ANFİDAP'tan soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların yargılanması çağrısı
Ankara Filistin Dayanışma Platformu, Gazze’deki soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların Türkiye’de tespit edilerek yargılanması ve kendilerine gerekli cezaların verilmesi çağrısını bir kez daha yineledi.
Ankara Filistin Dayanışma Platformu (ANFİDAP), Gazze’de yaşananlara dikkat çekmek, Filistin halkıyla dayanışma göstermek ve soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların yargılanması talebiyle Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması düzenledi.
“Soykırımcı Çifte Vatandaşlar Yargılansın”, “Soykırımcılar Milli Güvenlik Sorunudur” ve “Katiller Aramızda Dolaşıyor” sloganlarının öne çıktığı açıklama öncesinde Peygamber Sevdalıları Ankara Temsilcisi Av. Hasan Bozdaş ile MAZLUMDER Ankara Yönetim Kurulu Üyesi Av. Şamil Acar birer konuşma yaptı.
"Elimizde göstermelik ateşkesten başka bir şey kalmadı"
"Hukuk adına, uluslararası toplumu bir arada tutan değerler adına, evrensel ahlaki ilkeler adına utancımız bitmiyor." diyen Peygamber Sevdalıları Ankara Temsilcisi Av. Hasan Bozdaş, "Söylenen sözler, yaşananların yanında her geçen gün giderek hafifliyor. Üç yılı tamamlayan, bin günü aşan bu soykırım süresince insan haklarının bütün terminolojisini kullandık; yaşam hakkı, gıda hakkı, sağlık hakkı, barınma hakkı, insan onuru, sivillerin korunması, insanlığa karşı suç, soykırım... Fakat nihayetinde elimizde çaresizlikten ve göstermelik bir ateşkesten başka bir şey kalmadı. Dünya tarihinin bir soykırımlar tarihi olduğunun farkındayız. Bunun son olmayacağının da farkındayız. Fakat ilk kez canlı yayında, üstelik engel olabilecekken, üstelik hukuki mekanizmaların güya en zinde olduğu, kurumların ve insan hakları söylemlerinin en meşru günlerini yaşadığı bir dönemdeydik. Fakat şimdi uluslararası kurumların çöküşüne, uluslararası hukukun teviline, soykırımcının aklanmasına ve suçun örtülmesine şahitlik ediyoruz. Gerçekte olmayan bir ateşkesin yanılsamasında, soykırımın sürdüğünü gözlemliyoruz." dedi.
Avukat Hasan Bozdaş
"Uluslararası hukuk seçici uygulanıyor, uluslararası yargı kuşatma altında"
Bozdaş, "Uluslararası hukuk seçici uygulanıyor, uluslararası yargı kuşatma altında. Soykırımcıyı yargılamaya niyetlenen UCM yargıçları, savcıları, BM raportörleri ve gözlemcileri yaptırıma tabi tutuluyor, bürokratik ve dijital silahlarla yok ediliyor. Bu, yüzlerce akit devleti için bir şey ifade etmiyor çünkü utanç haysiyetliler içindir. Sözleşme, ahde vefa gösterenlerle anlam kazanır. Böylesine bir manevi kriz, böylesine bir değerler çöküşü, ifşa olunan iki yüzlülük tarihte herhalde olmamıştır. İnsan haklarının bekçi devletleri, kendi halklarıyla yüzleşemiyor. Fakat biz dünyanın ne yaptığıyla, nerede durduğuyla ilgilenmiyoruz. Biz ve kurumlarımız nerede duruyoruz, önemli olan bu. Daha iyisini yapabilecekken, daha net ve somut bir tavır alabilecekken, kendi yaptırım mekanizmalarımızı devreye sokabilecekken biz neden seçeneklerimizi tartışmıyoruz? Gazze soykırımcıları, çocuk katilidir. Kadın katilidir. Gazeteci katilidir. Hemşire katilidir. Onlar un katliamcısıdır. Onlar hastaneleri doktorsuz bırakan, insanları aç ve susuz bırakan, şehirleri alt yapısız bırakan, çocukları kolsuz, bacaksız, annesiz, babasız, mezarsız bırakan suçlulardır. Onlar insan safarisine katılmışçasına, çocuk ve kadın öldürdükçe primleri katlanan kamuflajlı şeytanlardır. Onlar mezardan organ çalanlardır. Onlar insanların özgürlüklerini çalanlardır. Onlar bu dünyada güzel olan her şeye kast edenlerdir. Bu yüzden onlar, kamuflajlarını bıraktıklarında günahlarından arınacak değillerdir. Bir terör rejiminin kamuflajı, bu kişileri korumamalı ve dünyanın hiçbir yerinde kendilerini yargılanamaz bilmemelidirler." ifadelerine yer verdi.
"Bu milli ya da dini bir mesele değildir, bu insanlık meselesidir"
Konuşmasının devamında Bozdaş, şunları aktardı:
"Aramızda Ayşe Nur Ezgi Eygi’nin, Rim Badwan’ın, Hind Receb’in katilleri dolaşamamalıdır. Potansiyel katiller de buna cüret etmemelidir. Bu milli ya da dini bir mesele değildir, bu insanlık meselesidir. İnsanlığı kendisine düşman edinmiş bir ideoloji adına, 'Ahlaken yapılması gereken, çocukların öldürülmesiydi' diye düşünenler; bu topraklara yaklaşmaya cüret edememelidir. Bu yüzden yargımıza düşen, soykırımcı orduda görev yapmış ve topraklarımıza bir vesile ile gelmeye niyetlenen ister çifte vatandaş ister yabancı herkesi titizlikle soruşturmak, adli süreçlerin bürokratik engellere takılmasına mahal vermemektir. Aktivistler, soykırıma katıldığı bilinen pek çok çifte vatandaşı bu anlamda ifşa etmiş ve bu kişilerle alakalı suç duyurularında bulunulmuştur. Fakat henüz bu noktada bir ilerleme sağlanamamıştır. Soykırımcıları yargılayarak öncü olalım istiyoruz. israil, sorumluluğu hatırlatılmayan, yaptırım dayatılmayan her olayda, hukuk tanımazlığını katlayarak bu noktaya gelmiştir. Hukuken hesap sorulabilecek pek çok firsat, doğru zamanda değerlendirilmediği için; uluslararası toplum gereğini yerine getirmediği için, devletler kendi husumetlerini dahi sürdürmediği için bu noktada bulunuyoruz. Mavi Marmara’dan başlayarak açılmamış bir defter bırakmayalım. israilin yaptıklarının sadece Netenyahu dönemine yükletilerek rejimin aklanmasına müsaade etmeyelim. israil budur. 50 yıl önce de böyleydi, bundan sonra da değişmeyecektir. Kodları, bu temel üzerine kurulmuştur."
"Siyonist düşüncenin ırkçılık temelli bir düşünce olduğunu yasal olarak tescil etmeliyiz"
Zor zamanlarda radikal kararlar alınması gerektiğini belirten Bozdaş, "İnsan haysiyetinin korunabilmesi için fark yaratmak gerekir. Siyonizm ırkçılıktır. Apartheit rejimin dayanağıdır. Soykırımın doktrinidir. Soykırım derken salt ölümlerden bahsetmiyorum. Hafıza kırım, mekân kırım, kültür kırım…. Gazze’de yaşananları ölü sayısına sıkıştıramayız. Siyonizmin dünyaya maliyeti Gazze’den ibaret değildir. Her yerde her dönemde savaşın finansmanıdır, ekonomik buhranların, bunalımların, ahlaki dejenarasyonun, küresel operasyonların alt metnidir. Siyonizm, kendisinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımayan ve kendi varlığı uğruna bütün dünyayı kan gölüne dönüştürebilme potansiyelini haiz bir düşünce sistemidir. İnsan hakları, kendisini ortadan kaldırmaya adanmış bir sistemle bağdaşmaz. Bu yüzden siyonist düşüncenin ırkçılık temelli bir düşünce olduğunu yasal olarak tescil etmeliyiz." ifadelerine yer verdi.
"Soykırımcı, sosyal mecraları etkin bir şekilde kullanmaya devam ediyor"
Son olarak Bozdaş, "Soykırımcı, sosyal mecraları etkin bir şekilde kullanmaya devam ediyor. Terör çetesi IDF, propagandasını sürdürüyor. Bu hesapların Türkiye’de yayın yapabilmesine, propaganda üretebilmesine engel olunmalıdır. Soykırımın arkasında duran hiçbir oluşum, mecralarımızda rahat hareket edememelidir. Bu sebeple, bu hesapların erişime engellenmesi büyük bir zaruret ve ehemmiyet arz etmektedir. Bu anlamda kurumlarımıza düşen pek çok görev ve sorumluluk bulunmaktadır. Bu hususların tekrar altını çiziyor, var olan tüm gücümüzle soykırımcı ideolojinin karşısında konumlanmanın önemine vurgu yapmak istiyorum." dedi.
Avukat Şamil Acar
"Bu katliamı işlerken dünya sessiz kalmış, katliamın suç ortağı olmuştur"
Ardından söz alan MAZLUMDER Ankara Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Şamil Acar ise işgalci siyonistlerin Gazze’de gerçekleştirdiği saldırılara ilişkin uluslararası toplumun tutumunu eleştirdi.
Acar, "israil Gazze'de Filistin'de 1947'den beri katliamlar gerçekleştirmektedir. 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı hareketinden bu tarafa çoğu kadın, çocuk ve yaşlılar olmak üzere yüz binlerce kişiyi katletmiş Gazze'de soykırım işlemiştir. Bu katliamı işlerken dünya sessiz kalmış katliamın suç ortağı olmuştur. İnsanlık tarihinin en vahşi soykırımlarından birisi İşgalci israil tarafından Gazze'de işlenmeye devam ediyor. Üstelik soykırım suçuna iştirak edenler Uluslararası Adalet Divanında yargılanırken, eylemlerine pervasızca devam ediyor. Uluslararası Adalet Divanı önünde yargılanan israilin soykırımının durdurulması için her alanda yalnızlaştırılması ve faillerin yargılanması önemli bir zarurettir. israil yalnızlaştırılmadığı için katliamın baş aktörü Binyamin Netanyahu BM kürsüsünden yaptığı tüm katliamlara rağmen pervasızca utanmazca konuşabilmekte ve adeta birileri tarafından da alkışlanmaktadır. Türkiye aperthaid rejimi israili tanıyan ilk İslam ülkesidir. Bu zilletten artık kurtulmalıyız." dedi.
Çifte vatandaşların yargılanması
"Gerek ulusal gerekse de uluslararası medyada yer alan haberlere göre israil-Türkiye çifte vatandaşı olan kimselerin Gazze’de gerçekleşen soykırım sürecinde rol oynadığı bilinmektedir." diyen Acar, "Bizler adeta canlı yayında katliamları canlı canlı izler olduk. Bu katliamlara karışan askerler sadece israilli değil dünyanın değişik ülkelerinden gelen katiller sürüsüdür. Soykırıma iştirak eden çifte vatandaşlar katliamı gerçekleştirdikten sonra ülkelerine geri dönmüşler sahillerde ve kafelerde gününü gün etmişlerdir. Aynı zamanda Türk ve israil vatandaşı olan bu kişiler Gazze'de gerçekleştirdikleri katliamları sosyal medya hesaplarından pervasızca paylaşmışlar, siyonizme hizmet ettiklerini dünyaya ilan etmişlerdir. Bazı Avrupa devletleri bu tür katliamlara iştirak eden çifte vatandaşları yargılamışlar, cezalandırmışlar, hatta vatandaşlıktan çıkartmışlardır. Türkiye'de ise suç duyurularımıza rağmen Bu katliama karışan kişilere yönelik herhangi bir cezai işlem yapılamamıştır. Yaptığımız suç duyuruları ve basın açıklamalarına rağmen ilgili merciler bu katillere herhangi bir cezai müeyyide uygulamamıştır. Halbuki bu kişiler katliama iştirak etmişler ve Gazze'de çocukları öldürmüşler yani insanlık suçu işlemişlerdir. Daha önce de israili yöneticiler ve başbakan Netanyahu hakkında verdiğimiz suç duyuruları şu an sayın adalet bakanının verdiği talimatla yürürlüğe girmiş, Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkmıştır. Bizler insan hakları aktivistleri olarak soykırım yapan sözde devlet başkanına verilen yakalama kararının aynısını bu soykırımı işleyen, soykırıma iştirak eden Türk ve israil vatandaşı kişilere de uygulanmasını istiyoruz. Bunlar şu an elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaşmakta belki ayna apartmanda belki aynı mahallede belki de aynı şehirde oturmaktayız. Suç işleyenlere karşı cezasızlık da ayrıca bir insan hakları ihlalidir. Adalet Bakanlığı'ndan, hükümetten beklentimiz çifte vatandaşların tespitinin yapılıp, yargılanması ve gerekli cezaya çarptırılmasıdır. Çünkü soykırım bir insanlık suçudur, soykırıma iştirak eden bu kişiler tarih önünde derhal yargılanmalı ve gerekli cezayı almalıdırlar." diye konuştu.
"Siyonizm ile küresel güçler arasındaki ilişki ayan beyan ortaya çıkmıştır"
Yapılan konuşmaların ardından ANFİDAP adına açıklama yapan Kudüs ve Hukuk Derneği Başkanı Av. Mustafa Eminoğlu ise Aksa Tufanı’nın 3’üncü yıl dönümüne dikkat çekerek, Gazze’de yaşananların uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Eminoğlu, "Aksa Tufanı, uluslararası hukuk uyarınca Filistinlilere tanınmış meşru müdafaa hakkının ve self determinasyon hakkının doğal bir uzantısıdır. Uluslararası yargı mekanizmalarınca da vurgulandığı üzere Gazze’nin ablukaya alınması, temel yaşam malzemelerinin kısıtlanması adeta açık hava hapishanesine dönüştürülmesi hukuka aykırıdır ve bir savaş suçudur. Bu suça karşı Aksa Tufanı operasyonu gerçekleşmiştir. israil, Gazze’de oluşturduğu ablukayla mütemadi bir suç işlemiştir ve işlemektedir. Mütemadi suçlarda kesinti gerçekleşinceye kadar mağdur, meşru müdafaa hakkını kullanabilir. Aksa Tufanı’da meşru müdafaa hakkının ölçülü, meşru ve zaruri bir kullanımıdır. Tarihin akışına yön veren bu eylem neticesinde israilin bölgemizde kurmaya çalıştığı düzen yıkılmıştır. Mutlak kötülük israilin gerçek yüzü tüm dünya insanlığınca tanınmıştır. Siyonizm ile küresel güçler arasındaki ilişki ayan beyan ortaya çıkmıştır. Basit tüketim malzemelerinden, kitle gözetim teknolojilerine kadar tüm küresel ilişkilerin siyonizme nasıl hizmet ettiği ortaya çıkmıştır. Gazzeliler tüm bu süreci yok olma pahasına gerçekleştirmiştir." dedi.
"Bu yapay yapının en kilit parçası çifte ve çoklu vatandaşlık sistemidir"
"Batılı güçlerin soykırıma kesintisiz destekleri, milyarlarca dolarlık silah, mühimmat, yapay zeka, kitle imha silahları, istihbarat desteği Aksa Tufanı sayesinde ortaya çıkmıştır." şeklinde belirten Eminoğlu, şunları söyledi:
Aynı şekilde israil iç kamuoyu da bu soykırıma koşulsuz destek olmuştur. Neredeyse her israillinin yedek asker olduğu, gelişmiş yedek askerlik sistemi, her israillinin silahlandırılması için her yıl yüzbinlerce silah dağıtımı gibi eylemler soykırımcı yapıyı bir bütün olarak ortaya çıkarmıştır. Silahlanan ve Gazze soykırımına, Batı şeria işgaline, Lübnan yağmasına katılan bu kişilerin çoğu israil sisteminde çifte veya çoklu vatandaştır. Zira israil dediğimiz yapı yapay bir organizmadır. Yapaydır çünkü kurdurulmuştur. Yapaydır çünkü efsaneler üzerine bina edilmiştir. Bu yapay yapının en kilit parçası çifte ve çoklu vatandaşlık sistemidir. Normal devletlerde kural tek vatandaşlıkken israilde kural çoklu vatandaşlıktır. Zira israillilerin neredeyse tamamı göçmendir. 1948 sınırları içinde kalan Filistin toprakları dahil olmak üzere tüm Filistin’de işgal edilmiş topraklara cebren ve terörle yıllar içinde yerleşmişlerdir. israilin yayınladığı listeye göre 50 binden fazla çifte ve çoklu vatandaşlığa sahip askeri bulunmaktadır. Söz konusu listede 112’si çifte, 21’i çoklu olmak üzere toplam 133 Türkiye vatandaşının olduğu da görülmektedir. Şunu da unutmamak gerekir ki bu veri israilin yayınladığı, yalnızca muvazzafı yani görevdekileri gösteren bir listedir. Yedek, paralı veya diğer soykırımcı israilli askerler dahil edildiğinde sayı katlanarak artacaktır."
"ANFİDAP olarak bu katillere yönelik müteaddit defa suç duyurularında bulunduk"
Bazı siyonist çifte vatandaşların isimlerini açıklayan Eminoğlu, "Açık kaynak verilerinde bu kişiler umarsızca konusu suç teşkil eden eylemlerini paylaşmakta adeta katliamlarını sergilemektedirler. ANFİDAP olarak bu katillere yönelik müteaddit defa suç duyurularında bulunduk. Ancak ne yazıkki bugüne kadar somut herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir. Hayati öneme haiz bu soruşturma dosyaları adliyenin raflarında adeta tozlanmıştır. Daha önce suç duyurusuna konu edilen isimlere ilave olarak, açık kaynak verilerinde yoğun bir şekilde paylaşılan ve israilin suçlarında rol aldığına dair kuvvetli şüpheler bulunan Jessica Bahar, Yasmin Acıman, Niv Abalofya, Defne Yaeş, Talia Sasson, Barış Shlomi Rosana, Moshe Gülerşen, Talya Sağlam ve diğer onlarca isim bilgisi açık kaynak verilerinde yaygın biçimde paylaşılmaktadır. israildeki Türkiye kökenli nüfus yoğunluğu, Türkçe konuşulan mahalleler, ticari ilişkiler, hava yolu trafiği, Sumud filosu aktivistlerinin tanıklıkları ve sosyal medyada yaygın bir şekilde yapılan paylaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, soykırım ordusunda görev alan çifte vatandaş sayısının daha fazla olabileceği anlaşılmaktadır. Bu kişilerin ve diğer tüm isimlerin etkin bir soruşturma yürütülerek tespit edilmesi, mahkum edilmesi ve vatandaşlıktan çıkartılması gerekmektedir." diye konuştu.
"Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı yoktur"
Konuşmasının devamında Eminoğlu, "Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca, çoklu vatandaşlık hâlinde sicile kayıt işlemlerinde beyan esası uygulanmaktadır. Bu nedenle, resmî verilerin çok üzerinde israil vatandaşlığını bildirmemiş Türkiye vatandaşının da bulunması muhtemeldir. Açıklanan isimler ve istatistik verileri, soykırım ordusunda yer alan kişilere ilişkin iddiaların inkâr edilemez bir boyuta ulaştığını göstermektedir. Bu kişiler tüm dünyayı karşısına alarak küvezdeki bebeklerin başlarına kurşun sıkan bir yapıda yer almakta, hamile kadınların öldürülmesiyle iki kişinin öldüğü sevincini yaşayan bir terör örgütüne hizmet etmektedirler. Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı yoktur. Er ya da geç adalet önünde bu katiller hesap verecektir. Dünyanın her yerinde Belçika, Şili, Yunanistan, Vietnam, Brezilya, Fransa gibi ülkelerde bu kişiler aleyhine suç duyurularında bulunulmuştur." şeklinde belirtti.
"Bu kimseler ülkemiz için de bir milli güvenlik sorunudur"
Son olarak Eminoğlu "Olası uluslararası yargılamalarda bu kişilerin Türkiye pasaportunu koruma ve gizlenme aracı olarak kullanmaları da muhtemeldir. Türkiye’de çok rahat hareket kabiliyetine ve nüfuz gücüne sahip olan bu katiller ülkemiz için de bir milli güvenlik sorunudur. Kritik dönemlerde toplumsal birliği tehdit etmeleri ya da yabancı istihbarat servisleriyle bağlantı kurmaları ihtimali yüksek olan bu kimseler kamu güvenliği açısından oldukça risklidir. Hukukumuzun da tanıdığı evrensel yargı yetkisini işleterek bu kişiler için yargılamalar başlatılmalıdır. Gazze’de, Batı Şeria’da Kudüs’te, Lübnan’da Suriye’de soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarını işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan bu kimselere karşı artık adli ve idari tahkikatlar başlatılmasını ve hak ettikleri cezaların bir an evvel verilmesini talep ediyoruz." dedi.