AB’nin Sinsi Kıbrıs Planı
Cenevre'deki gayriresmî 5+Birleşmiş Milletler konferansı öncesi, Avrupa Birliği (AB) harekete geçti. Planları, 'tam entegrasyon' havucuyla yardım oranlarını ciddi şekilde artırmak ve böylece Türkiye’yi Kıbrıs’tan kalıcı olarak çıkarmak.
Cenevre'deki gayriresmî 5+Birleşmiş Milletler konferansı öncesi, Avrupa Birliği (AB) harekete geçti. Planları, 'tam entegrasyon' havucuyla yardım oranlarını ciddi şekilde artırmak ve böylece Türkiye’yi Kıbrıs’tan kalıcı olarak çıkarmak.
Cenevre’de bugün başlayacak ve 29 Nisan’da son bulacak gayri resmî 5+BM konferansının öncesinde Avrupa Birliği (AB), KKTC’yi Ankara’dan koparmak ve Türkiye’yi adadan çıkarmak için tekrardan harekete geçti. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’e sunulan ve uygulamaya konan plana Aydınlık ulaştı.
Konuyu yakından takip eden kaynaklar Kıbrıs zirvesinin, Ankara ve Brüksel arasında gerilimin yükseldiği, Avrupalıların Türkiye için kritik konularda açıktan karşı cepheyi desteklediği, Batı’nın Erdoğan hükümetine yönelik ekonomik ve siyasi baskısının arttığı koşullarda toplandığına dikkat çekiyor. Bu gelişmelerin arka planında ise Türk Lirası'nın değer kaybı ve ülkenin içinde bulunduğu pandemi koşulları bulunuyor.
Kaynaklara göre ABD ve AB, Türkiye’nin bağımsız ve bölge merkezli bir dış politika yürüttüğü bu son dönemde KKTC’yi kendi tarafına çekerek Türkiye’yi can evinden vurmaya hazırlanıyor. Bu sefer, Türkiye’nin öyle ya da böyle yürüttüğü denge siyaseti değil, doğrudan milli egemenliği ve toprak bütünlüğü hedef alınacak.
RUM VE TÜRK ELİTLERE DÖNÜK FAALİYET
Aydınlık’ın elde ettiği bilgiye göre BM Genel Sekreteri António Guterres’in çağrısıyla bugün toplanacak Cenevre Konferansı öncesinde Brüksel, adadaki faaliyetlerine hız verdi. Özellikle adadaki etkili Rum ve Türk elitlerine yönelik bir çalışma yürütülüyor. Ayrıca Kıbrıs’ta son yıllarda geleneksel olarak Batı’nın çıkarlarına hizmet eden BM kurumları da harekete geçiriliyor. Bölgeyi yakından takip eden kaynaklar, burada sadece dış politikada iyi bir tempo tutturan Türkiye’nin değil, Rusya ve Çin gibi Doğu Akdeniz’de etkili olabilecek güçlerin de hedef olduğunun altını çiziyor.
BM ŞEMSİYESİ
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in adadaki elçileri, BM ile olan faal temaslarını, geleneksel olarak, BM’nin Avrupa’nın bu zorlu bölgesinde barışı tesis etme girişimlerine tam destek vermek amacıyla açıklıyor. Böylece AB, BM "şemsiyesi" altına girmiş oluyor ve Kıbrıslıların hâlihazırda aşina olduğu ve Kuzey Kıbrıs’ın yerel nüfusu arasında çok fazla “mide ekşimesine” neden olmayan BM’nin çalışma yöntemlerine erişim sağlıyor. Kaynaklar, Kıbrıs’ta Türk elitlerinin sadakatini kazanmaya çalışılması karşılığında Batı’dan yardım almaya alışkın bir yapıya da dikkat çekiyor.
KKTC’YE KURULAN TUZAK
AB’nin Kıbrıs konusundaki “uzmanları”, Borell’e yeni bir teklifle gittiler. AB, Türkiye’yi Kıbrıs’tan kalıcı olarak çıkarmak için “tam entegrasyon” havucuyla yardım oranlarını ciddi şekilde artırmayı planlıyor. Brüksel el yükseltiyor. AB, son 15 senedir KKTC’nin aklını çelmek için az para (600 milyon dolardan fazla) dökmedi, ancak KKTC, Ankara’ya sırtını hiçbir şekilde dönmedi. Şimdi ise yeni yatırım programlarının açıklanması, KKTC’ye Kovid-19 aşılarının gönderilmesi ve burada üretilen mallara Avrupa pazarlarına engelsiz geçiş için özel bir statü verilmesi planlanıyor.
Avrupalılar, perde arkasında KKTC’de belirli kesimlere Ankara’dan vazgeçme ve uzaklaşma karşılığında Rum kesimiyle aynı düzeyde finanse edilme ve AB’nin tüm “nimetlerinden” tam üye gibi faydalanma sözü veriyor. Aynı zamanda KKTC’ye bütün kanallardan Ankara’nın ekonomik sıkıntılar içinde bulunduğu, adayı kalkındıracak olanaklardan yoksun olduğu ve yakın gelecekte uluslararası arenadan izole edileceği mesajı gönderiliyor.
Bunlarla birlikte KKTC’de yapılan propagandalarda şu konulara ağırlık veriliyor: Ankara, kendi sorunlarını çözmeye saplandı; kendi ekonomisini yeniden kurmanın ve nüfusu aşılamanın yollarını bulamadı; "Kıbrıslı kardeşlerine" verebileceği bir şey yok, Kuzey Kıbrıs müreffeh Avrupa’ya katılırsa kalkınır.
'HEDİYE GETİREN AVRUPALIDAN KORKULUR'
Kaynaklar, şunun da altını özellikle çiziyor: “Hediye getiren Avrupalılardan korkulur. AB’nin KKTC’ye vereceği, sonrasında sahip olduğu enerji kaynaklarından götüreceğinin çok çok altında. Üstüne üstlük o zaman ne KKTC kalacak ne de arkasında Türkiye.”
ERSİN TATAR’IN KARARLILIĞI
Aslında AB’nin bu faaliyetleri yeni değil. Ancak bu temelde artan seviyede yeni çabalar içine girdikleri görülüyor. Bu noktada Türkiye ve Ankara’yla birlikte hareket etme kararlılığı içindeki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, en önemli engel.
22 Nisan günü KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, United World International (unitedworldint.com) sitesinin düzenlediği çevrimiçi bir etkinlikte yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı. Tatar, tek federasyon planına karşı KKTC’yi savunacaklarının altını çizmiş, iki devletli çözüme ve “Anavatan Türkiye’yle” birlikte hareket edeceklerine heyecan ve coşkulu bir havada döne döne vurgu yapmıştı.
AB’NİN OYUNU NASIL BOZULUR?
AB rüşvetinin Cumhurbaşkanlığına etki etmesi mümkün değil. Ama ülke içinde tereddütler yaratmak üzere KKTC’deki Batıcı güçleri harekete geçirebilecektir. Dolayısıyla KKTC’nin egemenliğinin uluslararası planda tanınması, AB’nin bu oyunun bozulmasında da önemli rol oynayacak.
United World International’ın Cumhurbaşkanı Tatar’la birlikte düzenledikleri toplantı, aslında bunun da işaretlerini verdi. Rusya, İran, Mısır, Venezuela gibi ülkelerin önemli yayın organlarının temsilcileri, Tatar’a yönelttikleri sorularda ülkeleriyle KKTC arasında ortaklıklara işaret ettiler.
Bu toplantı, bir nevi “KKTC’yi kimler tanır?” sorusuna da cevap vermiş oldu. Bunu dünya gerçekleri de zaten açık bir şekilde gösteriyor. Ama uluslararası basın buluşması ve bu buluşmaya olan ilgi bir olgunlaşmaya işaret etti.
KKTC’Yİ TANITMA STRATEJİSİ
Bu fırsatın değerlendirilmesi ve AB’nin yukarıdaki planlarının boşa çıkarılması ise ancak Ankara ve Lefkoşa’nın bütünlüklü bir stratejiye sahip olmasıyla mümkün. KKTC’yi tanıtmak, buna uygun bir plan ve çaba gerektiriyor.
Birincisi; “KKTC’nin egemenliği neden sadece Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için değil, tüm Avrasya coğrafyası için de önemli?” sorusunun cevabının iyi anlatılması şart. KKTC’yi tanıyabilecek potansiyel ülkelerin KKTC’nin varlığının korunmasındaki çıkarları vurgulanmalı.
İkincisi; aslında gazetecilerin sorularına da yansıyan o ülkelerin karşılaştıkları tehditlerle KKTC’nin içinde bulunduğu durum arasındaki benzerlikler de ortaya konulmalı ve bunun üzerinden o ülkelerle yakınlaşmayı sağlayacak yollar belirlenmeli.