Araştırmacı Yazar Eflatun Saygılı: "Müslümanların Kızıl Elma Hedefleri Olmalıdır"
Araştırmacı yazar Eflatun Saygılı, gençlere hitap etti. Çeşitli konularda gençlerle sohbet eden Saygılı, gençlere de tavsiyelerde bulundu. Gençleri ilahi öğretiler ve tarihi kaynaklar konusunda daha araştırıcı olmaya davet eden Saygılı, “Müslümanların kızıl elma gibi hedefleri vardır ve olmalıdır. Birgün bihakkın İslam otorite olacaktır düşüncesi imanın gereğidir” diye konuştu.
Araştırmacı Yazar Eflatun Saygılı Gençlere Hitap Etti;
Müslümanların Kızıl Elma Hedefleri Olmalı
Araştırmacı yazar Eflatun Saygılı, gençlere hitap etti. Çeşitli konularda gençlerle sohbet eden Saygılı, gençlere de tavsiyelerde bulundu. Gençleri ilahi öğretiler ve tarihi kaynaklar konusunda daha araştırıcı olmaya davet eden Saygılı, “Müslümanların kızıl elma gibi hedefleri vardır ve olmalıdır. Birgün bihakkın İslam otorite olacaktır düşüncesi imanın gereğidir” diye konuştu.
İzmir’in iş ve fikir dünyasının yakından tanıdığı duayen isim Eflatun Saygılı, toplumun çeşitli kesimleri ile buluşmalara devam ediyor. Toplumsal sosyoloji, felsefe, tefsir akaid gibi çeşitli ilmi konularda konferanslar veren, kendisini toplumu aydınlatmaya adayan Saygılı bu kez de gençlerle bir araya geldi.
Güncel konular başta olmak üzere gençlerle dini, ilmi kültürel konularda ve çeşitli konularda gençlere hitap eden Eflatun Saygılı, konuşmasında gençlere; ömrünüzü hiç boşa geçirmeyin. Öyle hurafe kitaplardan, kaynaklardan değil. Kur'an ve Sünnet merkezli kaynaklara yönelin. İnsanların kalbine girin. Siz haklı olabilirsiniz. Ancak haklı olduğunuzda dahi insanları ezerek üstüne üstüne gitmeyin. İnsanlar seni tekrar tekrar görmek ve seni dinlemek istesinler. İnsanları kavgalı gürültülü terk etmeyin. Tevazu insanı yüceltir, kibir ise insanı alçaltır” şeklinde konuştu.
Eflatun Saygılı çok sayıda genç topluluğun bulunduğu organizasyonda gençlere hitap ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Hayatımız boyunca örnek almaya çalıştığımız Muhammed Aleyhisselam’a biraz daha yakın olmanın vesilesi olması yakın olmak da bilgilenmekle onu daha iyi tanımış oluruz. Daha yakınlarına varmış oluruz. Cenab-ı Allah bir ayet-i kerimede mesela aklını kullanmayanları o pislik içerisinde bırakır buyuruyor. Eğer aklınızın fonksiyonunu icra ettirmez ve sağlıklı düşünmezseniz, şirk pisliği düşünce pisliğinde kalırsınız demeye geliyor.
Buradaki genel temada şunu görebiliriz. Dağların nasıl yaratıldığını göklerin nasıl yüceltildiğine denizlerin nasıl serildiğini ve yeryüzünde olup bitene dikkat çekiyor. Bütün bunların mikrodan makroya hepsine baktığınızda müdahalenin bir yaratıcısı vardır. Bunu bütün usulcülerin ele alış şekli şöyle; önce insan tasavvurunda sağlıklı bir akaid oluşturmak, akaid düşüncenin temel felsefesi demektir. Batı literatüründe ve ideolojilerinde temel felsefeleri olarak öğretilir, anlatılır.
İslam akaidinde akıl imandır. Bizatihi aklı olmayan bigayri aklidir. Yani dolayısıyla cenneti görmediğiniz gaibe iman edeceksiniz. Bu öğretileri görürsünüz. Ayetlerde bu dünyada yaptıklarınızın hepsinden hesaba çekileceksiniz öğretisi var.
BU DÜNYA DA SUÇLUNUN
İŞLEDİĞİ SUÇ YANINA KALIR MI
Ancak insan hakkında öyle sorgulamalar var ki; adaletin tahakkuk etmediği bu dünyada suçlunun işlediği suç yanına kalır mı? Akli bir sualdir. Bu kalıyorsa haşa Allah’ın adaletinden şüphe mi edersin? O zaman nasıl olurda Allah ki bana yapılan bu zulmün cezasını dünya da vermiyor? Bir kişi insanlar eliyle imtihan dünyasında sınav vermiyorsa, kesinlikle bir diyarda bunun hesabı daha zor olur. Çünkü aklın fonksiyonel işleyişi bunu söylediğinde insanın bu dünyada zulme uğramışım karşılığını bu dünyada mağduriyetim devam etmiş ve zalimler ceza görmemiş. Bu dünyada iken kesinlikle öbür dünyada bunun denge tarzında düşünüldüğünde Allah’ın adalet sıfatıyla örtüşen şekli öbür tarafta bunun hesabı görülür. Bu ve bunun gibi ayetler denizlerin nasıl yüzdüğüne, develerin nasıl yürüdüğüne varıncaya kadar eşya ve eşyanın etrafında olup biten bütün hadiselere Mekki ayetlerde dikkat çekiliyor.
MÜ’MİNLERİN KIZIL ELMA GİBİ HEDEFLERİ VARDIR
Devletin İslam olmadığı yerde İslam'ın tatbikatının orijini mümkün değildir. Bireysel olarak insanlar kardeşlik ilişkileri kurarlar. Mü’minlerin kızıl elma gibi hedefleri vardır ve olmalıdır. Birgün bihakkın İslam otorite olacaktır düşüncesi imanın gereğidir. Böyle düşünülmezse İslam bütünlüğü doğru algılanmamış olunur. Yani laikçe anlaşılmış olur. Bu hiçbir zaman İslam ile örtüşen bir şey olmayacaktır.
Muhammed Aleyhisselam 40 yaşına kadar o toplumda bir gençti. Hiç kimse de onunla alakalı olumsuz bir söz etmiyordu. 25 yaşlarına geldiğinde müşrik toplum ona bir lakap takmıştı. Muhammed’ül Emin demeye başlamışlardı. Şöyle düşünün, inançsız bir toplum ona lakap takıyor, ‘emin’ diyor. Güvenilir insandır. Bu asla yanlış yapmaz anlamında en ince insani sıfattır.
İSLAMDA GÜNAH ÇIKARTMA MÜESSESİ YOKTUR
Mesela Kâbe’yi imar ediyorlar. Müşrikler dindar insanlardır. Bize öğretildiği gibi değildir. Allah'a inanırlar. Ancak kendi canlarının istediği şekilde inanırlar. Allah'ın istediği şekilde Kur'an'ın tarif ettiği şekilde inanmak müşriklerin işine hiçbir zaman gelmez. Muhammed Aleyhisselam’dan önceki ümmetlerde de durum böyleydi. Dini kendi canının istediği şekilde tarihte tanımlamaya çalışırlar. Bunu bir ahvale taşırsanız sosyete de senede bir mevlit okutarak günah çıkartma müessesesi gibi kullanıyorlar mı kullanmıyorlar mı? Mevlit peygamber Aleyhisselam’a övgü dolu güzel bir şiirdir. Bunu bir ibadet etmiş bilinciyle yapan insanları göz önüne getirin.
Bunu yaparak adeta günahkarlıktan kurtulmuş, senede bir kere insanların karnını doyurarak, yemek yedirerek kendini kurtulmuşa ermiş görmek gibi adetler net olarak bir bidattir. Dinde olmadığı halde dindenmiş gibi anlatı içerisine geçilmiş demektir. Onu da okursun şiir olarak, Çanakkale şehitlerini de okuyabilirsin. Bir başka şairden de okuyabilirsin. Neticede bir şiirdir. Peygamberlerden 600 sene sonra yazılmış ona muhabbeti anlatan böyle bir şiir yani bunun binlercesi var. Onun ki öne çıktığı için onun misalini veriyorum. Bu dinmiş gibi insanlara veriliyorsa orada bir arıza vardır.

ADANMIŞLIK ÖNEMLİ
Birer Müslüman olarak ben bu pırıl pırıl gençlerimizin, insanlarımızın hepsinin aidiyetini ifade ettiği İslam’la daha yakın tanışma, bilişme anlama ve yaşama gayretinde olduğunu hüsnü zan olarak düşünerek konuşuyorum. Selam’ün Aleyküm ashabının iman tarzı gibi olmaya çalışmalıyız. Bir misal Mekke döneminde geçen bir olay, Muhammed Aleyhisselam evlendiğinde Hatice validemiz ona bir köle hediye etmiş. O günkü şartlarda köle hediye etmek normal. O günün şartlarında geçerli uygulamadır. Bu kölenin adı Zeyd bin Harise’dir. Bu konuyu bir tez konusu olarakta incelemek gerekir.
Bu köle Hazreti Hatice’den önce aradan uzun zaman geçtikten sonra Suriye coğrafyasında Bizans illerinde satıldığı anlaşılıyor. Sonrasında da Hazreti Hatice Validemiz Muhammed Aleyhisselam’a hediye ediyor. Bu kölenin amcası ve babası yerini öğreniyor. O günün usulü gereği bir köleyi tekrar hangi fiyata alırız da azat ederiz diye arayıştalar. Çünkü ona para verilmiş, bedel verilmiş. Sonra senin oğlun Muhammed’in kölesi. Hanımı ona hediye etti diyorlar. Nerede olduklarını öğrendikten sonra Muhammed Aleyhisselam’a geliyorlar.
Hazreti Muhammed Aleyhisselam onları dinliyor, ağırlıyor. Ve diyor ki peygamberimiz Aleyhisselam; “Vallahi Zeyd bin Harise özgürdür. Kararını kendisi versin” diyor. Zeyd bin Harise kararını gitmemek üzere veriyor. Ömrü boyunca da Muhammed Aleyhisselam'ın yanında onu korumaya kendisini adıyor. Taif'te taşlara siper oluyor. Bunlar Mekke de İslamiyet'in mayalanması, maya tutması gelişmesi dönemine ait. Bir tane örnek verdim ama onlarcasını bulabiliriz.
MASUM DİYE SUNULAN YALANLAR
Laikleşme döneminde batı kültürünün hegemonyası altında biz Müslümanlar, onların öğretilerinin etkisi altında kalıyoruz. Mesela kendileri bir yalan söylüyor yalanlarına bizim cahil Müslüman alimler diyeceğimiz insanlar da destek veriyor.
Bir örnek peygamber Aleyhisselam 53 yaşında idi. 9 yaşındaki veya 10 yaşındaydı en fazla çoğaltan 11 yaşına çıkarıyor Ayşe ile evlendi iftirası atıldı. Şimdi bu masum bir şekilde anlatılıyor. Müsteşrikler bastırıyor bu yalanı yayıyorlar. Orada pislik yatıyor. Nedir o pislik? İlerleyen zamanlarda zaten Muhammed sübyancıydı yalanını diyecekler ki ona zemin hazırlıyorlar.
Eğer ki yemeği kendi ağzınızla yemez de başkasının ağzıyla yemeği yerseniz böyle olur. Karnınızı doyuramazsanız. Kendi ağzınızla yemek ne demek? Kendi kaynaklarımız var. İslam tarihinin en yüce kaynakları var. İbni İshak, İbni Sa’ad’ın et-Tabakât’ında buralarda bu evlilik meşhur kılıf geçiriyorlar. İşin üzerine yalanlardan kılıf geçiriyorlar. İbni Sa’ad’ın et-Tabakât’ında şu bilgiyi yakaladım. Ayşe validemiz 27 yaşında dul kaldılar diyor. İbni İshak'ta da aynı bilgi mevcut. Muhammed Aleyhisselam ile Ayşe validemiz nerede evlendiler? Medine'de. İlk ne zaman ilk gitti. Hicret senesinde Hz. Ebu Bekir gönderdi. Develeriyle ailesini getirtti. Akrabalık ilişkisi daha güçlü olsun diye de daha önce başkasıyla nişanlanmıştı.
Peki evlilik kaç sene sürmüş olur. Zaten 27'den ya 10 çıkaracaksınız yada 9. Senenin başında geldiyse 10 çıkaracaksın 17 yaşının milim altına düşmez ki ittifakla 18 yaş olduğu belirtiliyor. 18 yaşta hanımefendilerin evlenebilme yaşıdır. Bunu bilmediğinden yapmıyor.Hiçbir Müslüman bu muhakemeyi yakalayamaz. Araştırmalarımızı bunlara götürmezsek bunun birini anlatsan işi bilmeden birisine kafasına yatmaz. 9 yaşında bir evlilik yalanını el gavuru demesin diye de kendisini baskılar. Sapıklık demesinler diye değiştirmeye çalışır. Bütün bilgilerimizde bu arıza vardır. Hepsini gözden geçirdiğimizde bizim utanacağımız hiçbir hadise yoktur. Bu konularda daha nice yanlış bilgiler bulabiliriz.
SİZLERİ İSLAMI ANLAMAYA VE TARİHİNİ
ARAŞTIRMAYA DAVET EDİYORUM
Bu örnekleri sizlerin İslam'ı anlamaya ve tarihini araştırmaya davet etmek için veriyorum. Ömrünüzü hiç boşa geçirmeyin. Öyle hurafe kitaplardan, kaynaklardan değil. Hani şeyh uçmaz, mürit uçurur kabilinden kitaplar değil kastettiklerim. Kur'an ve Sünnet merkezli kaynaklardan bahsediyorum. Bu konuyu da ilmiye sınıfı olarak algılayın. Ebu Hanife, İmam Şafii, Ahmet Bin Hanbel, Fahrettin-i Razi, Maturidi gibi isimler bunların yolunda ilmi araştırmalarla İslam'ı esastan anlamak gibi bir mecburiyetimiz var.
İNSANLARI KAVGALI GÜRÜLTÜLÜ TERK
ETMEYİN, İNSANLARIN KALBİNE GİRİN
İnsanların kalbine girin. Siz haklı olabilirsiniz. Ancak hakkınızı illa ezerekten insanların üstüne üstüne gitmeyin. İnsanlar seni tekrar tekrar görmek ve seni dinlemek istesinler. İnsanları kavgalı gürültülü terk etme.
Farklı düşünüyor olabiliyorsunuz. Ancak her zaman tekrar görüşmek üzere tatlıya bağlayın. Kavgayla ayrılmayın.
TEVAZU İNSANI YÜCELTİR, KİBİR İSE ALÇALTIR
Tevazu insanı yüceltir, kibir insanı alçaltır. Bu tevazudan kasıt el ayak etme alçalma değil. Tevazunun da sınırları vardır. Milletini düşman eden davranış tevazu değildir. Elini ayağını öpeyim gibi Pensilvanya tarzı dindarlık olmaz. Böyle bir tevazu yok. Bu riyakarlık da var. Bunun adı tevazu değil, tabasbus dediğimiz yalaka ve üstenci davranışlardır. İnsanların hep üstündeymiş gibi kendini hissettiren davranışlar da kibirdir. Allah onu da hiç hoş görmüyor. İkisinin ortasına İslam alimleri bir kelime bulmuşlardır. Ağırbaşlı makul olmak. Saygın kişinin toplum davranışında hepinizin böyle seçenekler içerisinde en doğruyu seçmeniz umudunu dualarını ifade ediyorum. İnsan topraktan yaratıldığı için toprağa benzemez. Toprağın özelliklerini taşır. Toprak ise üç türlüdür bir tohumu atarsınız hemen yükselir. İki biraz kırsal bir toprak tohum atarsınız tohum boğuşur boğuşur daha geç çıkar. Üçüncüsü ise öyle bir toprak vardır ki kireçli toprak tohumu kurutur. İnsan çeşitleri de karşımızda hep böyle olacaktır. Öyle toprak var ki Hz. Ebubekir, Hz. Osman gibi, Hz. Ali gibi, Hz. Ömer gibi doğruyu görür ve teslim olur.
Bir insanı kazanılamaz diye umudu kesme anlayışında olamamalıyız. Bütün bunları yapan insanların bugün bu coğrafyada yaşıyorken sizler düşmanlarınız gibi davranmaya başladığınız andan itibaren o insanları kaybettiniz demektir. Neyi kastediyorum; bizimle tarih boyunca savaşan insanın tarz davranış ve hayat örnekleri bizim ilgimizi çekiyor bizler onlar gibi olmaya çalışıyorsak orada kaybederiz. Yok oluyoruz demektir.
BATI KÜLTÜR EMPERYALİZMİ
BU COĞRAFYAYA ÇÖKTÜ
Özellikle cumhuriyet döneminde batı kültür emperyalizmi bu coğrafyaya çok kötü fena çöreklendi. Çöktü yani tamamen. Allah’la münasebetlerini kesmiş seküler mantıkta olan Allah’la hiç alaka kurmayan insan üretmeyi amaçladı. Bunu başaramadılar. 1950'ye kadar İslamiyet’i toprağa gömdük, üzerine de kireç döktük gibi düşündüler. Bunlar tek parti döneminde İslamiyet’i gömdük üzerine de kireç döktük zannediyorken kendilerinin içinden çıkan partinin kurucuları iktidar olduğumuz gün Allah’u Ekber dedirteceğiz dediler. Siz gençlerin yaşam tarzınızda örneklediğiniz insan tiplerinde İslam-ı bilen insanlar olmalıyız. İnançların sembolik davranışları hiçbir zaman hayatımızda örneklik teşkil etmemeli. Ne yılbaşına özenmeli ne de diğer sembollere. Bizim hangi günleri birbirimize hatırlatacağımızı sevineceğimizi hepiniz biliyorsunuz. Bizim bayramlarımız vardır. Biz o bayram günlerini kutlarız. Diğer semboller bizim yaşam biçimimiz olamaz.”