikime sahibiz. Bundan yana kökü hiç olmayan yapay devletler gibi olmadığımızın evvela farkına varalım. Ama üzerimize bir asırdır karabasan gibi batı kültür emperyalizmi çökmüştür. Bu çöküntünün altından kalkabilmenin yolu da kendimizi tanımaktan geçer. Kendimizi tanımak derken; tarihimizi ve değerlerimizi bilmektir” diye konuştu.
OSMANLI COĞRAFYASINDA EMPERYALİST OYUNLAR
Koskoca bir imparatorluğun nasıl darmadağın olduğunu aktaran Eflatun Saygılı, Osmanlı coğrafyasında nasıl emperyalist oyunlar oynandığını ve bugün de bu oyunların halen devam ettiğini dile getirerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sultan Abdülhamid’in iktidarının son dönemlerinde birçok yerde huzursuzluklar sıkıntılar yaşanıyordu. Bu arada Suudi Arabistan’da Mekke de aynı şekilde huzursuzluklar vardı. Oralarda sağlıklı bir yönetim olsun ve asayişi de temin etsin diye 1854 yılında İstanbul’da doğmuş, Şerif Hüseyin’i Mekke’ye emir olarak tayin ediliyor.
Seyit ve şerif kavramlarını da kısaca açıklamak istiyorum.Muhammed Aleyhisselam’ın soyu Hazreti Ali’nin evlatlarından Hasan ve Hüseyin ile devam etmiştir. Hazreti Hasan’dan gelen sülaleye Şerif lakabı takılmıştır. Hazreti Hüseyin’den gelenlere de Seyyid lakabı takılmıştır. Bu dini bir gerek değil, toplumsal bir teamül olarak kabul edilir. İslam coğrafyasında Seyyidler ve Şerifleri çokça duyarsınız. Bunların çoğu da gerçeklerle ilgisi olmayan yakıştırmadır.
Osmanlı’da Seyyid ve Şeriflerin kütüklerini ayrı tutulurdu. Kendi coğrafyasında bu insanlara yetmediği yerde yetirir, doymadığı yerde doyurur, giyinemediği yerde giydirir, hürmet gösterirdi. Peygamber (A.S.) sülalesinden geldiği için yardım ederdi.
ŞERİF HÜSEYİN LAWRENCE İŞBİRLİĞİ
Şerif Hüseyin, Haşimi sülalesinden geldiği iddia edilen bir kişiydi.1908 yılında Abdülhamit Mekke’ye şerif olarak tayin etti. Şeriflik o zaman eyalet valisi gibi bir makamdı. Şerif Hüseyin’inde makamı çok önemseyen bir yapıya sahip olduğu biliniyor. Mekke’yi yönetmeye başladığında ilk iletişim kurduğu isim İngiliz casus Lawrence oluyor. Sultan Abdülhamid’in öyle bir istihbarat örgütü var ki mevcudu 30 bindir. CIA’nin emsalinde düşünün. Dünya’nın her tarafından bilgi akışı sağlanıyor. Devlette o günün şartlarında tedbirlerini alıyor. Şerif Hüseyni’de takip ediyorlar. Lawrence, Hüseyin’i İngilizlerin Mısır sömürge valisi McMahon’la tanıştırıyor. Görüşmelerde ‘Osmanlı bitiyor, seni halife yapalım’ diyorlar. Abdülhamit Han bu görüşmelerden haberdar olması üzerine Şerif Hüseyin tekrar merkeze alıyor.
MASONLARIN YOĞUNLUKTA OLDUĞU
İTTİHAT VE TERAKKİ SÜRECİ
1909 yılına geldiğimizde genellikle Selanik kaynaklı insanlardan oluşan ve masonların yoğunlukta olduğu Enver, Cemal, Talat 3’lüsünün bulunduğu İttihat ve Terakki güçleniyor. Vatan sevgisi temayülleri olsa da siyasette baştan sona acemilik içerisinde hareket etmişlerdir. Koskoca bir imparatorluğun darmadağın olması sonucunu getirmiştir. İktidarlarının toplamı da 1918 yılına kadar 9 senedir.
Sultan Reşad’ı istedikleri gibi kullanmışlar. Padişahlık, halifelik makamı güçsüz kalmıştır. Hilafet makamı çok yüce bir makamdır. Ancak bize kirletilerek anlatıldığı için en azından siyasi bazda milletimiz önemini yeterince kavramış değil. Hilafet makamı öyle bir makam ki, bunu kaldırıp attığın an, tavuğun kafasını kestiğin anki durumuna benzer. Devletin başı kesilmiştir, durum budur. İngiltere, devletinin başını mı kesti? Kraliyet hala duruyor. Diğer batılı birçok ülkede duruyor. Bir insan da devletinin başını yok etmekle övünme hakkına sahip değildir. Bunun övünülecek hiçbir yanı yoktur.

ABDÜLHAMİT’E GELENLERİN HİÇBİRİ MÜSLÜMAN DEĞİLDİ
Abdülhamit görevden el çektirildiğinde 4 kişi hal tercümesini yüzüne okuyorlar. Bu 4 kişinin hiçbiri Osmanlı ve Türk dostu değil. Emanuel Karasu bunların başındaki isim. Bunların hepsi Halifeye senin görevin bitti diyen kişiler. Rahmetli Abdulhamit Han, keşke içlerinden bir tanesi de Müslüman, Türk olsaydı diye dertlenmiştir.
İttifak ve Terakki iktidar olduğu an Şerif Hüseyin’i tekrar aynı göreve getiriyor. Bu şartlarda kendisinin Halife olabileceğini düşünen Şerif Hüseyin tekrar bıraktığı yerden eski faaliyetlerine devam ediyor. İngiliz casusları ile yaptığı pazarlıkta Osmanlı’nın bölünmesine destek karşılığında 2 oğluna birer emirlik istiyor. Onlarda bunu kabul ediyor. Irak Krallığını büyük oğlu Faysal’a, Ürdün krallığını da küçük oğlu Abdullah’a veriyorlar. Tarihte Ürdün diye bir devlet yok. İngilizler cetvelle bir devlet oluşturup buralar oğullarının krallığı oldu diyorlar. Şerif Hüseyin’in kendisine de Hicaz Krallığını verdiler. 1916’da Şerif Hüseyin kendisini Hicaz Kralı ilan etti ve bu durum 1924’e kadar sürdü.
İNGİLİZLER HER DÖNEM
BAŞARILARINI BÖYLE SAĞLAR
İngilizler Vahhabi’lerle başaramadıklarını bu sefer Şerif Hüseyin ile iş tutarak yapmaya çalışıyorlar. Amaçları bu şekilde tüm bölgeyi kontrolleri altına almak. Şerif Hüseyin İngilizlerin Balfour deklarasyonu ile İsrail devletinin kurulmasına karşı çıkıyor. İngilizler Şerif Hüseyin’in kendilerine karşı çıkması üzerine tekrar Vahhabi’lere yöneliyor. Bölgede Osmanlı’nın yerine sizin devlet olmanızı destek veririz diyorlar. Bu çok uzun bir hikâye. Ancak 1924 yılında hani Peygamberimizin taşlandığı o Taif şehrinde iki Müslüman gücü karşı karşıya getiriyorlar. Vahhabilerle ehli sünnet hainimiz Şerif Hüseyin karşı karşıya getirildi. Şerif Hüseyin kuvvetleri yenildi. Nihayetinde 1924’te Suudiler Suudi Arabistan’da iktidar oldular. İngilizler her dönemde bu siyasi başarılarını bu şekilde ortaya koyarlar. Bu Müslümanların İslam-ı bilmezliğinin doğal sonucudur. Gerçek Müslümanlar bu arızalara düşmezler. Tevhidi, Kur’an’ı, sünneti esastan bilenler bu oyunlara gelmezler. Ama hepsi birilerinin arkasına takılmış insanlar.
Vahhabiliği kısaca tanımlamak gerekirse Hanbeli mezhebinin takipçisi alim İbni Teymiye vardır. Ben okudum. Kendisi 500 kitap yazmış çok muktedir bir alimdir. Suudi Arabistan’ın Necef Diriye bölgesinde yaşayan bir alim. Hurafelere karşı çıkan tevhidi akidesini öne çıkaran bir çalışması var. Fakat uygulamacıları hurafelere karşı çıkalım derken bütün ümmeti Muhammed’i rencide edecek söylemler oluşturuyorlar. 1918’de Abdullah Bin Suud’un idamı ile Vahhabilik hareketini durduruyorlar.
ŞERİF HÜSEYİN’İ AĞLATAN PİŞMANLIK
İngilizler Şerif Hüseyin’i Kıbrıs’a getirdiklerinde bunun Rauf Denktaş’ın anılarından da okudum. Kendisi daha küçükken babası Raif Denktaş ile birlikte Şerif Hüseyin’e ziyarete giderdik diyor. Orada ben ne yaptımsa Osmanlı’ya yaptığımın cezasını çekiyorum diyerek ağladığını anlatır. Bu bilgileri Gazeteci Taha Akyol’da yıllar önce Milliyet Gazetesi’nde tefrika etti.
MİLLİ ŞEF VE BATININ KIBLE EDİLMESİ
1940’lı yıllarda Türkiye’de malum milli şef var. Cumhuriyet tarihi Türkiye devletinin güneyine İslam coğrafyasına tamamen küsmesi, terk etmesi Batı’nın kıble edilmesi tarihidir. Feridun Cemal Erkin, Ortadoğu'daki ülkelerin Türkiye'ye bakışını sorgularken, geçmişteki ilişkilerin nasıl zayıfladığını vurguluyor. Anılarını paylaşarak, Türk kimliğinin bu ilişkilerdeki önemini anlatıyor.
UNUTTURULAN ZAFER KUT’ÜL AMMARE
Diğer taraftan 1916 yılında bizden esirgenen bir bilgiyi açıklamak istiyorum. İngilizler Körfez’den çıkartma yapıp Bağdat’ı kontrol altına almaya çalışıyorlardı. Bağdat’ın 70 km güneyinde Körfez’e 350 km Kut şehrinde karargahlarını kurmuşlar. Tarihi Kut’ül Ammare savaşının yaşandığı yer. Osmanlı ile İngilizlerin karşı karşıya geldiği ciddi savaşın adı bu. Osmanlı ordularının başındaki Halil Kut Paşa İngilizleri öyle bir muhasara altına alıyor ki Körfez’den gelen yiyecek gıda dolu İngiliz gemisine ganimet olarak el koyuyor. Halil Kut Paşanın kuşatması altında yaşanan büyük savaşta çaresiz kalan İngiliz Orduları Komutanı General Townshend Halil Paşa’dan görüşme talep ediyor. Beraberinde casus Lawrence ile geliyor. Halil Paşa’dan çekilmelerine izin vermesini talep ediyor. Çekilirken de ordunun elindeki tüm envanteri de teslim etmeyi teklif ediyor. Bu arada Lawrence söze giriyor; ‘Kraliyet adına konuşuyorum. Osmanlı Bankası’nda şahsi hesabınıza 1 milyon sterlin yatırmayı taahhüt ediyorum’ diyor. Zamanına göre rakamın büyüklüğünü ifade etmek için söylüyorum o zaman devletin bütçesinde bile bu oranda bir bütçe yok.
Osmanlı Paşası ne cevap veriyor biliyor musunuz? “Ben şerefli bir görüşme için geldiğinizi düşünmüştüm. Defolun gidin” diyor. 3 gün sonra kayıtsız şartsız teslim olmuşlar İngiliz kuvvetleri yenik düşmüş, diz çökmüştür.
İNGİLİZ TARİHİNİN EN UTANÇ VERİCİ YENİLGİSİ
Bu savaşta İngilizler 20 bin askerini kaybetmiştir. Bu tescilli bir yenilgidir. İngilizlerin tarihinde bu yenilgi 1500 yıllık kraliyet tarihinin en utanç verici yenilgisidir derler. İngilizler çocuklarına tarih öğretirken biz tarihte 3 kez yenildik derler. Birinci 1776’da Boston’da, George Washington kuvvetlerine karşı. İkincisi 1943’te Singapur’da Japonlara yenildik. Buda normal bir yenilgi ama tarihin en utanç verici yenilgisini 29 Nisan 1916’da Osmanlılara yenildik diyorlar. Mesela Çanakkale’yi itibarsızlaştırmak için yenilgi olarak öğretmezler. Stratejik geri çekilmeydi derler.
İngiliz Generali esir alınmış, yanında da 13 general, 481 subay,13300 eratı da esir alınmış. Hepsinin eli bağlı Osmanlı ordusunun karşısındadır.
Halil Paşa bu zafer sonrası Sultan Reşad’a mektup yazarak, “uygun görürseniz bugünü bayram ilan edelim” der. Bu bayram 1945’e kadar kutlanıyordu. Okullarda 1945’e kadar okullarda okutulurdu. Ancak bu tarihten sonra İsmet İnönü İngilizlerin isteği üzerine hem kutlamaları kaldırıyor hem de müfredattan sildiriyor. İngilizler istediği için Kut’ül Ammare’yi gençlerimizden gizlemişler.
TÜRK ARAP DÜŞMANLIĞI İNGİLİZ AKLIDIR
Bugün bize yapılan öğreti toptancı bir mantıkla İngiliz emperyalizminin gereğidir. Çünkü İngilizler Türk -Arap düşmanlığını aşarsa İslam Birliğini daha kolay parçalayacaklarını düşünüyorlardı Bunu da başardılar. Eskiden köpekleri de Arap Arap diye çağırıyorlardı. Ulus devlet mantığı ile bu coğrafyada ‘Ne Mutlu Türk’üm’ diye öğreteceksin diğerleri hepsi mutsuz olsunlar. Biz bu öğretilerin çok acısını çektik. Elhamdülillah Müslümanım diyen aynı coğrafya insanıydık. Bu etnik köklerimiz ne olursa olsun hepimizi içerisine alıyordu. Bu İslam Birliği’nin darmadağın edilmesi için bir projeydi.
EMPERYALİSTLERLE, SİYONİSTLERLE
İŞ TUTMAK AKLA ZİYANDIR
Emperyalist güçler bugün nasıl Doğu da bir Kürt devleti kurmak için çalışıyorlarsa o günde Araplar için bunu yapıyorlardı. Emperyalistlerin kurduğu devlet mi olur? Uydu, peyk, uşak bir devlet olur. Sadece uşak olursun. Oradaki Kürt militanların emperyalistlerle, Siyonistlerle iş tutması akla ziyandır. Emperyalizm belirli bir amaç için destekler. İşinin bittiği yerde de taca düşürür.